Şili: “30 pezo değil, 30 yıl!”

Bu, Santiago sokaklarında söylenen birçok slogandan biri. Metrolara yapılan 30 Şili pezosu zammı 18 Ekim Cuma günü protestoların önünü açmıştı. Hükümet ve sağ kanat temsilcileri, “Sadece 30 pezo. 10 sentten daha da az!” demişti. Ancak bu zam, Pinochet’nin diktatörlüğüyle gelen kapitalist modelden ve on yıllar süren aşırı sosyal eşitsizlikten sonra, bardağı taşıran son damla oldu. Çalışan kesimin ve gençliğin köpürmesinin sebebi işte bu. 12 günü aşan protestolarda milyonlar, ülkede esaslı bir değişiklik ve Piñera’nın gitmesini talep ediyor.

Miguel Sorans*, Sosyalist Sol (Arjantin) ve İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (İUB-DE) lideri.

Şili’deki sosyal ayaklanma; emperyalizm de dâhil olmak üzere Piñera hükümetiyle birlikte bütün burjuvaziyi şok etti. Bu zamana kadar “Şili modeli”nden bir “başarı” örneği olarak bahsediyorlardı. Sadece günler öncesinde Piñera, Şili’nin çöldeki bir “vaha” olduğunu söylüyordu. Ancak Pinochet diktatörlüğünün bir devamı olan bu aşırı sömürü modeli, Pinochet Sağı’nın yeni partilerinin de (UDI ve diğerleri) dâhil olduğu, Hristiyan Demokratlar ve Sosyalist Parti gibi sistem partilerinin bir mukavelesi. Hâlâ yürürlükte olan 1980 anayasasını Pinochet dayatmıştı ve 90’lardan beri “Birlik rejimi” adı altında, değişik sağ parti (!) hükümetleri seçimleri kazanıyor. Piñera’dan önce “sosyalist” Bachelet başkandı. Hepsi “Şili modeli”ni korudu. İçme suyundan, eğitime; sağlıktan ulaşıma bütün kamusal hizmetleri özelleştirerek ve esnek işgücüyle; ulusal ve yabancı çokuluslu şirketleri beslediler. Ordunun ve carabinero’ların (ünlü “paco”lar, polise verilen isim) baskısıyla bu düzen korunuyor. İsyanda şimdiden yüzlercesini yaraladılar, binlercesini esir aldılar ve 20 kişiyi öldürdüler. İşte bu yüzden halk “30 yıl oldu”, Piñera’ya ve modeline de “Yeter” diyor.

Şili; eşitsizlikte, dünyada ilk 10 ülke arasında. Nüfusun en yoksul %5’lik kesimi, Moğolistan ya da Moldova’yla aynı gelire sahip. Bunun karşısında en zengin %2’lik kesimi, Almanya’yla birlikte. Emeklilik yatırım fonları, tam bir dümen çıktı. Ortalama emeklilik maaşı 200 doların altında. Üniversite öğrencileri mezun olduktan sonra, hayat boyu borçlulukla boğuşuyor. (CLARIN verisi, 24 Ekim)

Şili değişti. Halk isyanda.

Yürüyüşlere götürülen bazı pankartlarda “Bu bir savaş değil. Şili uyandı.” Yazdığını görebilirsiniz. El yazısıyla yazılmış, küçük pankartlar. Sebastian Piñera’nın “Savaştayız” açıklamasına cevaplarını böyle verdiler. Eşi (Cecilia Morel) “uzaylı istilası” gibi dediğinde, pankartlar; “Uzaylılar barıştan yana, Şili halkını destekleyin!” dediler. Başkan da eşi de özür dilemek zorunda kaldı… Ve Piñera metrolardaki zammı geri çekti.

Ancak, Piñera’nın şaşkınlığına rağmen, halk sokaklara çıkmaya ve “Hükümet istifa” demeye devam etti. Halk, olağanüstü halin sonlandırılmasını, ordunun sokaktan çekilmesini; enerji, su, ödenekler, sağlık ve eğitimdeki özelleştirmelere son verilmesini talep ediyor. 18 Ekim Cuma gününden beri, kitleler sokakta bir adım geri atmadı. Sokağa çıkma yasağını bile yok sayarak… Önce lise öğrencileri metrolara akın etti ancak geçen saatler içinde seferberlik yaygınlaştı. Tencere ve tavalar mahallelerde sokağa çıkma yasağına karşı geldi. Limanlar, madenciler, tırcılar, sağlık ve kamu çalışanları da yalnız bırakmadı. Milyonlarca insan ülkenin her yerinde sokaklarda. İlan edilmemiş bir genel grev hali…

Halk ismini koydu: “Şili uyandı.” Bu bir devrimci sürecin başlangıcı. Bu Şili’de meydana gelen değişim. Lenin’in tanımladığı gibi, “alt sınıfların eskisi gibi yaşamak istemedikleri, üst sınıfların ise eskisi gibi yönetemediği” bir durum bu. Bu yüzden Şili’de bir devrimci seferberlik yaşanıyor, yönetenlerin gücü sorgulanıyor ve yeni bir güce ihtiyaç doğuyor: bir “işçi-emekçi hükümeti.”

25 Ekim Cuma Tarihi seferberliği

Bir haftalık yürüyüş ve protestoların sonrasında Cuma günü ayın 25’inde, geçen 30 yılın en büyük halk gösterileri meydana geldi. Santiago’da 1.5 milyona yakın insan sokağa çıktı. Ülkedeki her şehir ve kasabada binler sokaktaydı. Devasa yürüyüş, İtalya Meydanı’yla birlikte çevre meydan ve parkları doldurdu. İnsanlar Santiago’nun bütün mahallelerinden, Alameda ve Providencia Bulvarı’na kadar her yere akın etti. Gençler, işçiler, kadınlar, aileler, emekliler, doktorlar, motosikletliler, futbol taraftarları… Bayraklar politik değildi. Şili bayrağından, Mapuche halkına, Colo-Colo’dan Şili Üniversitesi’ne birçok yeşil atkı ve pankartlar bu sloganlarla donatılmıştı: “Arriverci Piñera”, “Hizmetlerin kamusallaştırılması”, “Sekse ihtiyacım yok, hükümet her gün beni s*kiyor.”, Bielsa haklıydı”, “Kurucu Meclis”, “Doğal kaynakların kamulaştırılması”, “Doğrudan demokrasi” ya da “Devrim”. “Zıpla, zıpla. Zıplamayan polistir.” geleneksel şarkısı ise her yerdeydi.

Seferberliğin etkisi hükümeti gafil avladı ve Piñera’yı bıçak sırtında bıraktı. Olağanüstü hali ve sokağa çıkma yasağını sonlandırmak, kabinenin çoğunu görevden almak ve tutamayacağı birçok söz vermek zorunda kaldı. Ancak halk, haftaya; onun istifasını sokaklarda isteyerek girdi. Kitleler, hükümeti ve rejimi yenilgiye uğratabileceklerini biliyorlar.

Liderlikleri aşan bir seferberlik

Bu bir lideri olmayan, kendiliğinden gerçekleşen bir ayaklanma. Reformist bir liderlik bile yok. Başından beri seferberlik, Komünist Parti ve Geniş Cephe’nin (Frente Amplio) hâkim olduğu sendikalar ve öğrenci liderliklerinden bağımsız bir seyir aldı. Komünist Parti ve Geniş Cephe’nin açıklamada bulunması bile, isyanın başlamasını takip eden 3.-4. günü buldu. Sosyal Birlik vurgusu altında, 23 ve 24’ünde genel grev çağrısı yaptılar. Ancak, önerdikleri şartlar her ne kadar baskıcı görünmese bile; onlar kitlelerin temel talebi olan “Piñera’nın gönderilmesi”ni sahiplenmiyorlar. Yalnızca 25’indeki tarihi seferberlik sonrasında, Komünist Parti ve bazı Geniş Cephe vekilleri; başkanın “anayasal itham”lar hakkında “yasal” mekanizmaların parlamentoda harekete geçirilebilme ihtimalinden bahsettiler. Bir çeşit “görevi kötüye kullanma” ya da siyasi bir yargılama.

Seferberliğin güçlü noktalarından biri ise herhangi bir reformist politik yapı tarafından kontrol edilmemesi. Bu ayrıca hükümetin, pazarlığa girişerek seferberliği yatıştırmasının da önüne geçiyor. Ancak bu zamana kadarki zayıf nokta; bir devrimci sosyalist önderliğin olmaması. Dolayısıyla, işçi ve halk örgütlerinin, mücadeleyi işçi-emekçi hükümeti perspektifinden örgütlemesi de eksik yanlardan.

Bu stratejik politikayla, İUB-DE’nin Şili seksiyonu İşçilerin Sosyalist Hareketi (MST) bu sürece dâhil oluyor (MST’nin 25 Ekim bildirisi için). MST Mahalle meclislerini, diğer sendika örgütlerini, öğrenci mücadelesini ve örgütlenmelerini destekliyor. Sokaklardaki seferberliği sürdürmek, genel grev çağrısı yapmak, Piñera hükümetine bir son getirmek, baskı ve şiddetten sorumlu olan ordu ve sivil unsurların yargılanması için, ülkede esaslı bir değişim için, işçi-emekçi hükümetiyle acil ekonomik planla birlikte sefalet ve özelleştirmelere son vermek için ve Pinochet anayasasını ortadan kaldırmak için Bağımsız ve Egemen bir Kurucu Meclis çağrısı yapmak için. Bu yolda devam etmek için, Piñera’yı def edene dek seferberlik devam etmeli.

*Şili’ye gitti ve 25 Ekim’de gösterilere katıldı.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.