31 Mayıs İstanbul İntifadası

19

31 Mayıs günü İstanbul alt üst edici bir gün yaşadı. 4 gün boyunca Taksim Gezi Parkı’nın halktan alınıp doğrudan sermayenin kullanımına sunulmasını protesto edenlere uygulanan tarifsiz vahşet, beklenmedik bir seferberlik dalgasına yol açmış durumda.

Taksim’de patlayıp gün boyu bütün kente yayılan kendiliğinden bir hareket talepleri şekillendirdi, mücadeleyi sürdürebilmek, ihtiyaçları karşılayabilmek için örgütlendi ve kendini savundu. Taksim’de yaşanan olağanüstü seferberliğin son derece geniş bir yelpazeyi temsil ettiği söylenmeli.

Mücadelenin karakteri, Gezi Parkı’nın savunulması boyutunu çoktan aşmış görünmektedir. AKP hükümetince hayata geçerilen gerici yasaların ve neoliberal politikalara yönelen tepkinin asıl mağdurları olarak kadınlar ve gençler, güvencesiz şartlar altında sefalet ücretlerine mahkum edilen emekçiler, açıkça gelecek endişesi taşıyan diplomalı işsizler ve büro çalışanları ortak bir mücadele dinamiği oluşturmuşlardır.

Hrant Dink cinayeti, Roboski katliamı, Reyhanlı olayları, Kürtaj yasası, içki yasakları ile Tayyip Erdoğan hükümetinin muktedir kibirinin yarattığı birikim, Gezi Parkı patlamasının arkasındaki ana nedendir.

Gelişmeler karşısında seferberlik halindeki yığınlar ne denli kararlıysa, egemen sınıflar da bir o kadar bölünmüş durumdadır. Burjuva basının tescilli hükümet yanlısı kalemşörleri başbakanı açıkca yalnız bırakmışken, Gülen cemaatine bağlı yayın kuruluşları ve hatta eski bakan Günay hükümete ağır eleştiriler getirmekte, CHP ve MHP hükümete yüklenirken yönetim boşluğundan dem vurmaktadırlar.

Yaşananların baş müsebbibi olan Başbakan gün boyu sırra kadem basmışken, Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve İstanbul Valisi Hüseyin Mutlu gerçekleştirdikleri basın toplantısında pişkince halka yalan söylemekteydiler. Topbaş, Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları karşısında hiçbir inandırıcılığı olmayan açıklamasıyla ortada AVM inşaatı olmadığını iddia ederken, Mutlu da vahşi polis saldırısını “kanunsuzluğu engelleme” olarak savunmaya çalıştı.

Seferberlik halinin devamı büyük bir önem taşımakta. Zira hükümet tarihsel bir yenilgi yaşayabilir. Sendikalar, meslek odaları, politik partiler, vb. kesimlerden temsilcilerin katılımıyla oluşturulacak bir koordinasyon komitesinin mücadeleyi yönlendirmesi hem ortaklaşmak hem de seferberliğin güvenliği açısından acil bir görev haline gelmiştir.

İstanbul emniyet müdürü Hüseyin Çapkın ve Vali Hüseyin Mutlu görevden alınmalıdır! Yalnızca onlarla yetinilemez, 31 Mayıs günü yaşananların baş sorumlusu tescilli bir demokrasi ve işçi düşmanı olduğunu kanıtlamış İçişleri Bakanı Muammer Güler derhal görevden alınmalıdır. Halka açıkça şiddet uygulayan polislerin tespiti için bir komisyon kurulmalı, bu komisyonca şiddet uyguladığı ya da şiddet emri verdiği tespit edilen tüm üst düzey polis şeflerine ve polislere işten el çektirilmelidir. Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalı, Gezi Parkı projesinin iptal edildiği bizzat Başbakan tarafıandan kitlelere ilan edilmelidir.

Yorumlar kapalıdır.