İşsizlik ve bunalım işçilerin yoldaşı mıdır?

Her şeyin pahalı olduğu bu dönemde yaşamak, hatta hayatta kalabilmek gittikçe zorlaşıyor. Üstüne üstlük bir de işsizlik işin içine girdi mi içinden çıkılması zor bir hayat işçilerin omuzlarına bırakılıyor. En son Hatay’da yaşanan olay bu gerçeği apaçık ortaya serdi. İki çocuk babası, 42 yaşındaki Adem Yarıcı işsiz olduğunu belirterek valilikten yardım istedi. Ardından valilikten ayrılan Adem kısa bir süre sonra elinde benzin bidonu ile geri döndü. Çevredekilerin ikna edemediği Adem kendini yaktı ve tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından birçok gazete ve medya kanalı Adem’in intiharını psikolojik bir soruna indirgeyip üstünü kapatmaya çalıştı. Peki, durum cidden böyle mi? İşsizliğin önüne geçilememesinin ya da her şeyin, hatta yaşamanın bile parayla satın alınabilir olduğu bir dönemde oluşumuzun hiç mi etkisi yoktu? Bizce her iki durumun da, başka koşulların da çok fazla etkisi vardı.

Önce işsizlik olgusundan bakalım. Son verilere göre işsizlik oranı %13,4’lere çıktı. İşsiz sayısı 4 milyon 438 bin kişiye ulaştı. Verilere bakınca durumun ne kadar vahim olduğu ortaya çıkıyor. Hâl böyleyken hükümet bırakın işsizliğin önüne geçmeyi, ekonomik büyüme naraları atmaktan öteye geçemiyor. Çünkü işsizlikle mücadele etmek ya da onu ortadan kaldırmak gibi bir dertleri yok. Niyet demiyorum, çünkü bu durum niyetle açıklanamaz. Kapitalist sistemin işsizler ordusuna ihtiyacı var. Ve bu orduyu çalışanların ücretlerini baskı altına alabilmek için elinde koz olarak bulundurur. Gerçekten işsizlikle mücadele etmek demek kapitalizmi karşınıza almak demek ve bu yüzden sistemin tamamen değişmesi gerekiyor. Bu sorunun çözümü başta çalışma saatlerinin kısaltılarak, işyerlerinde ek vardiyaların olması ve tüm işlerin çalışabilir durumdaki insanlar arasında bölüştürülmesinden geçiyor. Çözüm çok basit: HERKESE İŞ VE GÜVENLİ GELECEK!

Diğer bir konu ise bu kötü hayat koşullarında insanların içine girdikleri bunalım süreci. Evet, insanların psikolojileri bozuldu. Bu doğru, peki neden? İnsanlar doyumsuz oldukları için mi psikolojileri bozuluyor? Tabii ki hayır. Psikolojik dengemizi bozan asıl şey insanca yaşama koşullarımızın olmamasıdır. Biz işçilerin psikolojisini bozan şey, çalışma saatleri artarken alım gücümüzün düşmesidir. İnsani ihtiyaçlarımızı bile karşılayamaz olduk. Rekabet üzerine kurulu bu sistem bizi birbirimize karşı yabancılaştırdı ve yalnızlaştırdı. Bizi yoksullaştırırken yalnızlaştıran, geleceksizliğe ve güvencesizliğe iten, sistemin kâr hırsının ta kendisidir. İnsanların psikolojilerini oluşturan onların yaşam koşullarıdır. Bu koşullarda psikolojisi bozulmayan insan var mıdır?

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.