Hava-İş yönetimi AKP’ye geçti

176

Hava İş Sendikası’nın 27. Genel Kurulu’nda çeyrek asırlık iktidar Atilla Ayçin yönetimi değişti, yönetimi Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın yeğeni olduğu iddia edilen Ömer Önder Haberdar’ın liderliğini yaptığı Reform Hareketi aldı. Kurul öncesinde delegelerin tek tek aranarak seçimlere katılmaları halinde işten atılacakları tehditleriyle THY yönetiminin baskısını gördüklerini söyleyen Gökkuşağı Hareketi ise çekilerek kurula katılamadı. Yeni yönetimin başına geçen Ali Kemal Tatlıbal’ın, 305 işçinin işe iade davalarında işveren lehine tanıklık yaptığı, AKP ve THY patronlarını temsil ettiği açıkça biliniyor.

Hükümetin sınıf örgütlerine saldırıları bitmiyor

AKP hükümeti geçtiğimiz yıl Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ile 30 ve altı çalışanı olan işyerlerindeki işçilerin sendikal güvence hakkını gasp etmiş, işkolu sayısı, barajı ve çalışan sınırı engelleriyle işçilerin yüzde 80’inin sendika ve toplu sözleşme hakkını kullanılamaz hale getirmiştir. İşçilerin örgütlenme hakkını tüm gücüyle engellemeye çalışan, mevcut sendikal yönetimleri de tümüyle kendisine bağlamaya çalışan AKP hükümeti, Hak-İş türünden yandaş sendikalarla yetinmeyip, Türk-İş ve özelde Hava-İş’in yönetimine listeyle işçi düşmanı bir yönetim tesis etmiştir. Kuşkusuz, işçiler aleyhine mahkemede tanıklık eden Tatlıbal’ın yönetiminde mücadeleci bir sendikal tavır beklemek akıldışı olurdu. Dolayısıyla, Türkiye sınıf mücadelesi açısından önemli bir mevzinin kaybedildiği açık.

Bu sürece nasıl gelindi?

Bir gecede getirilen grev yasağına karşı 29 Mayıs eylemi, bu eyleme katıldığı için 305 işçinin işten atılması, 15 Mayıs 2013’te başlayan yasal grev; bu grevin THY yönetiminin grevcileri tehditlerle, polis baskısıyla sindirme çabaları… Ne AKP iktidarının THY işçilerine karşı işçi düşmanı tavrı ne de Hava İş Genel Kurulu’nda cisimleşen kaos ve yenilgi bir sürpriz. Hükümetin THY’deki özelleştirme ve çalışan haklarına gaspları uzunca bir süredir Hava İş ve THY işçilerince malum bir saldırı planı. Bu yolda AKP ve THY yönetiminin işbirliği içinde Hava-İş sendikasına türlü karalama kampanyaları tertiplediklerine de şahit olduk. Pek tabii, hükümetin asıl niyeti tek tek sendikacıları yıpratmak değil, sendikaların birer mücadele örgütü olarak işçi sınıfından yana kararlı ve devrimci bir tutum takınmasını engellemekti.

Ancak çeyrek asırlık iktidar Ayçin’in, tüm bu süreçleri şahsına ve yönetimine dönük saldırılarmış gibi algılayıp, sendikal muhalefet Gökkuşağı hareketinin ve işçilerinin eleştirilerine kulaklarını tıkayarak kendi bildiğini okuması sürecin bu noktaya kadar gelmesinde büyük bir etkiye sahip. 2007’de işçiler grev derken Ayçin’in toplu iş sözleşmesini imzalaması, dün işçiler ‘grev hükmen yenildi, toplu iş sözleşmesi imzalansın’ derken onun inat ettiği ortadadır. Her şey bir yana bir sendikanın başında 24 yıl boyunca aynı ismin olması dahi sınıfın seferberliğini sağlamak ve öncü işçileri yetiştirmek gibi sorumluluklar yüklenmiş bir mücadele aracında bürokrasinin ta kendisidir. Ayçin Yönetimi grev sürecini, grev komiteleri kurarak, görüşmelerden işçileri şeffaf bir biçimde haberdar ederek değil, bürokratik bir biçimde yönetti. Bu tavırla grev sönümlenirken büyük resimdeki özelleştirme dalgasına, değişen yönetmeliklere gözünü kapaması ve direnişi şahsi bir inat meselesine döndürmesi de işçilerde yılgınlığa sebep oldu.

Gökkuşağı Hareketi ise, işçilerin %70’ini temsil ettiği iddiasıyla “demokratik şeffaf temiz bir sendika” gibi net bir taleple yola çıkarken, Genel Kurul’un bir gece öncesinde seçimlere girmeme kararı aldı. Mücadele süreci, doğru-yanlış tüm tavır ve tutumları gerçeğin aynasında sınayacaktır; kuşkusuz Atilla Ayçin’in olmadığı gibi Gökkuşağı Hareketi de bundan muaf değildir.

Sendikayı mücadeleci yapan sendikacılar değil işçilerdir”

AKP hükümeti işçi sınıfını ve örgütlerini bastırmaya ve denetim altına almaya dönük yasal ve pratik müdahalelerini sürdürüyor. Özelde THY işçileri ve havacılık işkolunda çalışan diğer işçiler için Hava-İş yeni yönetimi hiçbir şey vaat etmemekle birlikte, mücadele şartları zorlaşmış gözüküyor. Ancak “Sendikayı mücadeleci yapan sendikacılar değil işçilerdir” sözü pek çok kere muzaffer grev ve direnişlerle doğrulandı. Hükümetin saldırılarına karşı ve sendika bürokratlarına rağmen alnı ak sendikal mücadele, yönetimin işbirlikçi her adımında işçilerin tabandan ses çıkarmaları, birlik olmalarından geçiyor. Bu nedenle muzaffer grev ve direnişler; yasaksız, barajsız, herkes için sendika hakkı şiarıyla hava işkolundaki tüm çalışanların talepleriyle şekillenen bir eylem programı etrafında ve tüm süreçlerin şeffaf şekilde işlediği bir anlayışla, saldırılara karşı tek yumruk olmak gerekiyor.

Yorumlar kapalıdır.