Brezilya seçimleri: Ne Lula-Alckmin ne de Bolsonaro emekçi halk için çözüm olabilir

Date:

Share post:

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in (İUB-DE) ve Arjantin partisi Sosyalist Sol (Izquierda Socialista) önderlerinden Adolfo Santos Brezilya’daki seçim sürecini değerlendirdi.

4 Ekim’de Brezilya’da seçimler yapılacak. Cumhurbaşkanlığı ve yardımcılığının yanı sıra valilikler, senatörlükler ve federal milletvekillikleri için de sandığa gidilecek.

Yarış, iki büyük siyasi güç arasında yoğunlaşıyor: Luiz Inácio Lula da Silva’nın işadamı Geraldo Alckmin’le kurduğu ittifak ve Donald Trump’ın desteklediği Bolsonarocu blok. Anketlerin çoğu, Lula’ya hafif bir üstünlük tanısa da oldukça sıkı bir yarış öngörülüyor.

Brezilya, Amerika kıtasının en kalabalık ikinci ülkesi ve en büyük ikinci ekonomisi. Sahip olduğu bu stratejik önem, seçimlere gösterilen ilginin büyüklüğünü de açıklıyor. Bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi, emekçi kitlelerin yararına köklü adımlar atmayan reformist sol hükümetlerin sorunları çözümsüz bırakmasına ve ikiyüzlü söylemlerine duyulan bıkkınlık, aşırı sağın mesihçi çıkışlarını güçlendirdi. Venezuela’da Chavizm iktidarında, Bolivya’da Evo Morales döneminde, Şili’de Gabriel Boric, Kolombiya’da Gustavo Petro ve hatta kendi ülkemizde Kirchnerci Peronizm yönetiminde tanık olduğumuz tablo da tam olarak buydu. Aşırı sağı Latin Amerika sahnesine taşıyan asıl etken, sınıf işbirlikçisi bu kapitalist hükümetlerin yaşadığı başarısızlıklar oldu.

Brezilya’da da durum farklı değildi. Lula ve İşçi Partisi (PT), seçimleri kazanmak ve iktidara tutunabilmek uğruna işçi sınıfı hükümeti kurmayı hedefleyen tarihsel programlarını bir kenara iterek Brezilya burjuvazisinin belli kesimleriyle ittifaklara girdi. Nitekim Lula’nın ilk döneminde, Minas Gerais’li büyük tekstil sanayicisi José Alencar’ın başkan yardımcılığına getirilmesi kesinlikle bir tesadüf değildi. Alencar o dönem Liberal Parti (PL) üyesiydi ve bugün aynı parti Bolsonaro ailesine ev sahipliği yapıyor. Üstelik Lula, Merkez Bankası’nın başına da BankBoston’ın küresel CEO’su Henrique Meirelles’i getirmişti. Bugün ise Lula’nın başkan yardımcısı adayı olan Geraldo Alckmin, PSDB’den (merkez sağ Brezilya Sosyal Demokrat Partisi) eski bir São Paulo valisi olmasının yanı sıra tarihsel olarak Opus Dei tarikatı ile bağlantılı, eğitim ve sağlık alanlarında sert kemer sıkma politikaları ile baskıcı uygulamalara imza atmış oldukça muhafazakar bir isimdir.

PT’nin tarihsel programından vazgeçmesi, önemli bir önder kadrosunun ve militan kesimin partiden koparak 2004’te PSOL’ü (Sosyalizm ve Özgürlük Partisi) kurmasına yol açtı. Kurulan bu yeni örgüt; sınıf odaklı, emperyalizm karşıtı ve enternasyonalist bir programı savundu. Ne var ki, yönetimi elinde bulunduran çoğunluğun sergilediği seçim fırsatçılığı yüzünden PSOL yeniden PT ile ittifak kurdu. Siyasi makamlara ve bakanlıklara ortak olarak, işçi sınıfı açısından büyük önem taşıyan bir projeyi akamete uğrattı. Yaşanan bu oportünist dönüş, İUB-DE’nin seksiyonu Sosyalist İşçi Akımı’nın (CST) 2023’te PSOL’den kopmasına neden oldu. Buna karşın, Luciana Genro önderliğindeki MES (Sosyalist Sol Hareket) gibi kendini Troçkist olarak tanımlayan akımlar, işçi sınıfını yeni bir hayal kırıklığına sürükleyecek olan bu sınıf işbirliği cephesinin parçası olmayı sürdürüyor.

PTnin ittifakları, ona yalnızca ziyafetin kırıntılarını dağıtma imkânı tanıyor

Jair Bolsonaro’nun tek dönemiyle kesintiye uğrayan dört dönemin ardından Lula ve PT, işçi sınıfının ağır sorunlarını çözemedi; uluslararası finans sistemine karşı durmadı ve kapitalist ekonomiden kopuş anlamına gelecek yapısal bir dönüşüm de yaratmadı. İUB-DE seksiyonu CST bu tabloyu şöyle özetliyor:

“ABD’nin ağır müdahaleciliğinin hüküm sürdüğü bir ortamda Lula gereken yanıtı vermiyor. Nutuklar atıp asgari düzeyde önlemler alsa da Beyaz Saray’a, Trump’a, büyük teknoloji şirketlerine ve İsrail’in nazi-siyonistlerine karşı durmuyor […] Bir yandan da çokuluslu şirketlerin ve patronların hizmetinde bir ekonomi politikası yürütüyor, ücretlere saldırıyor ve kamu yatırımlarını kısıyor.” (Combate Socialista, Sayı 218).

Burjuvazinin belli kesimleriyle kurulan seçim ittifakları ve verilen ekonomik taahhütler, Lula’yı ve PT’yi halk yararına politikalar uygulamaktan alıkoyarak onları sadece ziyafetin kırıntılarını dağıtmakla sınırlandırıyor. Lula ve PT, tarım sermayesine ve finans sistemine tavizler veriyor, nadir toprak elementlerini ise Trump hükümetiyle bağlantılı şirketlere teslim ediyor. Eğitim ve sağlıkta son derecede sert kemer sıkma politikaları yürüttüler. Arjantin’de de olduğu gibi halkın borçluluk krizi çok vahim boyutlara ulaştı ve 80 milyonu aşkın yetişkini pençesine aldı. Özelleştirmelere hız verdikleri yetmezmiş gibi, önümüzdeki süreç için yeni bir emeklilik reformunu gündeme getirerek tehdit savuruyorlar. Atılan tüm bu adımlar, yalnızca finans sisteminin dayattığı “sağlıklı fazlayı” korumak uğruna hayata geçiriliyor.

Mevcut tablo aşırı sağın yükselişini açıklıyor. Donald Trump ve Benjamin Netanyahu’nun doğrudan temsilcisi olan, diktatörlüğü savunan, kadın düşmanı ve işçi sınıfının haklarını tehdit eden Bolsonarizmin, PT önderliğindeki cepheyle başa baş gitmesinin sorumlusu bizzat Lula hükümetidir. Kırk yıllık burjuva demokrasisi boyunca ne patron partileri ne de reformist sol partiler derin toplumsal dışlanma sorununa çare olabildi. Latin Amerika’nın en büyük gayrisafi yurt içi hasılasına sahip olmasına rağmen Brezilya, kişi başına düşen gelir dağılımında ancak sekizinci sırada yer alıyor ve bu eşitsizlik 15 yıllık PT iktidarlarına rağmen giderek derinleşiyor.

Lula ile Bolsonaro’nun aynı kefeye konulamayacağı aşikar. Biri diktatörlüğe karşı gelişen işçi grevlerinin içinden bir önder olarak sivrilirken, diğeri bizzat o diktatörlüğün bağrından koptu. Ancak her ikisi de toplumsal eşitsizliği ortadan kaldırmayı amaçlamıyor. Zira böyle bir amaç, büyük ekonomik çıkarları karşılarına almalarını gerektirirdi ve iktidarda kaldıkları yıllar boyunca buna hiç yeltenmediler. Bolsonaro ailesi doğrudan Trumpçılığın elçiliğini yapıyor. ABD hükümeti Brezilya’ya ekonomik yaptırımlar uyguladığında bunu alkışlıyorlar. Hatta bu işbirlikçilikte Javier Milei ile adeta kardeş olmuş durumdalar. Dahası, resmi verilere göre Brezilya’da 716 bin kişinin ölümüne yol açan ve ülkeyi dünyada en çok ölümün yaşandığı ikinci ülke konumuna getiren Covid-19 pandemisinin yıkıcı etkilerini de inkar ettiler. İşte bu yüzden, 2018 yılında kadın hareketinin kitlelere mal ettiği o sloganı kesin bir dille tekrarlıyoruz: #EleNão yani O Değil.

Başlıca adaylar olan Luiz Inácio Lula da Silva ile Flávio Bolsonaro arasındaki söylem farklılıkları ortadaki şu gerçeği gizlemeye yetmiyor: Her iki taraf da emekçi kitlelerin sorunlarına merhem olmak için değil, devasa ekonomik grupların çıkarlarını korumak için yönetti ve aynı yoldan ilerlemeye devam ediyor. Buradaki tek çıkış yolu, sınıf bağımsızlığına dayanan ve işçi sınıfının çıkarlarına hizmet eden bir program etrafında emekçilerin kendi hükümeti için mücadele edecek bir alternatif inşa etmektir.

Sadece bu seçim süreci için değil, aynı zamanda sınıf mücadelelerine müdahale edebilecek ve köklü değişimlere öncülük edecek yeni bir siyasi önderliğin doğmasına katkı sunmak adına da farklı bir alternatifin inşası zorunludur. İşçilerin ve tüm emekçi kesimlerin kendi hükümetleri için mücadele edecekleri bir alternatiften bahsediyoruz. Kadın cinayetlerine son verilmesi ve kadın düşmanlığının suç sayılması için direnen kadınların mücadelesi nasıl örnek alınıyorsa, ücret ve emeklilik haklarındaki kayıpları telafi etmek için de aynı kararlılık sergilenmelidir. Zam furyalarına karşı durulmalı, çevre felaketleriyle ve Trumpçılığın siyasi ve ekonomik saldırılarıyla sonuna kadar mücadele edilmelidir. Kaynaklar finans lobilerine değil sağlığa ve eğitime aktarılmalı, siyah halka ve gecekondu mahallelerine yönelik polis baskısı derhal son bulmalı, yolsuzluğa bulaşanlar cezalandırılmalıdır.

Ulusal egemenliği tavizsiz savunan, işçi sınıfının kazanılmış haklarını güvence altına alan ve egemenlerin ekonomik çıkarlarına karşı dimdik duran bir siyasete ihtiyacımız var. Sosyalist Sol’un Brezilya’daki kardeş akımı CST, sınıf mücadelelerinde birliği savunan, gerçek bir sol programı temel alan ve burjuva kesimlerden tamamen bağımsız bir sol kutbun inşası için mücadele ediyor.

Bu doğrultuda CST kadın hareketini, gençliği ve emekçi kesimleri bu seçimlerde mücadeleye çağırıyor. PSTU’nun (Emekçilerin Birleşik Sosyalist Partisi) cumhurbaşkanı ve başkan yardımcısı adayları Hertz Dias ile Vanessa Portugal’ın yanı sıra, eyalet valilikleri, milletvekillikleri ve senatörlükler için çıkardığı diğer tüm adayları desteklemeye davet ediyor. Siyasi bağımsızlık alternatifinin ve sol bir program savunusunun bir ifadesi olarak CST, kendi eyaletlerinde federal milletvekilliği için yarışacak olan Rio de Janeiro’dan Bárbara Sinedino, São Paulo’dan Lorena Fernandes ve Pará’dan Mariza Santos’un sosyalist, devrimci ve feminist adaylıklarını PSTU listelerinden öne çıkarıyor.

Son Yazılarımız