İşçiler kazanacak, barbarlar kaybedecek!

35

Ülkece olağanüstü koşulların sıradanlaştığı günler yaşıyoruz. Bizde olmaz denilen birçok akıl almaz şey oldu. Üstelik çok kısa bir süre içinde oldu. İlla bir tarih vermek gerekirse 7 Haziran 2015 seçim sonuçları açıklandığından bu yana diyebiliriz. Biraz daha geniş tutarsak Haziran 2013. Mutlak bir kırılma noktası olarak ise 12 Eylül 2010 tarihini işaret edebiliriz. Geride kalan beş yıla ancak bir ömürde yaşanabilecek olaylar sığdı. “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözünün yüksek sesle hem aydınlık hem karanlık olasılığı için söylenebildiği bir beş yıldan bahsediyoruz. Şimdi, her iki anlamda da, her şey olabilir denen bir aşamanın tam içindeyiz. Eğer askeri ve siyasi operasyonlara son verilmez, “son verilsin” diyenlere yönelik keyfi-hukuksuz cadı avı devam eder ve mevcut karanlık tablonun sopa ile sürdürülmesinde ısrar edilirse testinin kırılması kaçınılmaz olacaktır. Bu bir kehanet değil binlerce yılın oluşturduğu bilgi ve bilimin işaret ettiği bir gerçektir. O kadar uzağa gidemeyecekler hemen yanı başımızdaki ülkelere de bakabilirler.

Böyle bir sonucu ancak benden sonrası tufan diyen bir geleceksiz göze alabilir. Geleceksiz miyiz? Hayır, hiç olmadık! Bugün de değiliz. Tarih en büyük kanıtımızdır. Bu nedenle hem askeri-siyasi operasyonlara hayır diyoruz, hem cadı avına karşı çıkıyoruz, hem de siyasetin/kitlelerin, silahın -sonuç olarak onu elinde tutanın- basit ve edilgen bir parçası haline getirilmesini kabul edilemez buluyoruz. Biliyoruz, mağduriyet tek başına kişiyi mazlum, yöntemini haklı yapmaz. Mağduru haklı kılan mağduriyetine bulduğu çözümün yol ve yöntemidir. O yüzden dünyayı katiller, hırsızlar ya da dilenciler değil adil ve eşit bir dünya için direnenler değiştirmiştir.

Bu ülkenin işçi ve emekçilerinin, yoksul halklarının, her türden güç ve iktidar sahibi tarafından daima koyun yerine konduğunu biliyoruz. Belli ki iktidar sahipleri bugün de, “nereye güdersek, oraya giderler” inancındalar. Kendini solcu-demokrat gören bolca umutsuzun da tersten bu koroda yer aldığını görüyoruz. Şöyle diyorlar: “Hala mı işçi sınıfı? AKP’ye; Soma’da, Reyhanlı’da, Ermenek’te kaç oy çıktı biliyor musunuz?” Tabii ki biliyoruz! Bunun bir sonuç olduğunu, koşullarla belirlendiğini, kaçınılmaz olmadığını, sosyalistler görevlerini yap(a)madığı için böyle olduğunu ve işçiye-emekçiye küserek de bir yere varılamayacağını bildiğimiz gibi biliyoruz. Kavelleri, 15-16 Haziranları, Zonguldak madencilerini, Bursa metal işçilerini bildiğimiz gibi biliyoruz.

İşçi sınıfını, emekçileri, yoksul halkları yüzlerce yıldır işsizlik ve açlık ile, yetmediğinde sopa ile terbiye etmeye çalıştılar. Pekiyi ne oldu? Dünyanın her yerinden işçiler-emekçiler yine de patronların, iktidarların korkulu rüyası olmaya devam ediyor. Madem işçiler-emekçiler beş para etmez, neden bütün dünyada patronlar-iktidarlar sendikalardan, işçilerin örgütlenmesinden ve politika yapmasından öcü gibi korkuyorlar? Neden dine, mezhepçiliğe, milliyetçiliğe, ordu ve polis teşkilatına, düşman söylemine olağanüstü bütçeler harcıyorlar? Neden örneğin bu ülkede Kürt düşmanlığı bir maymuncuk gibi her daim baş üstünde tutuluyor? Sorun şu ki cevapları patronlar-iktidarlar daha iyi biliyor ve önemsiyor. İşçi-emekçi kalmadı, sınıflar mücadelesi bitti söylemi tek başına tam da sınıflar mücadelesinin ne kadar yoğun yaşandığının bir göstergesi.

Bize işçi sınıfından, emekçilerden, yoksul halklardan yüz çevirmemizi istiyorlar. Tabii ki çevirmeyeceğiz! Tarihi mızmızlar yapmaz. Ama bu kadar da değil. İnsanlar sadece kazanacakları kavgalara girmezler. Kavga güçlü olduğun için değil haklı ve gerekli olduğu için verilir. İşçi sınıfının tarihinin bir bakıma yenilgiler tarihi olması ama mücadelelerin asla bitmemesi de bunu gösterir. Unutmadan; kaybedecek hiçbir şeyi kalmamak teslim bayrağı çekmek değildir, tersine kazanmaktan başka çare kalmaması demektir. İşçiler kazanacak… Barbarlar kaybedecek…

Yorumlar kapalıdır.