Tekstil – İşçi işçiye saldırır mı?

14

Merhaba, sevgili İşçi Cephesi okurları!

Sizlere kısa bir süre önce maruz kaldığım bir durumdan bahsedeceğim. Ben bir tekstil işçisiyim. Bir fabrikada çalışırken, fabrikanın kapanması sonucu işten atıldım. Yaklaşık üç yıl önceydi o zamandan beri sağlıklı bir iş bulamadım. Mecburen küçük atölyelerde çalışmak durumunda kalıyorum. Birçok işyeri değiştirmek zorunda kaldım. İşler durunca patronlar işçiyi işten çıkartıyorlar.

En son çıkarıldığım işten söz etmek istiyorum; bir arkadaşım vasıtasıyla girdiğim işyeri, kadın ceketi üreten, yaklaşık otuz kişinin çalıştığı bir atölyeydi. İşe başlarken patron kendisinin de işçilikten geldiğini, o yüzden işçinin halinden anladığını söyleyerek ne kadar iyi bir insan olduğunu anlattı. Bir aile olduğumuzdan bahsedip “Haydi kolay gelsin” diyerek işe başlamamı söyledi. Ben de böylece yeni işime başlamış oldum. Bir hafta çalıştım ve hafta sonu geldi. Yani ücret konuşma zamanı… Ama hafta boyunca gençlerle yarışmak zorunda kaldım. Çok yoruluyordum ama onlardan aşağı da kalmadım. Hatta tecrübem sayesinde çoğundan da iyi iş çıkarttım. Ücretin aylık olduğunu söyleyen patron benim ısrarım üzerine iki hafta haftalık ücret vermeyi kabul etti. Aslında ücret tatminkâr değildi ama yine de devam ettim. Patron işlerin canlı olmadığını bir ay çalıştıktan sonra ücreti tekrar konuşabileceğimizi söyledi. Şimdilik idare etmemi istedi. Çalışmaya devam ettim. İki hafta haftalık aldıktan sonra artık aylık çalışmaya başlamıştım ki salı günü patronun tuhaf bir şekilde beni gözetim altına aldığını, sürekli beni izlediğini fark ettim. Sanki açık arıyordu. Ben de buna fırsat vermemek için tempo yaparak çalışmaya devam ettim. Bu arada işyerinde bazı arkadaşlarla yemek ve çay molalarında sohbet ediyorduk.

Bir işçiyle daha samimi olmuştuk. Muhalif olduğunu, seçimlerde oy kullanmayı düşünmediğini, kullanırsa da bağımsız adaya oy vereceğini, bu sistemin işçiye göre olmadığını, işçiye uygun sistemin komünist sistem olduğunu, komünizmde işsizlik, açlık diye bir şey olmadığını söylüyordu. Ben işyerlerinde güven oluşmadan kendimi açığa vermemeyi tercih ederim. Çünkü sonuç bana zarar olarak dönebilir. Pazartesi günü, İşçi Cephesi’nin yeni sayısı arka cebimdeydi. “O cebindeki ne?” deyince ben de “Gazete” diye cevapladım ve aylık çıktığını söyledim. “Görebilir miyim?” dedi, ben de gösterdim bayağı ilgili görünüyordu. Ben de isterse verebileceğimi söyledim. Teşekkür ederek aldı. Patron, salı akşamı beni odasına çağırarak çok yavaş çalıştığımı ve benimle çalışamayacağını söyleyerek iki günlük ücretimi ödedi ve işten çıkarttı. Ben yavaş çalışmadığımı, bana haksızlık yaptığını söyleyerek hiç olmazsa hafta sonuna kadar çalışmak istediğimi, hafta içi iş bulamayacağımı, beni zor durumda bırakmamasını söyledim ama kabul etmedi. Ben de ücretimi aldım. Ayrılırken “Sen dürüstüm diyordun ama sen dürüst adam değilsin. Sokakta karşılaştığımızda selamlaşma ortamı da bırakmadın” dedim önce ses çıkarmadı. Çünkü içeride kimse yoktu. Ben ve o vardı. Merdivene yöneldim. O arada dikim bölümünden 5 işçi bizim sesimize yanımıza geldi onları gören patron birden bana “Şerefsiz” diyerek hakaret etti. Ben de “Şerefsiz sensin, aşağılık herif” dedim. Birkaç işçi koluma girip beni uzaklaştırmak istedi. Patron küfrün dozunu artırarak hakarete devam etti. Ben de altında kalmadım, karşılık verdim. İşçiler beni tutarken patronu kimse tutmuyordu ve patron bana şiddet kullanmaya kalkıştı. Yumruğunu kaldırarak bana vurmaya çalışan patron ona verdiğim tepki karşısında geri adım attı: Ben, isterse bana vurabileceğini ama sonucuna katlanmayı göze almasını, bunu onun yanına bırakmayacağımı söyledim. İşçiler beni yaka paça aşağıya indirdi. Biri hariç… Diğerleri oradan uzaklaşmamı ve zarar görmememi istiyorlardı, tavırlarından anlaşılıyordu. O bir kişi ise ben aşağıya inmiş olsam bile, “Sen patrona nasıl küfredersin?” diyerek üstüme yürüdü. Diğer işçiler araya girdi ve onu uzaklaştırdı. Ben de adama “Kırk yaşını geçmişsin ama sınıf bilincin yok” diyerek ordan uzaklaştım.

O sinirle eve nasıl geldiğimi bir ben bilirim. O gece uyuyamadım. Sabahı zor ettim. Patron neyse de işçinin bana yaptığını hazmedemedim. Çünkü onunla problemim yoktu. Bana neden saldırdı anlaşılır gibi değil. Sabah kalktım, yeni bir iş aramam lazımdı. Ama ben bana saldıran işçiyle görüşmeye karar verdim. İşyerinin tam karşısında caddenin öbür tarafında yemek yiyorduk. Ben de lokantanın önünde 12:55’te beklemeye başladım. 5 dakika sonra işçiler yemek kuyruğuna girdi. Benim beklediğim işçi de aralarındaydı. İsmini söyleyerek omuzundan tutup kenara çektim. Beni görünce suratı mosmor oldu. Bana “Amacın ne?” dedi. “Kavga yapmaya gelmedim, sen dün akşam bana neden saldırdın?” dedim. Kem küm edip cevap vermeye çalıştı. “Ama sen patrona küfrettin” dedi. Ben de önce patronun bana küfrettiğini söyleyerek yaptığının doğru olmadığını, bir daha böyle davranmamasını, yalakalığın iyi olmadığını, başkalarına karşı da böyle davranmamasını, ikimizin de işçi olduğunu, patronun bir gün kendisini de işten atabileceğini, bilinçli olmasını öğütledim. Çevremizde, aynı yerde çalıştığımız işçiler de vardı. Bana yapılanın doğru olmadığını, aynı şeyin kendi başlarına da gelebileceğini söylediler. Bir de beni çıkartmasının başka sebebi olması gerektiğini, yavaş çalışmadığımı söylediler ama ben sebebini anlamıştım gazete verdiğim arkadaş beni ispiyonladı. Onu da buldum yok diyerek kabul etmedi ama gözümün içine bakamadı. İşçiyim her şeye alışkınım ama işçi arkadaşımın bana saldırmasına çok üzüldüm. İşçi bilinçli olmazsa kendi safını da bulamaz. O yüzden de diyoruz ki, SINIFINI BİL SAFA GEL!

Yorumlar kapalıdır.