Tek Adam rejimi, iki kişiden birinin oyunu aldığı şaşaalı günlerinin uzağında. Bir zamanlar AKP’nin siyasi muarızlarına karşı başat avantajı olan seçmen desteği, ekonomik ve siyasi buhran uzadıkça onun zayıf karnına dönüştü. İktidar bu açığını devletin baskı kapasitesini seferber ederek ve muhalif seçmen blokunu bölmeye yönelerek aşmaya çalışıyor.
Baskı başarılı oldu mu? Şimdiye kadar olmuş gibi görünmüyor. Uydurma suç örgütleri bahane edilerek ana muhalefet partisinin cumhurbaşkanı adayını ve sayısız belediyesini hedef alan siyasi operasyonlar esas hedefine ulaşamadı. Önce İmamoğlu’nu, sonrasında ise Özel’i önüne katıp ilerleten yaygın sosyal ve siyasal huzursuzluk dinmedi, kitleler iktidarı değiştirme hedefini terk etmedi.
Seçmen blokunu bölmeye dönük hamlelerin başarılı olup olamayacağını şimdiden kestirmek ise güç. Yürütülmekte olan barış sürecinin dolaysız bir sonucu genel olarak Kürt hareketinin, özel olarak DEM Parti’nin siyasal muhalefet pratiğini fiilen askıya alması oldu.
Bu askıda muhaliflik halinin, CHP’nin tarihinde benzerini yaşamadığı bir baskı dalgası ile eşzamanlı yaşanmakta oluşunun bu partinin tabanındaki bir kısım ulusalcıda yarattığı haksız öfke şimdiye dek İmamoğlu ve Özel tarafından az çok başarıyla dengelenmişti.
Fakat çerçeve yasa oylaması sırasında Yeni Parti’nin kurucu kadroları arasında hayli yer kapladığını gördüğümüz şoven statükoculukla, “silahlar susmasın” deme pozisyonuna düşmek istemeyen parti liderliği arasındaki uyumsuzluk açığa çıkmış oldu. Kimi temel meselelerde birbirinden farklı, hatta karşıt siyasi eğilimleri aynı partide tutma mecburiyeti CHP’den devralınan müzmin bir hastalık.
Tek Adam rejimine karşı yaygın sosyal ve siyasal huzursuzluğun dinmediği veyahut bastırılamadığı meselesine dönelim. Bu hal, AKP-MHP iktidarından kurtulmak isteyenlerin şansı ise şanssızlığı da bu yaygın muhalefeti iktidara taşımaya aday olarak öne çıkanın bahsi geçen güdük burjuva partisi oluşu. Çerçeve Yasa tartışması gibi hayati bir meselenin kayıtsız kalınamayacak bir uğrağında “ne şiş yansın ne kebap” denilebilecek bir siyasetsizliğin içine savrulmak, bu güdüklüğün “yeni” partideki ilk tescillenişi oldu.
Peki bu sarsıntı, tek sefere mahsus istisnai bir yalpalama sayılabilir mi? Tek Adam rejiminden kurtulmak isteyen emekçiler ve ezilenler bu hususta Yeni Parti’ye güvenebilir mi?
İsmi yeni olsa da programında yeni bir şey sunmayan bu düzen partisinin birikmiş sorunlarımızın hiçbiri için kökten ve kalıcı çözümler sunmasının mümkün olmadığı açıktır. Emperyalizmle bağımlılık ilişkisini sürdürmeye, ekonomide sermayenin programını uygulayarak emekçileri bankalara ve patronlara ezdirmeye yönelmesi; Kürt sorunu başta olmak üzere demokratikleşme gerektiren meselelerde cesur ve kararlı bir politik duruş sergilemekten kaçınması alınyazısı olmasa da sınıf karakterinin kaçınılmaz sonucu değil midir?
Peki tüm bunlar içerisinde denenmemiş olan ne var?
Hem Tek Adam rejiminin hem önceki dönemlerin yükünü kuşaklardır en ağır haliyle omuzlarında taşıyan biz işçi ve emekçilerin, ezilenlerin; isimlerin, tabelaların, binaların değişmesi ile karşılanamayacak bir yeniliğe ihtiyaç duyduğumuz açık. O yenilik siyaset alanında yaşanmalıdır. Şu veya bu düzen partisinin emekçilerin dikkatini kendi ihtiyaç ve özlemlerinden uzaklaştırmayı hedefleyen köhne siyasetlerinin yerini sınıf siyasetinin duru ve ferahlatıcı rüzgârı almalıdır. Bitmek bilmeyen siyasi ve sosyal krizin bunaltısını aşmak için bizim ihtiyaç duyduğumuz yenilik tastamam budur.
