Büro – Bir iş görüşmesi…

136

Merhabalar sevgili okurlar,

Ben de bu ay sizlerle bir iş görüşmemi paylaşmak istedim. “Türkiye’nin en iyi üniversiteleri” listesindeki bir üniversiteden mezun oldum. Çoğunuzun gözünde bu diploma bir “altın bileziktir” herhalde.

Ben de geçtiğimiz Eylül ayından bu yana altın bileziğimi bir yerlerde bozdurabilmek için iş görüşmelerine gidip duruyorum; her seferinde işsizliğimi bir kez daha pekiştiriyorum. Türkiye’nin en çok kâr eden istikrarlı markalarındandır belki de! Bu firmanın insan kaynakları müdürüyle görüşmeye gittim ben de. Bana, “Evet ne istiyorsun, neler bekliyorsun hayattan?” dedi. Çalışmak için yaşamak değil de yaşamak için çalışmak istiyorum diyemedim tabii, bir an sustum. Karşımdaki müdür de bu boşluğu ne istediğimi bilmediğime yorarak konuşmaya başladı. Önce, “Hayatta en önemli şey ne istediğini bilmektir ve karar verdiğin yolda sabırla ilerlemektir.”, dedi. Ve bu işte örnek biri olarak gördüğü kendisini anlatmaya başladı. Nice zorluklarla ha o holding ha bu sektör diye diye sertifika kurslarına gide gele yıllar sonra ulaştığı bu koltuktan memnun olduğunu söylüyordu.

Sonra devam etti, firmasının uluslararası konumundan, içinde bulunduğu mevcut durumdan bahsetmeye başladı. Şaka yapmıyorum, dünya çapındaki ekonomik krizden firmasının nasıl etkilendiğini anlatıyordu bana. Avrupa ülkelerinde işten çıkarmalar çoktan başlamıştı. Bu müdüre ilginç geliyormuş hatta; kişi başına düşen geliri soruyormuş, bizimkinden kat kat ilerde, enflasyonu soruyormuş, gayet dengeli ama bakıyormuş ki, oradaki patronlar panik halinde. Kâr oranlarını soruyormuş inanılmaz düşüşler yokmuş, o zaman merak ediyormuş neden bu kadar kıyamet koptuğunu. Çünkü bizim ülkede bu refah seviyesi bile tutturulamamış durumda olmasına rağmen Avrupa’daki kadar işten çıkarma dalgası yaşanmıyormuş. Meğersem kâr oranlarındaki ufacık düşüşler bile, zarar etmekten bahsetmiyorum, şirketlerin küçülmesi gerektiğine dair en önemli sinyalmiş. Bu yüzdenmiş bunca insanın işten çıkartılma nedeni.

Sonra Türkiye’ye geliyoruz; burada durum o kadar vahim olmasa da bizzat kendisi geçen seneden beri tüm işe alımları durdurmuş. Bu bir şirket stratejisiymiş artık. Bu durumda müdürün bana yapabileceği “en büyük kıyak” şuymuş, bir dizi mülakattan iftiharla çıkabilirsem şayet: tam zamanlı staj ve asgari maaş. Ama durun, iş öğreneceksiniz deneyim kazanacaksınız ve deliler gibi koşturup çalışmaktan yorgun bitap düşerek yapacaksınız bunları. Ekliyor müdür, “Zaten kadromuza çalışan alacağımız zaman bu stajyerlerden seçiyoruz ilk olarak ama, tabii kadro ne zaman açılır bilemeyiz.” Kadroya geçince de 1000 TL maaş. Değmeyin keyfimize. İnsan kaynakları departmanında çalışıyorum, 7/24 koşturuyorum ama evimi geçindiremiyorum desem kim inanır değil mi? İnanın canlar!

Sevgili tekstil işçileri, görüyorum bu gazetede en çok siz yazıyorsunuz. Ücretsiz mesaileriniz, içeride kalan paralarınız, izin haklarınızın gasbı, zar zor denk getirdiğiniz haftalıklarınız… Yukarıda anlattıklarıma bir bakın ve o zengin aynalı plazalarda çalışanların halini, sorunlarımızın ne kadar ortak hatta giderek de ne kadar çok ortaklaştığını fark edin.

Sevgili büro çalışanları, eminim sizde de böyle onlarca iş görüşmesi hikayesi vardır. Eminim artık siz de kariyer basamaklarını adım adım çıkmanın bizi bir yere götürmediğini görüyorsunuzdur. Analarımızın babalarımızın zamanına dair dinlediğimiz o “mis gibi maaş”, temiz güvenceli işin giderek nasıl uzaklaştığını yaşayarak görüyorsunuzdur.

Hepimizin arzuladığı, mesailerimizin ödenmesi, sigortamızın aldığımız maaş üzerinden yatırılması, atölye ve ofislerde sabahlamamak, insanlıktan çıkmadan, yaşamak için çalışmak ve tabii bunlardan en zor gözükeni işten atılma korkusu olmadan çalışmak değilse nedir?

Bu metroda herkes birbirinin yüzüne bakacak” demişti bir arkadaşım başka bir mesele için, doğru da demişti. Hepimiz birbirimizin yüzüne muhtacız; diğer bir deyişle sürüden ayrılanı kurtlar kapıyor sevgili okurlar.

Yorumlar kapalıdır.