Kaza ya da facia mı?

120

Zonguldak’ta Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında 17 Mayıs günü öğleden sonra meydana gelen patlama ile birlikte, çalışma koşullarından dolayı en ağır işkollarından biri olan maden işkolu yeniden gündeme geldi… Tıpkı, geçtiğimiz şubat ayında Balıkesir’den gelen grizu patlaması haberiyle konunun anahaber bültenlerine, gazete manşetlerine taşındığı ve sonra unutulduğu gibi… Bizse, B. Turgut’un 27 Şubat tarihli yazısında belirttiği aynı soruyu soruyoruz hâlâ… “Kaza ya da Facia mı?”

İlk patlama Aralık ortasında Bursa’da bir maden ocağında yaşanmıştı. Bu patlamada 19 işçi hayatını kaybetti. Ardından şubat ayında Balıkesir’den gelen haber; 14 işçinin grizu patlaması nedeniyle madende öldüğünü duyurdu. Bu son “kazada” hükümet yetkilileri ve Başbakan hemen “ölenlere Allahtan rahmet, ailelerine de sabır” diledi dilemesine ama özellikle madenlerde yaşanan iş kazalarının son yıllarda sayısal olarak artmasının nedenlerine dair nasıl bir soruşturma yürütüleceğinden bahsetmedi.

Tıpkı iki ay evvel yaşanan grizu patlamasında da yaptığı gibi. Peki, söz konusu madende yaşanan patlama, “kaza”ya konu olan madenin sahibinin dediği gibi bir tür şanssızlık mıydı gerçekten? Rakamlara ve somut verilere bakılırsa pek de öyle olmadığı görülüyor. Maden Mühendisleri Odası’nın bir yıl evvel hazırladığı ve Enerji Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı’na ayrı ayrı gönderdiği raporlarda Türkiye’de yaklaşık 70 maden bölgesinde çalışmanın “çok riskli” kapsamında olduğu bildiriliyor.

Bu “çok riskli” diye sınıflandırılan bölgelerde çalışan işçi sayısı 31 bin 200. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde yeni patlamaların ve ölümlerin olacağını söylemek için falcı olmak gerekmiyor.

İlk patlamaya konu olan maden ocağında devlet müfettişi bir denetleme yapmış, madende havalandırma yetersizliği gibi önemli bulgulara rastlamış, ancak madene bu kusurların giderilmesi için altı ay ek süre vermişti. Üretimini durdurmayan madende, tam da ek süre verilmesine neden olan hata nedeniyle grizu patlaması yaşandı. Ortada yargılanan tek bir hükümet görevlisi de hâlâ yok üstelik.

Balıkesir’de patlamanın yaşandığı maden ocağında dört yıl önce de bir patlama yaşanmış, bu patlamada yine 17 işçi ölmüştü. Patlama ardından dönemin Enerji Bakanı Hilmi Güler, patlamanın nedenine dair “…takdir-i ilahi, bunlar madencilikte olagelen kazalar. Maalesef, bu madenciliğin tabiatı icabı olabiliyor…” diyerek aslında kazayı bir tür “kader” e bağlamıştı.

Aynı maden ocağında yaşanan ikinci patlamada olay yerine gelen şimdiki Enerji Bakanı Taner Yıldız ise henüz patlamanın nedenlerine dair soruşturma yürütülmemiş ve sonuçlar açıklanmamış olmasına rağmen işvereni savunur bir tutum takındı. Bakan, “bu madende işçisi için dertlenen bir işverene sahip olunduğunu” gördüğünü belirtti. Ama bu beyan, kazanın nedeni ve sorumlusuna dair yeterince “aydınlatıcı” olmasa gerek, özellikle patlamada ölen insanların yakınlarına… Bu gidişle, oluşturulan araştırma komisyonunun raporu sonucunda, neredeyse asıl hatanın patlamada ölen işçilerde olduğu çıkarsa bizim için şaşırtıcı olmayacak.

Aslında maden kazalarında yaşanan sayısal artışın nedenini, bundan birkaç yıl önce maden işletmelerinde yaşanan özelleştirme çalışmalarında aramak gerekiyor. Etibank’ın 2000’li yıllar boyunca adım adım maden işletmelerinden çekilerek buraları özel sektöre bırakması, aslında bu sektörde de taşeronlaşmanın, sendikasızlaşmanın ve dolayısıyla da denetimsizleşmenin önünü hiç küçümsenmeyecek bir oranda açmıştı. Özellikle kırsal bölgelerde bulunan madenler, işçi olmak için madenlere gelen insanlar, bizzat işveren tarafından sendikalı olmamaları ilk şartıyla işe alınıyordu. Sendikalar, özellikle kömür madenlerinde bütün üretim sürecini de denetleyen bir kimliğe sahipti. Sendikal olarak örgütlenen maden işçisi, iş sağlığı-güvenliği konularında da bizzat sendika tarafından ayrı eğitimlere tabi tutuluyor, bu da bütün üretimin sadece işveren lehinde değil, işçi açısından da denetlenmesine neden oluyordu. Bugün artık bu yok. İşçilerin işsiz bırakılma tehditiyle aşırı üretime zorlanmaları da cabası.

Bu nedenle, patlamadan yaralı olarak kurtulabilen bir işçiden, günlerdir ölçüm cihazlarının alarm vermesi, madende çalışırken midelerinin bulanması gibi bulgulara rağmen işveren temsilcisinin onlara inanmayarak neredeyse zorlamasıyla madene yeniden döndüklerini dinlemek, başlıktaki sorunun da cevabını başka bir şekilde veriyor olsa gerek.

Yazan: B. Turgut, 27 Şubat 2010

Yorumlar kapalıdır.