Erdoğan’ın günah keçileri!

80

İçinde bulunduğumuz süreç için oldukça açıklayıcı harika bir tarif var: “Zaferin yüzlerce babası vardır ama yenilgi yetimdir.” Kaybeden Başbakan Erdoğan da tam böyle hareket ediyor. Sorumluluğu üstlenmek ve çözüm için adımlar atmak yerine suç ve suçlu üretme yoluna başvuruyor. Büyük bir komplo var iddiasıyla gerçek sorunun odağını kaydırıyor. Daha da ileri gidiyor, çözülen ittifakını konsolide etmek için bunu gayri ahlaki bir şekilde manivela olarak kullanmaya soyunuyor. Bu hiç de masum olmayan, iyi niyetten yoksun anlayış kuşkusuz sorunu çözmek yerine daha da derinleştirecektir.

Kendi karar ve uygulamalarının sonuçlarını sahiplenmekten imtina eden AKP hükümetinin sorumluluktan ve olgunluktan uzak tüm iktidarlar gibi, günah keçileri üretme peşine düştüğünü görüyoruz. Başta “olağan şüpheliler” olmak üzere Başbakan Erdoğan’ı takdir ve tasdik etmeyen herkes potansiyel günah keçisi durumunda. Dün AKP hükümetinde bakanlık yapmış olmanın dahi yeterli olmayabileceği bir iklim söz konusu. Günah keçisinin rolü ve niteliği ise Başbakan Erdoğan ve hükümetinin ruh haline göre değişim gösteriyor. İlk gün çapulçu ilan edilen göstericiler, bugün uluslararası sofistike bir komplonun parçası sayılıyor. Dünyadaki tüm “terör” suçlularının yarısının Türkiye’de olması anlaşılan yetmemiş!

Artık bıkkınlık veren iç-dış düşman retoriği sadece sorumluluktan kaçan ilkel bir yönetim anlayışını göstermekle kalmıyor. Aynı zamanda halkın kendi başına, bağımsız şekilde hiçbir düşünce ve tutum geliştiremeyeceğini varsaydığı ölçüde elitist bir dünya görüşüne de karşılık geliyor. 80 yıl “bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam” sayılmaktan şikayetçi olanın ilk fırsatta kendinden saymadığına aynı şekilde muamale etmesindeki dramatik hale tanıklık ediyoruz. Türkiye değil, sahipleri değişmiş! Halkı boş bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya kaçar zihniyeti, dört nala yola devam ediyor.

Oysa her şey ne kadar da berrak! Bir tür taraflı arabulucu rolünü üstlenen Cumhurbaşkanı Gül’ün, “mesaj alınmıştır” açıklamasını hatırlayıp soralım: Eğer Gezi direnişi olmasaydı Park bugün ne durumda olacaktı? İnsanlar madem Başbakan karar verdi, Gezi Parkı’nın üzerine AVM, rezidans ya da her ne ise o yapılacak ama Park park olarak kalmayacak, hadi evlere dağılalım, deseydi ne olacaktı? Başbakan Erdoğan birden bire Park’ı betona çevirmekten vaz mı geçeçekti? Bu gerçeği yok saymak, bu noktaya gelinmesinin baş sorumlusunun Başbakan Erdoğan ve hükümet olduğunu göz ardı etmek, Türkiye’ye iyilik değil kötülük yapmaktır. Mesajın alındığını söyleyen, mesajı verenin tutum ve eylemlerinin haklılığını ve meşruluğunu da kabul etmiş demektir. Meşruiyet dışına taşan söz ve eylemlerin varlığı ne bu gerçeği değiştirir ne de iktidarın birinci dereceden sorumluluğunu ortadan kaldırır.

Mesaj gerçekten alındı mı? Başbakan Erdoğan’ın Gezi Parkı’ndan çıkardığı ilk sonuç polisin müdahale gücünü daha da artırmak. İktidarları ayakta tutan asker-polis gücü değil halkın desteği ve meşruiyetidir. Bunun yolu hak ve özgürlükleri geliştirmektir. Özgür, eşit, adil ve demokratik bir cumhuriyeti hiçbir güç yıkamaz. Güçlü ve yıkılmaz olmak isteyen polise değil halkına güvenir. Güvenlik politikalarına değil halkına yatırım yapar. Çatışma değil çözüm odaklı olur. Günah keçisi değil arabulucu arar. Güçlünün değil güçsüzün sözcüsü olur. Taksim’e çıkan herkes teröristir diyen bir akıl bütün bunları yapabilir mi?

Türkiye’nin; kavgada yumruk sayılmaz demeyen, halkına pusu kurmayan, şiddetin değil diyalogun temsilcisi, emekten, adaletten, eşitlikten ve özgürlükten yana bir hükümete ve demokrasiye ihtiyacı var. Bunun için Meclis erken seçim kararı almalı; barajsız, imtiyazsız, hilesiz şekilde ve eşit, adil, demokratik ve özgür koşullarda gerçekleştirilecek bir seçimi Türkiye’nin önüne koymalıdır.

Yorumlar kapalıdır.