Emperyalist kapitalist sistem tıkandı. Yirmi yıla yaklaşan bir süredir sermaye krizden çıkamıyor. Savaş, işgal, soykırım, darbe, katliam, iç savaş, her türden baskı ve diktatörlük girişimi bu dönemin alametifarikası durumunda. Doğanın geri dönüşsüz yıkımı bu dehşet tablosunun mütemmim cüzü. Bu çoklu kriz hali, yangına körükle gitme misali, en ufak bir ibret alınmaksızın dünyayı bir felakete sürüklüyor. Türkiye’nin sistem krizi bu büyük çöküşün ayrılmaz bir parçası ve tezahürüdür.
Eski temel üzerine yeni bina inşa edilmez. Bozuk çarıkta düz ayak olmaz. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de iktidar sahiplerinin yaptığı budur. Çözüm diye eskinin katmerli bir versiyonunu dayatmak sadece yıkımı hızlandırır. Nitekim çare diye sunulan cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin sonucu ortadadır. Sanki eskinin sorunu her kafadan bir ses çıkmasıymış gibi her şeyi tek adama bağlamak, olduğu kadarıyla katılımı da şeffaflığı da eleştiri ve katkıyı da öldürmüştür.
Aksi mümkün olabilir miydi? Toplumun bir bütün olarak siyasetsizleştirilmesi, edilgen ve itaatkâr bir onay merciine indirgenmesi yönetenlerin elini kolaylaştırsa da yeni rejim hiçbir temel sorunu çözememiş, kalıcı refah ve iyileşmeye vesile olamamıştır. Mevcut buyurgan siyasetle gidilecek hayırlı bir yol da mümkün görünmüyor. Çeyrek asırdır iktidarda olan bir yapının halen sabır ve fedakârlık talep ediyor olması tek başına bir karinedir. Öyle ya, bu halk ne istediniz de size vermedi?
Ezcümle, demokrasinin yolu toplumsal zenginliğin adil ve eşit paylaşımından geçer. Demokrasinin yolu halkın itibarından tasarruf edilmemesinden geçer. Demokrasinin yolu üretenlerin yönetmesinden geçer. Demokrasinin yolu işçinin emekçinin katılımından, denetiminden geçer. Demokrasinin yolu örgütlü ve konuşan bir toplumdan geçer. Demokrasinin yolu demokratik kurumlardan geçer. Demokrasinin yolu itirazın ve eleştirinin temel hak olmasından geçer. Demokrasinin yolu siyasal demokrasiden geçer. Demokrasinin yolu sınıf mücadelesinden geçer. Demokrasinin yolu işçi sınıfından geçer.
