AKP hükümetinin Kürt halkına dönük baskılarına son! Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını destekliyoruz!

18

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümetinin Kürt siyasi hareketiyle yürüttüğü “çözüm sürecini” 7 Haziran seçimleri öncesi rafa kaldırmasının ardından, iktidarın Kürt halkına dönük baskısı giderek yoğunlaşıyor. 20 Temmuz’da Kobani ile dayanışmak için yola çıkan devrimci gençlerin IŞİD militanı bir canlı bomba tarafından katledilmesini ve ardından PKK’nin yerel güçlerine atfedilen ve 2 polisin ölümüyle sonuçlanan bir silahlı eylemi bahane ederek savaş politikalarını yeniden tırmandıran siyasi iktidar, 1 Kasım seçimleri öncesinde, Kürt bölgelerinde uyguladığı politikalarla, Kürt halkını toplu cezalandırma yöntemlerine girişti.Kürt siyasi hareketinin en örgütlü olduğu ve 7 Haziran seçimlerinde HDP’ye en yüksek oyların çıktığı Diyarbakır, Hakkari, Şırnak gibi illerin çeşitli ilçelerinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları ve gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda, 100’ün üzerinde kişinin hayatını kaybetti ve bundan çok daha fazla sayıda kişi yaralandı. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerde uygulanan giriş-çıkış yasakları sonucunda, insanların en temel ihtiyaçları dahi karşılaması engellendi. Adeta abluka altınan bölgelerde, yüz binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Sokağa çıkma yasakları, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 30 gündür, Şırnak’ın Silopi ve Cizre ilçelerinde 20 günü aşkın bir zamandır sürmekte. Burada gerçekleştirilen operasyonlarda yalnızca polis teşkilatına bağlı özel hareket timleri değil, ordu güçleri de sokağa inmiş durumda. Kentlerin harap olduğu ve yaşanmaz hale geldiği bölgede ortaya çıkan manzara, işgalci bir devletin, isyan halindeki bir sömürge bölgesinde gerçekleştirdiği operasyonlarla benzer nitelikte.

Erdoğan’ın ve AKP hükümetinin savaş politikalarını yükseltmesinin ardında iki temel neden yatıyor. İlk olarak, 7 Haziran seçimlerini anayasayı başkanlık sistemi doğrultusunda değiştirebilecek bir oy çoğunluğuyla kazanmayı hedefleyen Erdoğan’ın önüne, Halkların Demokratik Partisi (HDP) engelinin çıkmış olması. 7 Haziran seçimleri öncesinde, “çözüm süreciyle” gelen çatışmasızlık ortamında HDP’nin güçlenerek yüzde 10 seçim barajının aşacağının ve bunun AKP’nin mecliste mutlak çoğunluk kazanmasını engelleyeceğinin anlaşılmasının ardından Erdoğan ve AKP hükümeti, PKK’nin hapisteki lideri Öcalan’la yürüttüğü görüşmeleri durdurdu. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin %13 oy elde etmesi ve AKP’nin tek başına iktidar kuracak oy çoğunluğu kazanamamasının ardından, Erdoğan ve AKP hükümeti savaş politikalarını devreye sokarak ve erken seçime giderek, HDP’yi barajın altına itmeyi ve milliyetçi oyları konsolide etmeyi hedefledi. Bu dönemde, HDP’nin “özyönetim” ilan ettiği Kürt kentlerinde, HDP’nin seçilmiş temsilcileri görevlerinden alındı ve bu bölgelerde ağır operasyonlara girişildi. Sonuçta, toplumsal muhalefetin terörize edildiği olağanüstü koşullar altında girilen 1 Kasım seçimlerinde, AKP, HDP’yi baraj altına itmeyi başaramasa da, tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğu kazanmayı başardı ve seçimlerin ardından, savaş politikalarını uygulamayı sürdürdü. Bu politikanın altında yatan ikinci neden ise, Suriye Kürdistanı’nda (Rojava) Erdoğan ve AKP hükümetinin “terörist” olarak nitelendirdiği PYD (Demokratik Birlik Partisi) ve YPG (Halk Savunma Birlikleri) güçlerinin kontrol sağlamış olması ve gücünü konsolide etmesi. Rojava örneğinin Türkiye’deki Kürt halkının ulusal taleplerini güçlendirmesinden korkan hükümet, bir yandan Rojava’ya dönük düşmanca politikasını sürdürürken, içeride de Kürt hareketine va halkına dönük baskıları artırmakta.

Geçtiğimiz günlerde, Kürt halkının çeşitli siyasal kesimlerini biraraya getiren Demokratik Toplum Kongresi’nin düzenlediği toplantıda, Kürt halkının siyasal statü kazanması için “demokratik özerklik” talebinin kabul edilmesi ve siyasi iktidarın müzakere sürecini yeniden başlatması talepleri dile getirildi. “Demokratik özerklik” formülünü, ne Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını kapsadığı, ne de emekçi Kürt halkının ekonomik ve sosyal taleplerine yanıt verdiği gereçkesiyle paylaşmamakla birlikte; İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI) olarak Kürt halkının kendi kaderini özgürce tayin edebilmesini koşulsuz bir biçimde destekliyoruz. Türk hükümetinin sürdürdüğü vahşi saldırılar karşısında, Kürt halkının yanında yer alıyoruz. AKP hükümeti Kürt illerinde yürüttüğü operasyonlara derhal son vermeli, sokağa çıkma yasakları kaldırılmalıdır! Bu doğrultuda, uluslararası düzeyde, sendikalara, gençlik örgütlerine, insan hakları ve diğer demokratik kitle örgütlerine Kürt halkıyla dayanışmayı yükseltmek için bir uluslararası kampanya düzenlenmesi çağrısında bulunuyoruz.

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI)

3 Ocak 2015

Yorumlar kapalıdır.