Trump’ın sol karşıtı zirvesi: yanıtımız örgütlenme ve seferberlik olmalı

Date:

Share post:

16 Temmuz Perşembe günü Washington D.C.’deki Dışişleri Bakanlığı binasında, 66 ülkeden hükümet ve siyasi örgüt temsilcilerini bir araya getiren “Sol Karşıtı Zirve” gerçekleştirildi. Zirveyi düzenleyenlere göre amaç, uluslararası istihbarat işbirliği ve polis teşkilatları arasında koordinasyon sağlamak, ayrıca ABD hükümetinin terör faaliyetlerine karıştığını düşündüğü sol örgütlerin finansmanını kesmeye yönelik eylemler gerçekleştirmekti.

Zirvenin çağrısını yapanların ve zirveyi yönetenlerin başında Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump’ın başdanışmanı Stephen Miller ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in de aralarında bulunduğu üst düzey ABD hükümeti yetkilileri yer alıyordu. Bu durum, Trump’ın söz konusu buluşmaya verdiği büyük önemi ortaya koyuyordu.

Dışişleri bakanlıklarının temsilcileri, büyükelçiler ve operasyonel ve teknik düzeyde üst düzey yetkililerden oluşan katılımcılar Avrupa, Asya ve Amerika’dan ülkeleri temsil ediyorlardı. İsrail, Ortadoğu’dan zirveye katılan tek ülkeydi. Katılımcı ülkeler arasında İspanya, Kanada, Almanya, Arjantin, İtalya, Şili ve Uruguay da bulunuyordu.

ABD hükümetinin belirlediği hedefler

Genel olarak antifaşizme atıfta bulunmak için kullanılan bir ifade olan Antifa’nın Eylül 2025’te “terör örgütü” ilan edilmesinin ardından düzenlenen bu zirve, Trump’ın baskı politikasının bir parçasını oluşturuyor. Trump kısa süre önce, sol örgütlere karşı mücadelede ABD devletinin kaynaklarının kullanılmasına izin vermek amacıyla solu ve anarşist hareketi hedef alan, Ulusal Güvenlik Yürütme Emri No. 7 adlı başkanlık genelgesini imzaladı ve bu örgütleri terörist ilan etti.

Washington son aylarda dört Avrupalı grubu yabancı terör örgütü olarak tanımladı: Antifa Ost, Informal Anarchist Federation/International Revolutionary Front, Armed Proletarian Justice ve Revolutionary Class Self-Defense. Bu örgütlerin FTO (Yabancı Terör Örgütü) ve SDGT (Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terörist) listelerine alınması; mal varlıklarının dondurulmasını, maddi destek sağlanmasının yasaklanmasını ve vize verilmemesini içeren küresel bir takibat protokolünü devreye sokmaktadır.

Trump, Charlie Kirk’ün öldürülmesi vesilesiyle kendi sosyal medya ağı Truth Social’da antifaşizmi yasadışı ederek ABD içinde de bu yönde ilerledi: “Çok sayıdaki Amerikalı vatanseverimize, hasta, tehlikeli ve radikal solcu bir felaket olan Antifa’yı büyük bir terör örgütü olarak tanımladığımı bildirmekten memnuniyet duyuyorum.”

Zirvenin ana konuşmacısı Marco Rubio şu açıklamayı yaptı: “Kendilerine antikapitalist ya da antiemperyalist, komünist, anarşist veya Marksist diyebilirler, fakat temel karakterleri her zaman aynıdır.” Trump’ın kriminal göçmen karşıtı politikasının arkasındaki aşırı sağcı danışmanı Stephen Miller ise “medeniyetin ölümcül kanseri” ile mücadele edilmesi gerektiğini söyledi ve “Karşı karşıya olduğumuz en büyük risk, kurumlarımızın ölümcül bir tehdide karşı kendilerini savunamayacak kadar yumuşak ve korkak hâle gelmiş olmasıdır” dedi.

Buna ek olarak Dışişleri Bakanlığı, 20 Temmuz’da “Küba: 21. Yüzyılda Komünizmin Başkenti” başlıklı bir rapor yayımladı. Raporda Küba hükümeti, ABD’de solcu “yıkıcılığı” teşvik eden bir güç olarak sunuluyor; Filistin’le dayanışma aktivistleri, insan hakları savunucuları ve sol aktivistler Küba rejiminin sözde ajanları olarak listeleniyor. Böylece bu kişilerin kriminalize edilmesi ve bu yılın ocak ayında Venezuela’ya karşı gerçekleştirilen saldırıya benzer bir askerî saldırının Küba’ya karşı düzenlenmesi için siyasi koşulların yaratılması hedefleniyor.

Trump’a ve aşırı sağa karşı direnişi bastırmak için McCarthycilik 2.0

ABD emperyalizmi, Marksizme ve diğer sendikal ve sol kesimlere karşı mücadelede tarihsel bir geleneğe sahip. ABD hükümetinin gerçekleştirdiği bu buluşma, onun geleneksel emperyalist siyasetinde yeni bir olgu değil. FBI gibi birçok kurum, Cointelpro türü karşı istihbarat programları aracılığıyla kirli savaş yürütmek ve siyasi ve sendikal muhalefeti, medeni haklar mücadelesi veren örgütleri, siyah güç hareketini, barış yanlılarını, yerli halkların örgütlerini ve sosyalistleri takip etmek ve bu hareketlerin içine sızmak üzere kuruldu. ABD’nin kendi sınırları içindeki aktivizme karşı yargısal ve medyatik kumpasların, yargısız infazların ve diğer önlemlerin uzun bir tarihi bulunuyor. “Sol Karşıtı Zirve”nin hedefleri, eski ABD Başkanı Harry Truman’ın izlediği politikayı hatırlatıyor. Truman, 1950 ile 1954 yılları arasındaki başkanlığı sırasında, Soğuk Savaş’ın ortasında, Senatör Joseph Raymond McCarthy’nin yönettiği Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi aracılığıyla muhaliflerine yönelik yoğun bir takibat yürüttü. Onları eski SSCB’nin ajanları olmakla suçladı ve Komünist Parti sempatizanlarının ve solcuları ihbar etmeyi reddedenlerin Hollywood gibi sektörlerde çalışmalarını engellemek amacıyla kara listeler hazırladı.

ABD emperyalizmi, kendi sınırlarının dışında ise CIA ile kendi çıkarlarına bağlı partiler ve hükümetler tarafından gerçekleştirilen darbelerin, işgallerin, hükümetleri istikrarsızlaştırma girişimlerinin, muhalif siyasi liderlerin öldürülmesinin ve kaçırılmasının ve diğer suçların başlıca yöneticisi ve finansörü oldu. Bugün Donald Trump’ın emperyalizmi İran’ı canice bombalıyor, İsrail’in Filistin’deki soykırımını destekliyor, Venezuela’ya müdahale ediyor ve Küba’yı işgalle tehdit ediyor. Sol karşıtı politikanın ve Amerikan emperyalist egemenliğine karşı çıkanlara yönelik saldırıların kurbanlarının sayısı, farklı siyasi eğilimlerden milyonlarca kişiye ulaşmaktadır.

ABD’de Trump yönetimine karşı tepki büyüyor. İran’daki başarısızlığıyla bağlantılı olarak yakıt fiyatlarının artması, ICE’a karşı kitlesel seferberlikler ve No Kings hareketinin gerçekleştirdikleri gibi doğrudan hükümetini hedef alan eylemler sonucunda hoşnutsuzluk anketlerde ve sokaklarda kendisini göstermeye başlıyor, Trump’ın olumlu imajı geriliyor.

Siyasi durum, Trump’ın muhafazakâr ve aşırı sağcı siyasi tabanını oluşturan MAGA hareketi içinde kırılmalar yarattı. Gençliğin bazı kesimleri Trump’a ve aşırı sağa karşı antikapitalizme, hatta sosyalist görüşlere yeniden ilgi gösteriyor. Bu eğilim seçimlerde, Demokrat Partinin sosyal demokrat kanadı olan DSA’ya verilen oylarda ifadesini buluyor. Ancak aynı zamanda bu kapitalist ve emperyalist partinin sınırlarını aşarak çok daha derin bir kutuplaşma sürecinin varlığını ortaya koyuyor.

Siyasi kriz ve 3 Kasım 2026’da gerçekleştirilecek seçimlerin yarattığı tehlike, Donald Trump’ı ve MAGA’cı suç ortaklarını en yüksek alarm durumuna geçirdi. Son dönemde çeşitli eyaletlerde gerçekleştirilen parlamento seçimleri, Trump ve Cumhuriyetçiler açısından ağır yenilgilerle sonuçlandı. Bu nedenle Trump, yenilgiyi önlemek amacıyla burjuva demokrasisinin haklarını sınırlandırmaya yönelik çeşitli manevralara girişiyor. Siyasi kriz, büyüyen seferberlikler ve seçimlerde olası bir yenilgi, bu aşırı gerici zirvenin savunmacı bir anlayışla gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor.

Trump’ın başını çektiği aşırı sağ seçim başarıları kazanmış olsa da uluslararası düzeyde bu hükümetlerin yıprandığına ilişkin açık işaretler bulunuyor. Arjantin’de Milei’nin durumu, Macaristan’da Orbán’ın seçim yenilgisi ve Filistin’le küresel dayanışma hareketi karşısında Netanyahu’ya ve Siyonizme yönelik büyüyen tepki ve bunların artan yalnızlığı bu örnekler arasında yer alıyor. Aşırı sağ, gezegeni kutuplaştıran siyasi krizden yararlanma kapasitesinin sınırlarını gösteriyor. Trump ise aşırı sağ oluşumlara, özellikle Avrupa’dakilere doğrudan finansman sağlayarak uluslararası aşırı sağı yeniden bir araya getirmeye çalışıyor ve Latin Amerika’da yaşandığı gibi müttefiklerini desteklemek amacıyla diğer ülkelerin seçimlerine müdahale etmeyi hedefliyor.

Trump bu çerçevede, eski bir faşist reçeteyi kullanarak ulusal ve uluslararası siyasi tabanını yeniden örgütlemeye çalışıyor: Takip edilecek hayalî bir iç düşman yaratmak ve onu vahşi ve tehlikeli teröristler olarak göstermek; herkese “aileyi ve vatanı” savunma yönünde hamasi çağrılarda bulunmak. Böylece kendisine karşı gelişen seferberlikleri yenilgiye uğratmanın ve ABD’nin siyasi aygıtını kontrol etmenin yegâne araçları olarak şiddeti ve otoriterliği meşrulaştırmaya çalışıyor. Dün Latin Amerika diktatörlüklerinin yaptığını devralarak Trump, Marksist ve anarşist solu büyük terörist düşman olarak ilan ediyor.

Trump’a ve dünya aşırı sağına karşı birleşik seferberlik için

Sol grupların terörist ilan edilmesi, emperyalist, kemer sıkmacı ve otoriter politikalara karşı harekete geçen bütün kişileri, aktivistleri ve örgütleri uluslararası düzeyde kriminalize etmeyi ve takip etmeyi amaçlayan Trump’ın karşı saldırı planının devamıdır.

Apaçık otoriter ve antidemokratik hedefleri nedeniyle bu zirveye ve ileri sürdüğü görüşlere karşı çıkılması ve mümkün olan en geniş seferberliğin gerçekleştirilmesi acil bir gerekliliktir. Zirvenin şiddet dili ve ortaya koyduğu ortak görevler, eski kapitalist diktatörlüklere yönelik nostaljik bir çağrışımdan ibaret değil. Bunlar, söz konusu diktatörlüklerin dünyadaki siyasi muhalefete karşı gerçekleştirdiği kanlı operasyonları günümüzde yeniden hayata geçirme ve meşrulaştırma niyetinin ifadesi. Bugün işçilerin ve halkların mücadelesi ve direnişi sayesinde bu niyetlerini hayata geçirememektedirler.

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (İUB-DE) olarak, Trump’ın ve uluslararası aşırı sağın öncülüğünde gerçekleştirilen Antifa Zirvesi’ni reddediyor, takibata uğrayan örgütler ve aktivistlerle dayanışmamızı ilan ediyoruz. Demokratik siyasi örgütlere, sendikalara ve öğrenci örgütlerine, toplumsal örgütlere, feminist örgütlere, lgbti+ örgütlerine, çevrecilere, insan hakları ve yerli halkların örgütlerine ve Filistin’i destekleyen küresel harekete çağrıda bulunuyoruz. ABD’de ve bütün ülkelerde emperyalizmin kemer sıkma, yağma ve baskı politikalarına sokaklarda karşı koymak için Trump’a ve onun kepaze “Sol Karşıtı Zirvesi”ne karşı küresel bir hareketi hayata geçirelim.

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (İUB-DE)

23 Temmuz 2026

Son Yazılarımız

spot_img