Milyonluk araçlar ve çift maaşlar

Suriye harekâtı ve onun ortalıkta yarattığı milliyetçi infial işçi ve emekçi yığınların pek çok ciddi ve hayati sorununun üzerini bir sis perdesi gibi örttü. Oysa işçi sınıfı mücadelesi çok önemli bir aşamadan geçmekte ve bunun başında da metal sektöründeki TİS süreci geliyor. Emekçi yığınların yakın geleceği üzerinde önemli bir etki yaratacak olan bu sözleşme sürecinin ikinci, hatta üçüncü düzeylere düşmesine izin vermememiz gerekiyor. Bunun için de gazetemizin bu sayısında birinci konu olarak ele alındı metal işçilerinin mücadelesi.

Ama başka ve çok öğretici konular da var üzeri örtülüp geçen. Kuşkusuz bunlar işçilerin dikkatinden kaçmıyordur ama gene de gündemde tutulmaları gerekiyor. Bunların arasında sendika bürokratlarıyla, daha da önemlisi onların yozlaşmışlıklarını ve sendikacılıkla ilgili anlayışlarını açığa vuran haberler de yer alıyor.

İslamcı Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Özçelik-İş Sendikası Genel Başkanı Yunus Değirmenci, 1,8 milyon lira değerinde lüks makam aracı almış ve maaşının da 30-50 bin lira arasında olduğunu söylemiş. Öte yandan Sağlık-Sen Genel Başkanı Semih Dursun piyasa değeri yaklaşık 800 bin lira olan Audi A6 aracı almış. Şeker-İş Sendikası Başkanı İsa Gök de makam aracını değiştirip 1 milyon liralık lüks bir otomobile konmuş. Türk-İş’te bazı yöneticilerin çift maaş aldığı belirlenmiş ve ardından gözler Türk-iş yönetimine çevrilmiş. Onların çifter maaşlarıyla ilgili sorulara da ne başkan Ergün Atalay ne de diğer yönetim kurulu üyeleri bir yanıt vermiş.

Bunlar yenilir yutulur durumlar değil. Sendikaya elbette araba lazım. Her sendika başta örgütlenme faaliyetleri için arabaya ihtiyaç duyar ve kendi imkânları çerçevesinde araba sahibi olur. Ama milyonluk makam arabaları, saray zihniyetinin satılık sendika ağalarına kadar fütursuzca yaygınlaştığını gösteriyor.

Ya 30-50 binlik, üstelik çifter çifter cebe indirilen maaşlara ne demeli? Eğer bir sendika yöneticisi, kendi işkolundaki kalifiye bir işçinin ücretinin çok üzerinde maaş alıyorsa bilin ki o, üyelerini satmaya her an eğilimli yozlaşmış bir sendika bürokratıdır.

Kendi sendikacılık dönemimden biliyorum. İşçiler kendilerini temsil eden yöneticilerin derli toplu görünmelerini, onurlu bir hayat sürebilecekleri yeterli bir maaş almalarını isterler. Ama milyonluk maaşlar bir başka şeyin, açıkçası yozlaşmışlığın ve ihanetin göstergesidir.

Yukarıda anılan sendika yöneticilerinin, toplu sözleşmelerden işten atılmalara karşı mücadelelere kadar yayılan sendikal alanda işçileri nasıl sattıklarını ve patronlarla ve hükümetle nasıl işçi düşmanı işbirliklerine girdiklerini gayet iyi biliyoruz. Milyonluk makam araçları ve astronomik maaşlar elbette bir sorun, ama asıl sorun bunların o sendikacıların sendikacılık anlayışlarının bir ürünü olması.

Sendikanın ideolojisi, programı ve politikası ne kadar hükümetlere yakın olursa ve uygulamaları patronların ekonomik çıkarlarıyla ne kadar uyuşursa, o sendika kaçınılmaz olarak devletin ve kapitalist sistemin içine o kadar çekilir ve yozlaşarak temsil ettiği işçilere ve bir bütün olarak işçi sınıfına ihanet çizgisine oturur.

Ve böyle sendikaların yöneticileri hızla bürokratlaşır ve sendika içindeki demokratik ve mücadeleci ortamı her yolla bastırmaya yönelir. Bunun doğal sonucu da milyonluk makam arabaları ve bol sıfırlı maaşlardır.

Bu nedenle, elbette sendika ağalarının maaşlarına ve makam arabalarına takılmayalım demiyorum ama bir sendikanın yozlaşmasını ve bürokratlaşmasını önlemenin, hatta bu tip yöneticileri sendikalardan defetmenin yolu, birer işçi sınıfı örgütü olması gereken sendikaların patronlardan ve devletten bağımsız hale gelmelerini sağlayacak ideolojik, politik ve tüzüksel özelliklere sahip olmasını sağlamaktır.

İşçi demokrasisinin sendikaların içinde egemen kılınması için daha sağlam bir mücadele verebilirsek bürokratlaşmayı, yozlaşmayı ve ihaneti önleyebilmemiz mümkündür.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.