Kayyumlara sırtını dönen gençlik yüzünü nereye çevirmeli?

Date:

Share post:

Tek Adam rejiminin eğitim kurumlarına yönelik kuşatması her geçen gün derinleşiyor. Ancak üniversitelerde ve liselerde yaratılmaya çalışılan bu korku rejiminin başarılı olmadığını görüyoruz. Boğaziçi Üniversitesi’nde bir öğrencinin diploma töreni sırasında usulsüz bir şekilde göreve atanmış bir akademisyenle fotoğraf çekilmeyi reddetmesi toplumda geniş bir yankı bulmuştu. ODTÜ’nün 70. mezuniyet töreninde kayyum rektör Ahmet Yozgatlıgil kürsüye çıktığında öğrenciler kürsüye sırtlarını döndü, ıslık ve yuhalamalar konuşmanın sonuna kadar kesilmedi. İstanbul’un en köklü liselerinden biri olan İstanbul Erkek Lisesi’nde öğrenciler okul müdürünü benzer bir şekilde protesto edince okul idaresi töreni yarıda kesmek zorunda kalmıştı. 19 Mart 2025’te yükselen öğrenci seferberliği bugün sönümlenmiş olsa da mücadele bitmiş, öğrenciler sindirilmiş değil. Örnekler bize rejimin yürüttüğü kayyum siyasetinin öğrenciler nezdinde meşru olmadığını, okullarda ve kampüslerde istediği rızayı inşa etmekte başarılı olamadığını gösteriyor.

Bütün bu tepkilerin üç ortak talepte birleştiğini söylemek mümkün: kayyumlara ve atanmışlara karşı mücadele, kampüslerde sermayeye ve ortak alan gaspına karşı mücadele, kampüslerde polis ablukasına ve diğer güvenlikçi politikalara karşı mücadele. Talepler ortak olsa da mücadeleler tekil ve yalıtık ilerliyor. Elbette öğrenci dayanışması yadsınamaz fakat bütün bu yerel mücadele dinamiklerinin asıl müsebbibi olan Tek Adam rejimi ve kapitalizme yöneltildiği de söylenemez. Kayyumlara duyulan öfke, sermayeye duyulan öfke ve rejime duyulan öfke ne yazık ki henüz ortak bir potada eritilebilmiş değil. Rejimin gençliği sindirebilmekte başarılı olamadığı doğru ancak öğrenci hareketi ortak talepleri etrafında bütünlüklü bir programı olan bir mücadele aracından yoksun.

Bize düşen görev, öğrencilerin okullarda yaşadığı sorunlarla sınırlı kalan bu mücadele dinamiklerini rejimden ve kapitalizmden kopuşu hedefleyen bir sınıf hattına yönlendirmektir. Bir mücadele programı, tam da böylesi aciliyet taşıyan sorunlarımızın içinden doğabilir. Geçmiş seferberliklerin deneyimi bizlere şunu gösterdi: Böyle bir program yalnızca okul sınırları içindeki meselelere cevap vermekle yetinemez çünkü ekonomik, demokratik ve toplumsal sorunların kaynağına inilmeden bu sorunlar da çözülemeyecektir. Tam da bu yüzden işçi sınıfının, ezilenlerin, emekçilerin sorunlarıyla kendi sorunlarımız arasında bir köprü kurmak zorundayız.

Bu mücadelenin örgütü, kitlelerin mücadelesi içinde şekillenecektir. Bize düşen, henüz birer nüve olan bu mücadele araçlarının inşasına katkıda bulunmaktır. Geçtiğimiz seferberlikler ÖTK’ların bu amaç doğrultusunda önemli araçlara dönüşebileceklerini gösterdi. Öğrencilerin en geniş kesimlerini tek bir çatı altında toplayacak ve mücadeleyi merkezileştirecek bu tür deneyimleri bulunduğumuz her kampüste, her okulda inşa etmeye, büyütmeye çalışmalıyız.

Son Yazılarımız

spot_img