Hükümetin bir planı var, ya emekçilerin?

178

İktidarı boyunca AKP hükümetinin en güçlü kozları “Komşular ile Sıfır Sorun” politikası ve demokratikleştirme iddiası idi. Bugün ise Ortadoğu politikası iflas etmiş, demokrasi makyajı akmış, yeni politik dengeler karşısında tutum ve taktik belirleme telaşında bir hükümetle karşı karşıyayız. Ancak bu telaş yanıltıcı olmasın. Hükümetin tüm iktidarı boyunca kendi adına en başarılı işi ve bundan sonrası için de iktidar iddiasını canlı tutan en önemli dayanak temsil ettiği sınıfın çıkarlarını istikrarlı bir şekilde koruması oldu ve olmaya devam ediyor.

Önümüzdeki dönemin, yani Ortadoğu’ya ve Kürt sorununa yönelik politikaların belirlenmesi sürecinin, iç ve dış politikada dalgalanmaları beraberinde getirmekle birlikte, bunun işçi sınıfına yönelik bir boşluk yaratmayacağını, tersine, özellikle Avrupa’yı etkisi altına alan kriz ve mücadeleler sürecinin de etkisi ile AKP’nin sınıf düşmanı ekonomik ve sosyal politikalarını daha da pervasızlaştıracağını göz önünde tutmak gerekiyor.

Saldırılar ardı ardına…

AKP bu yolda planlı bir şekilde ilerledi ve işçi sınıfının birçok hakkını gasp ederek güvencesiz ve esnek çalışma koşullarını hâlihazırda dayattı. Bunun önemli adımlarından biri 2008 yılında atıldı. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girdi ve beraberinde sağlık ve sosyal güvenlik bir hak olmaktan çıktı ve piyasalaştırıldı.

Bir diğer önemli gelişme 2009’da Yeni İşsizlik Sigortası Kanunu’nun onaylanması ile gerçekleşti. İşsizliğin muazzam derecede arttığı koşullarda, işsiz kalma durumlarında emekçilerin kullanımı için -üstelik onların ücretlerinden kesilmiş primlerle- oluşturulmuş fon, işverene teşvik amacıyla gasp edilmiş oldu.

2010 referandumunda iktidarı ve politikaları adına bir güvenoyu alan AKP, 2011 yılına ise Torba Yasa olarak sunduğu bir diğer saldırı paketi ile başladı. Yeni yasal değişiklikler içeren bu Torba Yasa birkaç maddesi dışında 2011 Şubat ayında kabul edildi ve esnek çalışma koşullarını yasallaştırdı.

Tüm bu saldırıların ardında, 8 Şubat 2012 tarihinde Ulusal İstihdam Strateji Taslağı olarak açığa vurulan belgenin işaret ettiği üzere işgücü piyasasının güvencesizleştirilmesi ve esnekleştirilmesi hedefi mevcuttu. 2012-2023 yılları arasına yönelik planlama içeren bu belge, “güvenceli esneklik” kavramı üzerinden, esnek çalışma biçimlerini yaygınlaştırarak, bizleri, Kıdem Tazminatının Kaldırılması, Bölgesel Asgari Ücret Uygulaması, Özel İstihdam Büroları üzerinden şekillendirdiği yeni bir saldırı dalgası sunuyordu.

Ve bugün kıdem tazminatının kaldırılması süreciyle yeniden karşı karşıya geldik. Ortada Çalışma Bakanı’nın bile sahiplenmediği ancak Kıdem Tazminatı hakkını tarihe gömen bir yasa tasarısı var.

İşgücü maliyetleri yüksek geliyor!

Bunlar bir çırpıda dile gelen başlıca örnekler. Peki, AKP’nin bu istikrarlı işçi-emekçi düşmanı politikalarının hedefi ne? Cevabı basit: İşgücü maliyetlerini düşürmek. Bu, Avrupa ve Ortadoğu’da süre giden mücadele dalgası içinde sermayedarlar için daha da önem kazanmış durumda. Özetle, bir işçiyi patron ve devlet için daha az maliyetli hale getirmeye çalışıyorlar. Karşılığı ise ücretlerin düşmesinden, sosyal hakların tırpanlanmasına kadar yüzleştiğimiz bir dolu örnek…

Üstelik bu süreç, eğitim sisteminin değiştirilerek çalışma yaşının düşürülmesi, kürtaj hakkının yeniden düzenlenmesi üzerinden nüfus politikalarının yeniden belirlenmesi gibi uygulamalarla da desteklenmeye çalışılıyor.

Örgütlülük en büyük engel!

Elbette AKP bunca saldırıyı sürdürürken temsil ettiği sınıf adına işçi ve emekçi kesimlerin hoşnutsuzluğunu da bastırmanın yöntemlerini bulmak zorunda! Bu nedenle güvencesiz ve esnek çalışma dayatmasının yanında ikinci bir saldırı planını da eşzamanlı olarak sürdürüyor: Örgütsüzleştirme! Bu üç yolla oluyor:

Birincisi, var olan sendikal örgütlenmelerin içi boşaltılıyor. Önce hava iş kolunda grev yasağının yasallaşması ve ardından borsa çalışanları için de aynı sürecin başlatılması bunun en önemli örneği. Ve maalesef bu bir başlangıç… Bu sektörlerde grev yasağının “Ekonomiye etkisi olan sektörlerde grev yasak olacak” şeklinde açıklanması ve meşrulaştırılmaya çalışılması, bu yasağın birçok sektörü daha etkisi altına alabileceğine işaret ediyor.

İkincisi, sendikalı işyerlerinde toplu sözleşme hakkı grev yasağı ile fiilen işlevsizleştirilirken, diğer yandan sendikalılaşmaya çalışan işyerlerinde süreç daha en başından baltalanmaya çalışılıyor. İşte sendikalılaşma yüzünden işten çıkarılmaya güncel üç örnek: Borusan Lojistik İşçileri, TOGO İşçileri, DHL Kargo işçileri…

Üçüncüsü, tüm saldırılar demokratik gericilik olarak ifade ettiğimiz yöntemle pazarlanmaya çalışılıyor. Tüm gasplar öncelikle bir “iyileştirme” çabası biçiminde sunularak toplumsal bir destek sağlanması hedeflenirken, bu yanılsamanın kırıldığı ve tepkilerin örgütlenmeye başladığı alanlar hükümetin sopası altında kalıyor.

Acil bir eylem programına ihtiyaç var!

Özellikle bu son unsurun da etkisi ile hükümetin ekonomik, sosyal ve örgütsel haklarımıza yönelik saldırısı karşısında yerel eylemler ve direnişler dışında birleşik ve kitlesel bir muhalefet henüz ortaya çıkabilmiş değil. Bu durumu, sendika bürokrasilerinin tutumları da belirliyor. Sendikalar, bazı mücadeleci şubelerin bu konudaki eğilimlerine rağmen güvencesiz ve esnek çalışmaya yönelik ortak bir acil eylem planı oluşturmayı halen başarabilmiş değiller; üstelik bizzat kendi üyelerini ilgilendiren sorunlar (grev yasağı, kıdem tazminatının gaspı vb.) karşısında bile etkili bir tutum almayı başarabilen hiçbir örnek şu an maalesef mevcut değil.

Ancak sendikalı işçilerin tutumları bu durumu kırabilir. Sendikalı işçi ve emekçiler, sendikalı olmayan ve güvencesiz çalışma koşullarının öncelikli mağdurları olan kesimlerle bağ kurma konusunda yönetimlerine karşı basınç kurmak ve ısrarla bu birliği yaratmanın yollarını aramak durumundalar. İşçi ve emekçi kesimlerin mücadeleleri önündeki en büyük engel bu yolla aralanacak, direnişler arası bağ bu şekilde oluşturulabilecektir. Dahası, önümüzdeki dönemi böylesi bir hazırlık dönemi olarak görmekte fayda var. Çünkü neredeyse son mevzi olarak nitelendirebileceğimiz Kıdem Tazminatı Hakkı’nın da gaspı söz konusu, devamı ise Bölgesel Asgari Ücret ve Özel İstihdam Büroları olacak… Çünkü hükümet önümüzdeki 10 yıl için planlarını çoktan yapmış durumda!..

Yorumlar kapalıdır.