Patronun zararı işçiye kesilebilir mi?

Toplu iş sözleşmeleri dönemlerine girildiğinde sendikacılar ve işçiler arasında sıkça şöyle söylemler gelişir: “İşyerindeki üretim şu oranda büyüdü, satışlar ve ihracat şu kadar arttı, işletmenin kârı şu kadar büyüdü, ama gene de patron istediğimiz zammı vermiyor, sosyal haklarımızı kesiyor, işçi azaltmasına gidiyor vb. vb.”

Patronun kârlarının artmasına rağmen işçinin hakkını vermiyor oluşu ilk bakışta doğru bir düşünce tarzı gibi görünüyor. Patronun satışları artıyor, ihracatı büyüyor, ama işçisinin gırtlağını daha fazla sıkmaya çalışmaktan geri durmuyor. Halbuki tersi olmalı, kârlar arttıkça işçinin durumu da düzelmeli, diye düşünülüyor.

Peki, ya tersi olursa? Yani ya patron zarar etmekte olduğunu, hatta işyerini kapatma aşamasına geldiğini iddia ederse? İşyerinin yaşayabilmesi için ücretlerde artışın mümkün olmadığını, hatta ücretlerin ve sosyal hakların daha da kısılması, işçilerin daha yoğun ve uzun çalışmaları gerektiğini iddia ederse ne olacak?

“Patronun kârı arttı, ücretler de o oranda artsın” diyenler bu kez “Eh ne yapalım, işimizi koruyabilmek için kemerleri sıkmayı kabul edelim” mi diyecekler? Tabii ki demeyecekler (arada bir iki satılmışın çıkıp böyle söyleyebileceğinin dışında).

O zaman demek ki, ücret artışlarını doğrudan işyerinin kârlılık oranına bağlamak yanlış bir yöntem. Şimdi işçinin elini güçlendirir gibi gözüken bir yaklaşım başka işyerlerinde veya farklı durumlarda bizzat işçinin aleyhine döner.

İşçi emek harcıyor ve harcadığı emeğin değerinin küçük bir bölümü kendisine ücret olarak ödenirken, geri kalan büyük bölümü patronun cebine gidiyor. Dolayısıyla ücret mücadelesi işçinin emeğinin karşılığını alma mücadelesidir ve bu, işyerinin kârlılık oranına bağlanmamalıdır.

Patronun ne kadar kâr elde edip etmediği, işçinin sorumlu olmadığı kapitalist piyasa koşullarına bağlıdır. Bir ekonomik kriz sırasında patron gerçekten zarar edebilir. Ama o piyasanın, yani kapitalist ekonominin ve onun krizinin sorumlusu işçi değildir. Sorumlular kapitalistlerdir, onların hükümetleridir. İşçi emeğini harcamış ve üretim yapmıştır. Bu nedenle, insan onuruna yaraşır bir ücret, kâr olsun zarar olsun, ona ödenmelidir.

Peki o halde patron zarar ettiğini ve ücretlerin düşürülmesi gerektiğini iddia ederse ne yapmalı? Bir kere bu zarar etme iddiasının doğru olup olmadığını, kâr-zarar bilançolarının ne durumda olduğunu öğrenmemiz gerekir. O halde sendika temsilcileri, işyeri komiteleri ve tüm üyeleriyle birlikte patrondan hesap defterlerini getirmesini talep etmeli ve bilançoları ayrıntılı olarak incelemeli ve denetlemelidir. Bakalım gerçek ne kadar patronun iddia ettiği gibi.

İşyerinin işçilerin ücret olarak talep ettiği oranda kâr etmemiş olması halinde veya gerçekten zarar etmiş olduğunun açığa çıkması halinde, sendika ve işçiler bunun nedenlerini denetlemeliler ama elbette bunun sorumluluğunu üstlenemezler. İşçi emek harcamıştır ve karşılığını almalıdır. Patron bunun üzerine “o zaman işyeri kapanır” diyebilecektir. Biz ise “Hayır!” diye yanıt vermeliyiz.

İşyerinin zarar etmesi kapitalist ekonominin ve onu yöneten patronların ve onların hükümetlerinin sorumluluğudur. Dolayısıyla biz işyerinin kapatılamayacağını; devletin bu işyerini kamulaştırarak üretimin işçilerin denetiminde sürdürülmesini ve işçi ücretlerindeki yeni artışlarla birlikte işletilmeye devam etmesini sağlaması gerektiğini öne sürmeliyiz.

Bunu yapamadığımız sürece, özellikle kriz zamanlarında işsizliğe ve yoksulluğa itilmenin önüne geçemeyiz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.