Tekel İşçileri mücadele ediyor, hükümet ve patronlar aldırmıyor!

89

Tekel işçileri 4-C uygulamasıyla (4-C statüsü, özelleştirme sonrası diğer kamu kuruluşlarında geçici personel statüsünde istihdam edilmek anlamına geliyor.) tüm özlük haklarının ellerinden alınmasına tepkilerini sürdürüyor.

Geçtiğimiz haftalarda yaptıkları protestolar sırasında polisin sert müdahalesiyle karşılaşan işçilere Türk-İş’e bağlı çeşitli sendikalardan 25 Aralık günü bir saatlik işe geç başlama eylemiyle destek geldi. Alınan karara göre dört hafta boyunca her cuma günü birer saat işe geç başlama eylemi devam edecek. Kuşkusuz bu kararın sözde kalmaması, devamının gelmesi ve mutlaka bir genel grev kararıyla taçlanması gerekir. Çünkü Tekel işçilerinin bugün Ankara’da sürdürdüğü eylemin nedeni zamanında özelleştirilmenin durdurulması için sendika yönetiminin gerekli mücadeleyi sergilememiş olmasıdır. Tekel işçileri çalıştıkları kurum özelleştirildiği için bugün Ankara’nın soğuğunda haklarını aramaktadır. Nitekim başka birçok kamu kuruluşu özelleştirildi ve çalışanları açlıkla karşı karşıya bırakıldı. Ve şimdi aynı şey şeker fabrikalarının özelleştirilmesi kararıyla oradaki işçi kardeşlerimizin başına gelmek üzere… Dolayısıyla sendika yönetiminin aldığı sürekli eylem kararı anlamlı ama inandırıcı ve yeterli değildir. İşçilerin bu sürecin mutlak şekilde sahibi olması gerekir. Bunları unutmamalıyız…

Hükümet ve patronlar ise işçi düşmanı tavırlarını yaşanan her gelişmede gösteriyorlar. Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, Türk-İş’in bir saatlik işe geç başlama kararını “nankörlük” olarak değerlendirerek “Kapasite kullanım oranlarının bu kadar düşük olduğu, ülke olarak ekonomimizi büyütmemiz gereken bir dönemde böyle bir eylem Türkiye’nin hayrına değil.” dedi.

Özelleştirmeler Sürerken

Mecliste ise CHP’li milletvekillerinin Tekel işçilerinden “özelleştirme mağduru” olarak bahsetmesinin ardından Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Eğer bir ülke sistemini iyi kurarsa özelleştirmenin ciddi şekilde yararı vardır, zararı yoktur.” dedi. Bakanın açıklamalarını destekler biçimde, geçtiğimiz yıl elektrik dağıtım bölgeleri gibi pek çok devlet kurumunun satış işlemi gerçekleştirilmişti. Hükümet 2010 yılı başında da 4 elektrik dağıtım bölgesini, 52 akarsu santralini ve çeşitli şeker fabrikalarını özelleştirmeye hazırlanıyor.

Dağınık haldeki mücadeleler ve eylemler sürerken patronlar ve hükümet birlik olmuş geri adım atmıyor. Özelleştirme ve taşeronlaştırma yoluyla devlet kurumlarındaki işçilerin hakları ellerinden alınıyor. Bu yolla gerçekleştirilen sendikasızlaştırma ve özlük haklarının gaspı, önümüzdeki aylarda da devam edecek gibi görünüyor. Birbirlerini kollayan patronlara karşı işçilerin haklarını savunacak birleşik bir mücadele hattı her zamankinden daha da gerekli.

Yazan: İC – Haber, 25 Aralık 2009

Yorumlar kapalıdır.