Gezi yedi yaşında!

Türkiye’de eşitlik, özgürlük ve adalet arayışının, karanlığın perdesini yırtmanın en güçlü sembollerinden biri olan Gezi Direnişi yedi yaşında! Aynı özlemlere sahip olan herkese kutlu olsun.

Gezi, yalnızca içerisinde olanların onurla anımsayacağı, benzemez denenlerin nasıl olup da bir arada omuz omuza mücadele edebileceğini göstererek bugüne de umut bırakan bir gün değil; sonrasında gelişen altüst oluşların miladıdır da. Gezi ilk günden beri turnusol kâğıdı olmayı sürdürüyor. Zira hükümetin tüm suçlu gösterme çabalarına rağmen Gezi halen kitleler ve emek örgütleri tarafından bir milim geri adım atılmaksızın savunulmakta. AKP’den kopan suç ortakları ise, şirin görünmek için ellerindeki her fırsatı değerlendirirken böylesi bir eşitlik ve özgürlük mücadelesinin altından kalkamayacakları için Gezi’nin adını dahi anamıyorlar.

Direnişin hemen öncesinde AKP 10,5 yıldır iktidardaydı. 2008 krizinin işçi sınıfına olan yükü her geçen gün ağırlaşsa da o dönemde AKP hükümeti hitap ettiği burjuva kesimler içerisinde gücünün zirvesinde bulunuyordu. Erdoğan ve AKP hem emperyalistler hem de farklı eğilimleri olan yerli burjuvazinin çıkarını bir arada ifade etme başarısını gösterebiliyordu. Hızlı kararlar alıp, patronları daha da güçlü destekleyebilmek için bürokrasiyi azaltarak gücü/yetkiyi elinde topluyordu. İttifak çemberi o denli genişlemişti ki tüm antidemokratik uygulamalara, en ufak bir protestoya biber gazlı sert müdahalelere, yasaklı 1 Mayıs’lara, işçi direnişlerinin ezilmesine, reel alım gücünde hızlı düşüşe rağmen açılım süreci devam ediyor ve ileri demokrasiye geçildiği ilan edilebiliyordu.

Ancak Erdoğan’ın hayallerindeki başkanlığa karşı son sözü kitleler söyledi. Rejimin baskıcı tüm yöntemlerine karşı kitlelerin 31 Mayıs’taki destansı seferberliğinden itibaren Erdoğan bir daha asla bu denli geniş bir ittifaka sahip olamadı. Bundan sonra farklı burjuva kesimlerinin (ve emperyalizmin) sözcülüğünü tek başına üstlenemeyecekti. İlk olarak göz bebekleri Gülenciler ile savaşa girişecek, tape skandallarından darbe girişimlerine uzanan bir yığın çatışma baş gösterecekti. Erdoğan Gezi Direnişi ile beraber demokrasi maskeli bir başkanlık rejimi hayalini kaybetti. Ülke yenilenen seçimler, kabul edilmeyen seçimler, kanlı IŞİD eylemleri, tutuklu gazeteci/siyasiler cenderesinden geçerek mevcut Saray rejimine sürüklendi.

Yukarıda sayılan ve yalnızca Gezi’de olmayanların sebep olduğu karanlığa rağmen Gezi umut olmayı sürdürüyor. Oktay Benol kitlesel Haziran günlerinin ardından, 13 Temmuz 2013 tarihinde “Gezi Direnişi: Son sözü hep halk söyler” başlıklı yazısında hükümetin gezi ısrarının nedenini şöyle ifade etmiş:

“Gezi Parkı’nı betonlaştırmanın rant boyutu var. Yaşam tarzlarını kendi dünya görüşü doğrultusunda belirleme anlamında toplum mühendisliği boyutu var. Gösteri ve ifade özgürlüğünün önemli merkezlerinden birini hedef alma anlamında toplumsal muhalefeti yok etme boyutu var. AKP Gezi Parkı’nı betonlaştırarak bir taşla bu üç kuşu birden vurmayı hedefledi. Bir yandan kentsel yağmaya devam edecekti. Bir yandan Taksim ve çevresini hedef alarak neoliberal saldırı politikaları için süspansiyon görevi gören muhafazakârlaştırma politikasını işletecekti. Çünkü iktidarlar toplumsal muhalefeti yok etmek için daima yaşam biçimlerine ve alanlarına müdahale ederler. Bir yandan da sol ve işçi hareketi başta olmak üzere toplumsal muhalefetin simge direniş alanlarından Taksim’i siyasal olarak işlevsizleştirecekti. Plan ters tepti. Uzun bir süredir AKP’nin neoliberal politikalarından zarar gören, otoriter ve benmerkezci dil ve söyleminin mağduru olan çok farklı kesimler Gezi Parkı ortak paydasında bir araya geldi ve son sözü halk söyledi. Gezi Parkı’nın toplumsal muhalefetin farklı unsurlarının tümünü ya da büyük çoğunluğunu kendi öncelikli duyarlılık alanının dışına taşıyarak Gezi ortak paydasında buluşturması ve orada kalmayıp tümü için eşitlik ve adalet temelli toplu bir ortak payda oluşturma potansiyeli taşıması demokratik ve özgür bir Türkiye’nin inşasında bir manivela işlevi görebileceğine işaret etmekte.”

Gezi, yaptığından hiç pişmanlık duymayan kitlelerce hâlâ demokratik ve özgür bir Türkiye’nin umudu olmayı sürdürüyor.

Bir kez birleşebildiğimizi gördük. O şanlı direnişin bir parçasıydık, bunun onuruyla yaşıyoruz. Hükümet -şimdilik- Gezi Parkı’ndan elini çekti ancak aynı gerekçelerle Gezi direnişçilerini hedef göstermeyi sürdürüyor. Hükümete yakın yayın organları ve ondan kopan partiler ancak Gülen Cemaati’ne mensup Muammer Aktaş adlı savcının (şimdi firari) iddianamesine sarılabiliyor.

Bir konuda haklılar. Ortada suç var. Suçlular Berkin Elvan’ı, Ethem Sarısülük’ü, Abdullah Cömert’i, Ali İsmail Korkmaz’ı, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Medeni Yıldırım’ı, Ahmet Atakan’ı, Serdar Kadakal’ı ve diğerlerini öldürenlerdir. Suçlular arkadaşlarımızın kaybolan gözlerindedir, onlar en güzellerimizi sakat bırakanlardır.

Burjuvazi, kitlelerin eşitlik ve adalet arayışlarının sembolü olan Gezi’den hayalet görmüş gibi kaçıyor. Bugün bu arayışa sahip biricik gücün, cesaretin ve doğru adresin emek güçleri olduğunu görebiliyoruz.

Gezi’nin yedinci yılında, Gezi’yi savunmayı bırakmayan kitlelerin verdiği umutla mücadeleye devam!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.