Dünyanın en güzel Haziran ayı

157

Dünyanın en güzel Haziran ayı tüm acılarıyla geride kaldı. Şimdi daha güzel bir Temmuz’a merhaba!

Tüm acılarıyla geride kalan en güzel Haziran olur mu? Diye sormayın. Oldu işte.

Nasıl mı oldu? Yıllardır bize söylenen yalanlar, yapılan haksızlıklar, yaşatılan acılar gencecik insanların sabrını taşırdı bir 31 Mayıs sabahı. Sadece şehrin ortasında kalan tek yeşil alanın kaybolmasını istemiyorlardı. O kadar haklı ve masumdular ki, onlara sanki dünyanın en büyük suçunu işlemişler gibi davranılması tüm ülkede insanları sokağa döktü. Polis “Yahu bu çocuklar bunu hak edecek ne yaptı?” diyen herkese vatan haini gibi saldırdı. Ve işte en güzel Haziran böylece başladı. İnsanlar yıllar sonra ilk kez “yeter artık” dediler. Baskıya, zulme YETER! Hükümet ilk günden itibaren zaten hukuka aykırı yapılan bir inşaatı engellemek isteyenleri “bunların derdi ağaç değil” diyerek etiketledi. Aslında böylece kendi maskesini de düşürmüş oldu. Başbakan her nedense gerçekten ağaçların kesilmemesi için tepkisini gösteren bu insanları kendisini devirmek istemekle suçladı. Peki, neden?

Büyüklerimizin bir sözü vardır. “Yarası olan gocunur?” İşte Başbakan bu sözün doğruluğunu ispatlamak için ne gerekiyorsa yaptı. Bir başbakan 11 yıl sonra ilk kez bu kadar kalabalık bir kitlenin bir uygulamaya açıkça karşı çıkmasına şaşırdı. Paniğe kapıldı. Kimsenin ağzından henüz “Hükümet istifa” sloganı dökülmemişken o çok emindi, bu insanların esas niyetlerinin kendisini devirmek olduğundan. Şimdi bir insan bundan nasıl bu kadar emin olur? Çünkü senelerdir ne kadar çok insanı mağdur ettiğinden emindir de ondan. Bu ülkede yaşayan insanların ne kadar büyük bir kısmının aslında mutsuz olduğunu adı gibi biliyordu Başbakan. Her gün söylediği ekonomi tıkırında yalanının ne kadar büyük bir yalan olduğunu, aslında insanların ne kadar fakirleştiğini de biliyordu. İşte tam bu yüzden insanların bu kadar öfkelenmesinin 3 ağaç yüzünden olamayacağından emindi. 3 ağaca gelene kadar yaptığı usulsüzlükleri ve yolsuzlukları en iyi kendisi biliyordu. ilk önce kendisi bağırdı “bunların derdi benimle” diye. O kadar paniğe kapıldı ki, meseleyi çevreci bir hassasiyet olarak görüp 3. gün çözebilecekken uzattıkça uzattı. Şiddetin, baskının dozunu o kadar arttırdı ki, meseleyi gerçekten 3 ağaç meselesi olmaktan kendi eliyle çıkardı. Yalanlara iftiralara sığınıp, can alacak kadar ileri götürdü işi.

Şimdi Başbakan’a bir teşekkür borcumuz var doğruya doğru. O şiddeti arttırıp körükledikçe, insanlar birbirine daha sıkı sarıldı. Herkes birbirini anlar, sahiplenir oldu. Polisin tüm şiddetini canlı kanlı yaşayanlar evlerine gelip televizyonlarını açtıklarında eğlence programları, penguen belgeselleriyle karşılaşınca Türkiye’nin tarihindeki en büyük kırılma yaşandı. İnsanların gözleriyle gördükleri gerçekler, televizyondan öyle bambaşka görünüyordu ki, şaşırıp kaldılar. Ve bir Haziran’da sorulabilecek en güzel soruyu sordular. YA BU TELEVİZYONLARDAN BİZE GÖSTERİLEN HER ŞEY YALANSA? İktidar kendiyle birlikte tüm sistemi ele vermiş oldu böylece. Askeri darbelerin antidemokratik uygulamalarının hesabını soracağını söyleyenler, o darbe yıllarında yaşananları hiç aratmayacak işler yaptılar. Ne mutlu ki, kapitalizmin en büyük oyuncağı olan teknoloji sahibini tam anlından vuruverdi. Sıkıyönetim yıllarında kapalı kapılar ardında işlenen suçlar, günümüzde akıl almayacak bir hızla dünyanın bir ucundan görünür oluyordu. Bir tokat da senelerce insanları meşgul etmek için tonlarca paralar yatırdıkları futbol endüstrisinden geldi. Taraftar grupları isyanın, direnişin en önemli simgeleri oluverdiler. Çünkü onlar sokağı ve kavgayı en iyi bilenlerdi. Sözün özü iktidar sahipleri, kendi kazdıkları kuyuya öyle kendiliğinden düştüler ki, şimdilerde o kuyudan çıkmak için attıkları taklalar bir mizah malzemesi olmaktan öteye gidemiyor. İşte böyle güzel bir Hazirana vesile oldu 3-5 tane ağaç. Acılara da vesile oldu elbet, beş insanın ölümüne, binlerce insanın yaralanmasına sebep olan bu şiddet çok canlar yaktı. Ancak o acılar alabildiğinde güçlendirdi Haziran’ı. Şimdi daha sakin, daha kontrollü bir Temmuz’da insanlar mahallelerinin parklarında buluşup, hal çaresi arıyorlar. Bu çarka çomak sokmanın, hiç kimsenin kimseyi ötekileştiremediği bir ülkenin tuğlalarını diziyorlar. Parklar toplumun her kesimini kucaklayan meclislere dönüşmüşken, bir tuğla da ben koyayım demeyen, sonradan çok üzülecek şüphesiz. Bu Temmuz böylece gideceğe benzer, Ağustosa Allah kerim.

Yorumlar kapalıdır.