Ağrı provokasyonu

38

12 Nisan günü Ağrı’da tam olarak ne yaşandığını resmi açıklamalar üzerinden bir kesinlikle ifade etmek neredeyse imkansız. Öyle ki PKK-HDP ve devletin açıklamalarındaki hayati farklılıklar bir yana valilik, jandarma komutanlığı, TSK ve cumhurbaşkanının açıklamalarında dahi tutarsızlıklar söz konusu. Sadece bu tutarsızlıklar dahi Ağrı’da yaşananların HDP’ye yönelik bir tür seçim provokasyonu olduğunu anlamamıza yetiyor.

Ağrı’da bir provokasyonun yaşandığı dışında açıklamalardan gelen bir başka kesin bilgi ise, jandarma müdahalesi sonrasında PKK’li Serdar Kızılay ve HDP’li Cezmi Budak’ın yaşamını yitirdiğidir.

Tutarsızlıklar silsilesi

Valilik operasyonu açıklarken: “Güvenlik güçlerimize terör örgütü mensupları tarafından açılan ateş sonucu çatışma meydana gelmiştir” ifadelerini kullansa da jandarma Vali ile aynı görüşte değil. Jandarma operasyonun Valinin emri ile gerçekleştiğini ifade etmekte.

Bir başka komedi ise yaralı askerlerin nasıl kurtarıldığı üzerinde. Ağrı Valisi olay gerçekleşir gerçekleşmez süratle: “Canlı kalkan olarak oraya gidenler tarafından askerler kurtarıldı, askerler orada ölüme terk edilmişti, 15 asker ölüme gönderilmişti’ tarzındaki iddialarının tümü yalan ve iftiradır.” diyerek tavrını koymuştu. Sonrasında konuşmasına “lan” diyerek mi, “yav” diyerek mi başladı bilmiyoruz ama Cumhurbaşkanı da HDP’ye “Siz kendinizi ne zannediyorsunuz?” diyerek Valisine destek çıktı. Yaralıların kimsenin desteği alınmaksızın götürüldüğü tezini yineledi. Görüntüler var dedi. Ortada Kabataş görüntülerine bezner bir hayali görüntü yoksa basına yansıyan görüntülerde bir sivilin yaralı bir askere yardım ettiği görülürken bir başka sivilin de yardım esnasında “Size insanlığı öğreteceğiz” dediği duyulabliyor. Görüntüleri geçip resmi açıklamalara dönecek olursak, TSK’nın açıklaması da Vali ve Cumhurbaşkanını yalanlar nitelikte oldu. Açıklama şöyleydi: “Bölgeye gelen vatandaşlarımızın, yaralı personelimize yardımı takdire şayan bulunmuş, milletimizin birlik ve beraberliğinin güzel bir örneğini teşkil etmiştir.” Nihayet düzgün işleyen herhangi bir kurumda rezillik olarak adlandırılabilecek bu tutarsızlıklar silsilesine İçişleri Bakanlığı bir birleştirme yaparak sonlandırdı. Bakanlık: “Jandarmamız, kendilerine ait uyku tulumları ile yaralılarımızı helikopterlerin bulunduğu yere nakletmeye çalışırken, bölgeye giren vatandaşlar […] yaralıların taşındığı uyku tulumunun kenarından tutmak suretiyle taşıma faaliyetine katılmışlardır.”

Seçim güvenliği

Bilmekte fayda olabilir ki HDP Ağrı’daki şenlikleri gerillaların katılımının olduğu bu biçimiyle ilk kez gerçekleştirmiyor. Daha öncesinde de aynı içerikle iki kez gerçekleşen şenliklere herhangi bir saldırı gerçekleşmemişti.

Saldırıdan iki gün önce PKK saflarında dahi silah bırakma tartışılır ve bunu destekleyen açıklamalar yaparken Ağrı valisi Musa Işın alakasız bir biçimde vatandaşın oy kullanma güvenliğinin bozulmak istendiğini söylemişti. Olayın gerçekleştiği köyün seçmen sayısının 45 olduğunu da hatırlatalım.

Tükenmeyen tutarsızlıkları şimdilik gerçekten kapatalım. Seçim güvenliği hususna gelelim. Halen hükümet partisi konumundaki AKP, güvenilir bir seçim sürecinin geçmesini sağlamakla sorumludur. Seçim güvenliği hususundaki kaygılarını ifade eden AKP kimi kime şikayet etmektedir? Kendisi zaten bir şikayet değil icra makamındadır. Normal bir durumda kendisinden beklenen her türlü provakasyonu durdurup, hak ve özgürlüklerin garantörü olmasıdır. Ancak AKP’nin kendi yaptığı şey açıkça görüldüğü üzere bunun tam tersidir. Seçim hedefleini gittikçe düşüren AKP HDP’yi açıktan bir biçimde kriminalize ederek seçim hedeflerini tutturmaya çabalamaktadır.

Büyük güç mü?

Bugüne değin AKP Yeni Türkiye’nin neredeyse bir süpergüç olduğunu iddia ediyordu. Onlara göre istihbarat, ordu ve buna benzeyen kurumlar dünyanın en güçlü kurumları haine gelmişti.

Çağlayan rehine olayı, Fenerbahçe otobüs saldırısı, Ağrı’da yaşananlar, elektrik kesintileri ve dahasını aklımıza getirecek olursak büyük gücün bunların tamamına karşı ancak seyirci kalabildiğini görebiliriz. Bu seyircilik halinin ancak iki sebebi olabilir. Ya AKP kitlelere yalan söylemektedir ve istihbaratın ve diğer kurumların ifade edildiği gibi bir gücü ve etkisi yoktur. Ya da örtülü ödeneklerle, ciddi şekilde geliştirilmiş kadroları ile istihbarat ve benzeri kurumlar gücünü doğrudan Ağrı tipi operasyonları yapmaya hasretmektedir. Üçüncü bir ihtimal ise her iki ihtimalin de doğru olduğudur. Yani kurumların gücü ve becerisinin sınırlı olmasının yanı sıra elindeki maddi ve lojistik kaynakları Ağrı tipi provokasyonlara yatırdığıdır.

Her şeye rağmen Ağrı’nın beklenen sonuçları vermediğini söylemek mümkün. Başta Erdoğan olmak üzere hükümetin de sahip olduğu saldırgan dile rağmen şimdilik toplumun geneline yayılmış bir savaş çığırtkanlığı baş göstermemiştir. Tabii bu durum sürece yeniden dahil olan ordunun elinin güçlenmesi ve diğer devlet kurumlarının etki alanlarının genişlemesi gibi başka tehlikeli sonuçları doğurabilir. İşte tüm bunlara karşı, AKP’nin sandıkta geriletilmesi ve provokasyonlara karşı durulabilmesi için somut demokratik mevzilerimizi savunup birbirimizi Ağrı tipindeki provokasyonlara karşı uyarıp beraber hareket etmemizi sağlayacak acak aktif bir seçim süreci geçirmemiz gerekmektedir.

AKP’ye oy veren işçiler için dahi böylesi provokasyonlar, savaş çığırtkanlığı ya da kurumların yeniden güç kazanması umut vaat edici değildir. Bu gibi tedbirler ancak yaklaşan işsizliğimiz ve kıdem tazminatı gibi hak gasplarımızın habercisi olabilir. Bu sebeple AKP dahil her kime oy veriyorsak verelim seçim sürecinin güvenlik içerisinde geçmesini sağlamak için baş sorumlu AKP’yi denetlemek ve tüm işçilerin dayanışma halinde olmasını sağlamak temel sorumluluğumuzdur.

Yorumlar kapalıdır.