İşçiler ve öğrenciler; grev ve direniş

Londra: Sanayi Devrimi’nin beşiği, bir zamanların üzerinde güneş batmayan imparatorluğunun, bugün dünyanın 6. büyük ekonomisi ve Avrupa Birliği üyesi İngiltere’nin başkenti. Neredeyse bütün dünyadaki emekçilerin yarattığı zenginlikten pay alan İngiltere bir bütün olarak sömürenlerden oluşmuyor. İngiltere’de de sömürenler ve sömürülenler var.

Sömüren kesim yani burjuvazi kapitalizmin doğası gereği her zaman daha fazla kâr etmek ve daha fazla büyümek zorunda. İşte bu yüzden, burjuvazi 1980’lerden beri tüm dünyada hemen hemen eş zamanlı olarak uygulamaya koyduğu ve adına neoliberalizm dediği politikalarıyla, devletin kısmen emekçi halk yararına finanse ettiği bütün kurumları özelleştiriyor. Bunlara eğitim kurumları da dâhil.

Londra Üniversitesi’ndeki öğrencilerin protestoları da üniversitenin destek servislerinin özelleştirmesine karşı başlamıştı. Özelleştirmeye karşı 27 Kasım’da greve çıkan üniversite işçilerine destek veren 41 öğrencinin gözaltına alınması ile öğrencilerin ve işçilerin bu ortak mücadelesi kısa bir zamanda neoliberal politikalara ve bu politikaların güvencesi olan polis şiddetine karşı bir ayaklanmaya dönüştü. 140 bin öğrencinin öğrenim gördüğü üniversitede günlerce süren kitlesel eylemlerin ardından, üniversite yönetimi kampüs içerisindeki eylemlere Yüksek Mahkeme’den acil mahkeme emri çıkartarak 6 ay süreyle yasak getirdi.

Öğrencilerin ayaklanmasını sağlayan grevin talepleri kadrosuz çalışan okutmanlar ve işçiler için kadrolularla eşit hastalık ödeneği, eşit tatil ve eşit emekli maaşıydı. Aslında öğrencilerin bu talepleri bu kadar sıkı bir biçimde sahiplenmesi hiç de tesadüf değil. Burjuvazinin her geçen gün işçilerin haklarını elinden almasına karşı bir savunma hattı oluşturabilecek bu talepler, aslında geleceğin işçi ve işsizleri olacak öğrenciler için çok anlamlı. Artık bir zamanların ‘refah dolu’ ülkeleri dâhil her yerde karşımıza çıkan eğitimde bütçe kesintileri ve özelleştirmeler, burjuvazinin bu alanda çok büyük kârlar elde etmeyi amaçladığını bize gösteriyor. Eğitime yapılan bu neoliberal saldırılar eğitim kurumlarındaki sınıf mücadelesini de körüklüyor. İşte bu sınıf mücadelesinde öğrencilerin sınıf kardeşleri olan işçilerin yanında yer alması gerekiyor. Yalıtık bir öğrenci hareketi ancak daha fazla polis baskısına, tutuklamalara, okuldan atılmalara ve neoliberal geleceksizleştirme saldırılarının artmasına neden olacakken; işçi sınıfı ile birlikte hareket eden öğrenci hareketi işçi sınıfının üretimden gelen gücü ve kitleselliği ile talep ettiklerimizi almamıza olanak sağlayacaktır. Bundan dolayı:

Tüm öğrenciler sınıf kardeşlerinin yanına!

Özelleştirmelere, bütçe kesintilerine, paralı eğitime ve polis şiddetine karşı birlikte direnişe!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.