Erkek egemenliğine, sömürüye, şiddete ve cinsel ayrımcılığa hayır demek için 8 Mart’ta alanlara!

49

Hikayemiz kadın işçilerin daha iyi koşullarda çalışmak, 8 saatlik iş günü, eşit işe eşit ücret mücadeleleriyle başlar. 8 Mart, kadın işçilerin daha iyi çalışma koşulları için verdikleri mücadeleyi yaşamlarıyla ödedikleri bir tarihtir. Bugün hala erkek-egemen kapitalist sistemin emeğimizi görünmezleştirmesine, kimliğimizi değersizleştirmesine karşı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bizzat kadınlar olarak sokakları meydanları doldurmamız hayati önemde.

8 Mart, direniş ve mücadele günüdür!

8 Mart, kadınların, ekonomik-sosyal-psikolojik olarak muhtaç bırakıldıkları erkeklerden nezaket görme, gül alma günü değildir. Babaların, erkek kardeşlerin kısaca hayatımızdaki erkeklerin şiddeti her gün 5 kadını öldürüyorsa bugün onların sevgisini de yeniden sorgulama günüdür. Bedenimiz ve emeğimiz, tarihin her döneminde bir sömürü nesnesi olmuştur. Kapitalizm bunu değiştirmek bir yana, erkek-egemen sistemin dayattığı kurallardan, ezme-ezilme ilişkilerinden güç alarak gelişmiştir. Bu nedenle, 8 Mart’lar bedenimiz, emeğimiz ve kimliğimiz üzerinden her gün verdiğimiz haklı mücadele ve direnişimizin günüdür! Mücadelemiz, işyerlerinde, sendikalarda, sokakta, evde, okulda kısacası erkek-egemen sistemin sızdığı her yerde her gün sürmektedir.

Esnek değil, güvenceli iş istiyoruz!

Yıllardır biz kadınların sürdürdüğü mücadeleyle kazandığımız birçok hak var. Fakat erkek-egemen sistemden söke söke aldığımız bu haklar hükümet eliyle yürütülen neoliberal talan doğrultusunda tek tek tırpanlanmaya çalışılıyor. AKP’nin 2012-2023 dönemi için uygulamaya koyduğu Ulusal İstihdam Projesi’nde kadınları giderek ucuz ve niteliksiz, yarı-zamanlı veya eve daha çok bağımlı kılan parça-başı, ev eksenli işlere hapsettiğini görüyoruz. AKP’nin esnek, güvencesiz iş koşullarını evlerimizin içine kadar yerleştiren sömürü politikalarına hayır diyoruz!

Yaptığımız iş karşılığında aldığımız maaşlar, hem devlet hem de toplum nezdinde “aileye katkı” olarak düşünülüyor. Oysa babadan ve kocadan bağımsız olarak kendi ayaklarımız üzerinde durabilmemiz, varlığımızın sadece aile içine sınırlandırılmasına karşı çıkabilmek için güvenceli ve nitelikli istihdama ihtiyacımız var. Bunun için ilk olarak “eşit işe eşit ücret” talep ediyoruz.

Son istatistikler gösteriyor ki, yeni işsizlerin yarısından fazlası yüksek öğretim mezunu kadınlar. Üstelik eğitim düzeyimiz ne olursa olsun niteliksiz ve güvencesiz işlerde kadınlar tercih ediliyor. Sırf kadın olduğumuz için, anne olduğumuz ve/ya olabileceğimiz için, atölyeden, ofisten evlerimize geri gönderiliyoruz. İş bulduğumuzda da benzer gerekçelerle çeşitli psikolojik, fiziksel, cinsel tacize, mobbinge maruz kalıyoruz. Bu sebeple işyerinde tacize ve cinsel şiddete uğrayan kadınların başvurabileceği Cinsel Şiddet Kriz Merkezleri istiyoruz

Cinsiyetçi işbölümüne hayır diyoruz!

Yemek yapmak, temizlik yapmak çocuk/yaşlı/hasta bakımı kaderimiz olamaz. Ev içindeki görünmeyen emeğimizin kamusallaşmasını, erkeklerin bu işleri paylaşmasını istiyoruz. Oysa hükümetin kâr odaklı ‘hizmet’leri, cinsiyetçi işbölümünü daha çok pekiştiriyor. Parasız, herkesin ulaşabildiği sağlık hizmetleri istiyoruz. Bakım emeği kamusallaştırılmalıdır. Evde ve ev dışında cinsiyetçi işbölümüne hayır diyoruz!

Yaşam hakkımız için mücadele ediyoruz!

Türkiye’de kadınlara yönelik cinayet oranı son 7 yılda yüzde 1400 artış gösterdi ve bu şiddet, sokaktaki erkekten daha çok yakınımızdaki erkeklerden geliyor. Erkeklerin sevgisi günde 5 kadın öldürüyor. Üstelik cinsel yönelimleri sebebiyle cinsel/fiziksel şiddet gören LGBT’leri de eklediğimizde kadına yönelik şiddet ve nefret cinayetlerinin verilen rakamların çok daha üzerinde olduğu ortaya çıkıyor. Ekonomik saldırıların yanı sıra, dünya ekonomik krizi ve savaşlarda devletlerin giderek daha muhafazakar politikalar uyguladığını, kadınlara yönelik şiddetin arttığını, cinsel yönelim ve ırkları sebebiyle daha çok insanın şiddete maruz kaldığını biliyoruz. Başbakan’ın “3 çocuk doğurun”, “her kürtaj bir Uludere’dir” demesinin arkasında da muhafazakar cinsiyetçi zihniyet, krizden çıkış ve nüfus politikaları yatıyor. Hükümet bu mantığıyla kadına yönelik şiddetle mücadele yöntemi olarak Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın yerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nıkurdu. Oysa kadınlar en çok da aile içinde eziliyor ve sömürülüyor. Kadını değil aileyi koruyan her politika bu şiddetin sorumlusudur. Hükümetin iki yüzlü politikalarını kabul etmiyoruz.

Kadın cinayetlerinde, nefret cinayetlerinde, taciz ve tecavüz davalarında mevcut yasaların tam uygulanmasını, kadın cinayetlerinin “nitelikli hal” kapsamına alınması, ceza indirimlerinin son bulmasını istiyoruz! Her mahalleye/ ilçeye nitelikli sığınma evleri istiyoruz!

1983’ten beri sahip olduğumuz kürtaj hakkı şimdi Üreme Sağlığı Yasa Tasarısı adı altında yeniden geri alınmaya çalışılıyor. Doktorlara vicdani ret hakkı tanınması, kürtaj olmak isteyen kadınların GEBLİZ sistemiyle ailelerine haber verilmesi, işlem öncesinde ikna odalarına alınması ve birçok hastenede kürtaj yapılmaması geleceğimizin, irademizin, bedenlerimizin yok sayıldığını gösteriyor. Bir kez daha söylüyoruz ki, gebeliği önleme ya da sona erdirme konularında karar hakkı sadece kadınlarındır. Her kadına ücretsiz ve güvenli kürtaj hakkı talep ediyoruz!

Öte yandan sisteme, rejime karşı mücadele veren örgütlü kadınlara baskılar devam ediyor. Bu sene de sendikalı, örgütlü mücadele ettikleri için onlarca kadın tutuklandı, şiddet gördü, öldürüldü. 8 Mart aynı zamanda sistematik baskılara karşı örgütlü olarak karşı durmanın günüdür.

Tüm bu sebeplerden ötürü, erkek egemenliğine, kapitalist sömürüye, şiddete, kimliğimize yönelik baskı politikalarına, cinsiyet yöneliminden kaynaklanan her türlü ayrımcılığa, cinsiyetçi işbölümüne hayır demek için hep birlikte 8 Mart’ta alanlara!

İşçi Cephesi’nden Kadınlar!

Tarih: 10 Mart 2013, Pazar

Toplanma Yeri: Haydarpaşa Numune Hastanesi önü

Toplanma Saati: 12:00

Yürüyüş saati: 13:00

Yorumlar kapalıdır.