Akademik köleliğe son!

113

Geçtiğimiz haftalarda birçok üniversite, öğretim elemanlarının protestolarına sahne oldu. Ülke çapında gerçekleştirilen bu protestolarda öğretim elemanları, özlük haklarında iyileştirme ve maaşlarına zam taleplerini dile getirdiler. “Bıçak kemiğe dayandı” diyen ve son on yıldır maaşlarında ve özlük haklarında hiçbir iyileştirme yapılmamasından şikayetçi olan öğretim elemanlarının basına sundukları karşılaştırma raporuna göre maaşları reel düzeyde %4 dolaylarında gerilemiş.

Ne bunlar bir anda damdan düşercesine ortaya çıkan planlar, ne de gerçekleşen eylemler öğretim elemanlarının ilk eylemleri.. Hükümetin, kamu görevini ifa eden öğretim elemanlarına 10 yıl boyunca zam yapmaması bütünlüklü bir politikanın parçası. Maddi açıdan sıkıntıya düşen bir öğretim elemanı ne yapar? Devlet üniversitelerinden ayrılıp vakıf üniversitelerine geçer ya da özel sektöre, örneğin Ar-Ge (araştırma geliştirme) şirketlerine, yarı-zamanlı kayıtdışı işler yapar. Yani devlet üniversitelerinde öğretim elemanlığını cazip olmaktan çıkaran ve öğretim elemanlarını özel sektöre ve vakıf üniversitelerine ucuz “kafa” gücü olarak peşkeş çeken bu politikalar, vizyon 2023 hedeflerine ve kalkınma planlarına uygun olarak, özel sektörün, özelikle Ar-Ge şirketlerinin, sermaye birikimini sağlamaya yönelik. Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı Ergün’ün şu sözlerine bir kulak verelim: “Yeni hedeflerimiz var. 10 yıl sonra 2 trilyon dolarlık milli gelirin yüzde 3’ünü Ar-Ge harcamalarına ayırmak istiyoruz. 60 milyar dolarlık Ar-Ge harcaması yapan, bunun üçte ikisini özel sektörün, üçte birini kamunun yaptığı bir Türkiye inşa etmek istiyoruz.”

AKP hükümeti her fırsatta, üniversiteler açtıklarını, akademik kadroları genişletiklerini, burslar verdiklerini, mevcut üniversitelerin altyapı imkanlarını geliştirdiklerini söylüyor. Ama estirilen havanın aksine, ne üniversitelerde bilimsel araştırma yapmak ne de öğretim elemanı olmak teşvik ediliyor… Bizlerin vergileriyle yapılan bu yatırımların aslında sermayenin ihtiyaçlarını gidermek için yapıldığı; bakanların sözlerinden de, 50-d yasasından da, aldığı tepkiler yüzünden yürürlüğe sokulamayan Yeni YÖK Taslağı’ndan da, öğretim elemanlarının 10 yıldır maaşlarında iyileştirmeye gidilmemesinden de okunabiliyor. Bunlar yapbozun parçaları, bütün dünyada uygulanan eğitimdeki özelleştirme politikasının Türkiye ayağındaki yansımaları. Her zaman olduğu gibi, bilim ve teknolojik gelişmeler hâkim sınıfların kontrolünde hem de artık daha tehlikeli bir silah olarak ve artık özgür, bağımsız, insanlık yararına bilim yapmak her zamankinden daha uzak bir hayal..

Yorumlar kapalıdır.