Fred Bailhau ile Fransa’daki seferberlik üzerine söyleşi – 2: Sendikal hareket, ücretler ve grev komiteleri

Date:

Share post:

Gazete Nisan olarak, Fransa’daki 29 Eylül grev gününün ertesinde Gironde bölgesinden NPA Jeunes Revolutionaires (Yeni Antikapitalist Parti – Devrimci) Gençlik Kolları Yürütme Komitesi üyesi Fred Bailhau ile yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünü okurlarımızla paylaşıyoruz. İlk bölümde itfaiyecilerin çağrısıyla başlayan grev gününü, bütçe kesintilerini ve liselilerin beklenmedik seferberliğini konuşmuştuk. Bu bölümde sendikaların 29 Eylül’deki tutumunu, ücret mücadelesini, grev komitelerini ve aşırı sağa karşı sınıf mücadelesi perspektifini ele alıyoruz.

Nisan: Bütçe kesintileri en çok kamu sektörünü etkiliyor. Sendikalar da mücadeleyi esas olarak kamu sektörü üzerinden mi kuruyor?

Bailhau: Sendikaların, özellikle bürokratik sendikaların, bu konuda çok ısrarcı olduğunu düşünüyorum. Ama bütçe sorunu özel sektör işçilerini de doğrudan ilgilendiriyor. Çünkü okullardan ya da hastanelerden kesilen para, patronlara işçi çıkarmaları ve üretimi yeniden örgütlemeleri için veriliyor. Örneğin otomobil fabrikaları son yıllarda çok sayıda işçiyi işten çıkardı ve aynı zamanda devletten çok büyük paralar alıyorlar.

Dün bazı özel sektör işçilerinin greve çıkmasının nedeni ücretlerdi. Ücretler gerçekten çok düşük. Sekiz yıl önce benzinin litresi 1 avro 20 sentti, şimdi 2 avro 40 sent civarında. Fiyat iki katına çıktı ama ücretler iki katına çıkmadı. Eskiden işçilerin parası ayın 25’inde biterdi, şimdi ayın 18’inde bitiyor.

Devlet demiryollarında çalışan yoldaşlarımız var. Bu nitelikli işçiler eskiden bir tür işçi aristokrasisi sayılırdı. Şimdi aralarında, geçimini sağlamak ve ailesinin masraflarını karşılayabilmek için seks işçiliği yapmak zorunda kalan bir meslektaşları var. Yani durum birçok işçi için gerçekten vahim. Bu yaz tatile çıkabilen işçi sayısı da çok düştü. Bence toplumdaki öfkenin nedenlerinden biri bu.

Nisan: Daha önce bazı sendikaların başka bir tarih istediğini, 29 Eylül’ün ortaklaşa belirlenmiş bir tarih olmadığını söylemiştin. Sendikalar bugüne nasıl hazırlandı?

Bailhau: CGT (Genel Emek Konfederasyonu) 29 Eylül için grev çağrısı yaptı ama gerçekten çok geç kaldı. CGT’nin en büyük kollarından biri olan metal federasyonu ise grev çağrısını greve yalnızca üç gün kala, cuma günü yaptı.

Örneğin, Bordeaux yakınlarındaki Martignas’ta savaş uçağı parçaları üreten Dassault fabrikasında çalışan bir yoldaşımız var. Eyleme ancak iki üç iş arkadaşıyla katılabildi, çünkü fabrikada hiçbir hazırlık yapılamadı. Demiryollarında ise federasyona yakın birçok yerel sendika, grevin yalnızca demiryolu işçileri için yapılması gerektiğini söyleyerek genel çağrıya karşı çıktı. Otobüs şirketinde çalışan bir yoldaşımız da var; orada durum daha da kötüydü, CGT’li sendikacılar 29 Eylül’de grev yapılması fikrine açıkça karşıydı.

Birçok konfederasyon “29 Eylül kamu sektörü için” diyordu. İnternette bakarsanız bütün sendikaların 29 Eylül’de grev çağrısı yaptığını görürsünüz. Ama gerçekte fabrikalarda grev çağrısı yapan sendika sayısı oldukça azdı. Bunu göz önünde bulundurunca greve çıkanların sayısı iyiydi. Bir de bazı işçiler tek günlük grev yapmak istemiyor, bunun faydasız olduğunu söylüyor. Bu görüş giderek daha yaygınlaştı.

Nisan: Peki işçiler, sendikalar ve dünkü eyleme katılanlar, kesintilerin askeri harcamalara ve şirketlere aktarılan kaynaklarla bağlantısının farkında mı?

Bailhau: Askeri bütçeye karşı çıkan ve lise ile hastane bütçelerindeki kesintilerin hem kapitalistlere hem de orduya para vermek için yapıldığını söyleyen sendikalar var. CGT de bunu söylüyor. Ama şimdilik önemli bir sınır var: Birçok sendika ve militan işçi savaşı kötü bir şey olarak görüyor ama orduyu kötü bir şey olarak görmüyor. “Fransız ordusu savaşmamalı, ama barışı korumak için büyük bir orduya ihtiyacımız var” deniyor.

Solun büyük bir kısmı da Amerikan emperyalizminden bağımsız olmak için Fransa’nın daha güçlü bir orduya ihtiyacı olduğunu söylüyor. Yani hem Amerikan karşıtı hem de Fransız emperyalizmini destekleyen bir tutum. Oysa düşmanımız başka bir ülkenin ordusu değil, Fransız ordusu. İnsanlar askeri bütçeyi eleştirmeye meyilli ama sonunda “askeri bütçeyi daha iyi yönetecek birine ihtiyacımız var” diyorlar. Durumun çelişkilerinden biri de bu.

“İşçilerden iki kez çalıyorlar”

Nisan: NPA-R olarak tüm bu ekonomik duruma ve buna karşı gelişen grevlere, liselilerin direnişine nasıl bakıyorsunuz? Nasıl bir perspektif öneriyorsunuz?

Bailhau: Söylemeye çalıştığımız şeylerden biri, durumun sorumlusunun yalnızca hükümet değil, burjuvazinin, kapitalistlerin genel politikası olduğu. Ücretleri düşük tutan da mallarının fiyatlarını yükselten de kapitalistler. Bütçe kesintileri de kapitalistlerin çıkarına. Çünkü borcun geri ödenmesi, aslında kapitalistlerin kendi kârları için yarattığı borçların ödenmesi. İlk aşamada kapitalistler devletten para alıyor, devlet bunun için borçlanıyor. İkinci aşamada devlet borcu geri öderken yine kapitalistler kazanıyor. Yani işçilerden iki kez çalıyorlar.

İşçi sınıfında Macron’a ve tüm bunlara karşı büyük bir öfke var. Ancak bu öfke şimdilik fabrikalarda somut bir mücadeleye dönüşmüyor. Sendikaların asıl görevi bu öfkenin somutlaşmasına yardımcı olmak olmalı.

Ücretler konusunda eşel mobil sistemini savunuyoruz, yani ücretlerin hayat pahalılığına göre otomatik olarak artmasını. Ama bu endeks, işçilerin kendilerinin belirlediği bir ölçüye dayanmalı, çünkü yanlış bir rakamla kandırılabiliriz. Hiçbir aylık ücretin 2 bin avronun altında olmaması gerektiğini söylüyoruz. Bu, işçilerin en temel talebinden yola çıkıyor: Bugün kimse ayda 2 bin avronun altında bir gelirle insanca yaşayamaz. Aynı zamanda tüm işçilere ayda 500 avro zam talep ediyoruz, çünkü bu işçi sınıfının her kademesini, her kesimini birlikte harekete geçirebilecek bir talep.

Sendikalar ise genellikle yüzde 3 ya da yüzde 5 gibi oransal zamlar istiyor. Sorun şu ki oransal zamda en çok yüksek ücretliler kazanıyor, düşük ücretliler ise daha az alıyor. Biz gerçekten işçilerin temel taleplerinden yola çıkmak istiyoruz. Bulunduğumuz fabrikalarda anketler yapıyoruz: İyi bir yaşam sürdürmek için her ay ne kadar paraya ihtiyacınız var? Grevin etkili olabileceğini düşünüyor musunuz? Kaç gün grev yapmayı göze alabilirsiniz? Sonra sonuçları yayımlıyoruz. Bu, işçilerin taleplerini anlamaya ve görünür kılmaya çalıştığımız yollardan biri.

Nisan: Peki grevlerin örgütlenmesinde nasıl bir yöntem savunuyorsunuz?

Bailhau: Bu yalnızca bize özgü bir şey değil ama biz bunu diğer aşırı sol örgütlerden oldukça farklı kavrıyoruz. Bizce sadece sendikaları ileriye itmek yeterli değil. İşçiler mücadele ederken kendi mücadele yapılarını oluşturmalı. Fabrikada yalnızca tüm sendikaların birleşmesini sağlamakla ya da sendikaları greve teşvik etmekle yetinmiyoruz. İşçileri seçilmiş bir grev komitesinde örgütlemeye çalışıyoruz.

İşçiler genel kurulda kendi aralarından grev komitesini seçiyor. Komitede farklı sendikaların üyesi olan işçiler de sendikasız işçiler de yer alıyor. Amacınız sendikaları ileriye taşımak olsa bile bunun en iyi yolu, sendikaların işçilerin kendileri tarafından aşılmaktan korkmasıdır. İşçiler kendi kendilerini örgütlediğinde sendikalar çoğu zaman hareketten yana tutum almak zorunda kalıyor. Diğer sol gruplar ise ya sendikaları öne çıkarmakta ya da işçi sınıfının bilinç düzeyinin düşüklüğü nedeniyle hiçbir şeyin mümkün olmadığında ısrar ediyor. Biz böyle düşünmüyoruz.

Nisan: Ama sendikaların sürece katılımına karşı değilsiniz, değil mi? Grev komitelerinin sendikaları daha mücadeleci ve işçilerden yana tutum almaya zorlayabileceğini mi düşünüyorsun?

Bailhau: Elbette sendikalara karşı değiliz. İşçilerin sendikalarda olması gerektiğini söylüyoruz. Ama sendikalara güvenemeyeceğimizi de söylüyoruz. Sendika her an hareketi satabilir, sözde radikal bir sendika bile. Dolayısıyla grevin işçilerin denetiminde kalmasının tek güvencesi bir grev komitesi kurmak ve mümkünse farklı grev komitelerini koordine etmek.

İşçilerin kendi grev komiteleri yoksa, örneğin CGT grevi durdurmaya karar verdiğinde greve devam edip etmeme kararını verecek bir araçları da olmaz. Elbette devrimcilerin ve militanların yönettiği sendikalar bu komiteleri kurmak için bir avantaj olabilir. Ama sendikalar grevin doğal önderi değildir. Grevin doğal önderi işçilerin kendisidir.

Ana odağımız işçi sınıfı ama üniversitelerde de çok sayıda militanımız var. 29 Eylül grevini üniversitelerde de örgütlemeye çalıştık. Daha önce bütçe kesintilerine karşı kendi öncülüğümüzle hareketler de başlattık. Hatta İstanbul’da Erdoğan’a karşı gösterilerin yapıldığı günlerde, Bordeaux Montaigne Üniversitesi’nde bütçe kesintilerine karşı 1500 kişinin katıldığı genel kurullar düzenliyorduk. Emeklilik reformuna karşı mücadele gibi daha büyük grevlerde ise politikamız ulusal bir koordinasyon örgütlemekti: Her yerel genel kurul, grevin önderliğinin büyük sendikaların eline geçmemesi için ulusal koordinasyona katılacak delegelerini seçiyordu.

“Aşırı sağla mücadele etmek istiyorsak bunu sınıf mücadelesiyle yapmalıyız”

Nisan: Bu öfke ortamında aşırı sağ nasıl bir rol oynuyor?

Bailhau: Aşırı sağ kendisini güvencesizlik ve hükümet karşıtlığı üzerinden inşa etmeye çalışıyor. Bence herkes Macron’dan nefret ediyor ve birçok işçi aşırı sağı Macron’a karşı çıkmanın bir yolu olarak görüyor. Aşırı sağ akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı olduğunu söylüyor, ama önerdiği tek çözüm, fiyatları düşürsün diye devletin Total gibi petrol şirketlerine para vermesi. Sol ise ücretler için grevlerin birleştirilmesi ve paranın patronlardan geri alınması gerektiğinden pek söz etmiyor.

Birçok işçinin ve belki solcu aktivistin aşırı sağın basıncını hissettiğini düşünüyoruz. NPA-R olarak tutumumuz şu: Eğer gerçekten aşırı sağla mücadele etmek istiyorsak, bunu sınıf mücadelesiyle yapmalıyız. Burjuvazinin giderek saldırganlaştıkça sağcılaşması oldukça doğal. Ancak işçi sınıfında aşırı sağcı fikirlerin olması doğal değil. Dolayısıyla amacımız, aşırı sağcı fikirlerin işçi sınıfı içinde yayılmasını engellemek. Büyük işçi hareketlerinin olduğu dönemlerde aşırı sağın fikirleri bu kadar kolay yer bulamaz.

Aşırı sağa karşı mücadelede klasik solun sorumluluğunu da küçümsememek gerektiğini söylüyoruz. Aşırı sağa karşı bazı eylemlerde kullandığımız bir slogan bunu anlatıyor: Ulusal Cephe’nin[i] aldığı yüzde 40’lık oyun nedeni, solun ve sağın 40 yıldır sürdürdüğü halk düşmanı saldırılardır. Solun ve sağın 40 yıllık saldırılarına karşı yanıt aşırı sağ değil, sınıf mücadelesi olmalı. Çünkü birçok işçi, kendilerine ihanet eden klasik solu sevmedikleri için aşırı sağa oy veriyor.


[i] Ulusal Cephe (Front National): Marine Le Pen’in önderliğindeki aşırı sağ parti; 2018’den bu yana Ulusal Birlik (Rassemblement National, RN) adını taşıyor. (ed.n.)

Son Yazılarımız