Yıkıma karşı birleşik mücadeleden başka yol yok!

“Her sabah nereye gittiğini bilmeden bir işe giden, her akşam nereden çıktığını bilmeden bir işten çıkan, sevmediği hayatı yaşayan, sevmediği işi yapan, sevmediği kişilerle yaşayan, kalabalıkların yüzünden yaşamaya karşı, ne bir sevgi, ne de bir sevgisizlik işareti olmadan gelip geçen, her akşam evinin dört duvarı arasına sanki bir mezara girermiş gibi giren, gecelerini bir sıkıntı yorganının altında yalnız ya da yanındaki yabancı gövdeyle geçiren; bütün ölü kentlerin, ölü doğmuş çocukları…

Size bu ölü yaşamı hazırlayan ‘burjuvazidir’ ve bu acımasız oyun varlığını siz izin verdiğiniz sürece sürdürecektir.”

Maksim Gorki

Türkiye adeta çoklu bir organ yetmezliğinden mustarip uzun zamandır. Sürekli bir beklenti ve umut halinde, sürekli ihanete uğramışlık ve hayal kırıklığı duygusuyla yorgun…

Varlığını 12 Eylül terörüne borçlu neoliberal kapitalist saldırının ardından demokrasi ve özgürlük beklemekten yorgun. AB ve IMF çıtasının istikrar getirmesini beklemekten; özelleştirmelerin verimlilik, uluslararası piyasalarla bütünleşmenin hak ve uyum getireceğini beklemekten; kul hakkı yiyerek beslenenlerden hukuk, askeri çözüm yandaşlarından barış çıkmasını beklemekten bitap düşmüş halde.

Toplum bu kez de egemen sınıfların AKP aracılığıyla dayattığı “Başkanlık rejiminin” cenderesi altında, ekonomik bir bunalım, sosyal bir çöküş halinde. Başkanlık rejimi bir yandan ulusal kapitalizmin, kendi ulusal pazarını artık demokratik araçlarla ve metotlarla yönetemiyor oluşunun bir dışavurumu. Diğer yandan ise yeni sermaye birikim rejiminin sınır tanımaz bir baskıcı karaktere muhtaç oluşunun bir kanıtı.

İşin aslı dünya kapitalizmi de son derece yıkıcı, yapısal krizlerinden birinden geçmekte. Yani kapitalizm Türkiye’ye yakın gelecekte umutsuzluktan başka bir şey sunmuyor. Kapitalist kriz her geçen gün toplumsal dokuyu parçalıyor ve siyaseti kutuplaştırıyor.

İşte veriler

Ülkede yaklaşık 17 milyon kişi sosyal yardıma muhtaç. OECD gelir dağılımı eşitsizliği raporlarına bakarsanız Türkiye, Meksika ve Şili’den sonra üçüncü sırada. İşsiz sayısı Ağustos 2019’da 976 bin artarak 4 milyon 642 bine yükseldi. Dahası, her iki saatte bir şirketin konkordato ilan ettiği uzatmalı bir krizde sürükleniyoruz.

Siyanürlü ve toplu intiharlar akımı ile görünürlük kazanan bu ekonomik ve sosyal yıkım, Türkiye burjuvazisinin bu topluma bir “armağanı”. Yani kriz Türk kapitalizminin göbek adı ve sürekli, yıkıcı ve kaçınılmaz hale gelmiş durumda. Dahası, milyonlarca insanın kaderini belirlemekte ve etkilemekte.

Bu toplumu mecalsiz düşüren, neoliberalizm denen saldırı politikalarından başkası değil. Bu politikalar sayesinde işçi sınıfı hareketi etkisizleştirildi, mücadeleler yoldan çıkartılıp parçalandı. Bu politikalar sayesinde bireycilik ve rekabet yeni düzenin amentüsü oldu.

Sendikalar, sosyal güvence, emeklilik, esnek çalışma, vergi, tarım politikaları gibi başlıklarda yapılan “reformların” vurduğu darbeler göz önünde bulundurulmadan emekçiler mevcut krizi bu kadar ağır yaşarken, burjuvazinin bu ağır sarsıntıyı hafif atlatmasını açıklamak mümkün mü?

Tarihsel sonuçları uzun sürecek bu büyük fırtınada alın teriyle geçinenlerin birbirlerinden başka kimsesi yok, dahası gerçek güçleri dayanışmalarında saklı.

Ne yapacağız?

Öncelikle gerçekçi olacağız. Böyle kriz dönemlerinde işçi sınıfı ve emekçilerin en basit hak ve kazanımlarını korumaları dahi büyük mücadelelerin konusu haline gelecektir. Bunu bileceğiz.

Uyanık olacağız. Krize biz değil, patronlar yol açtı. Şimdi sorumluluklarını gizleyerek ve “dış saldırı” teranesiyle, güvenlik önlemleriyle ya da milliyetçilik dalgasını yükselterek sorumluluğu üstlerinden atmayı hedefliyorlar.

Örgütleneceğiz. Siyasi parti, sendika, işyeri komitesi vb. arayacak, iletişime geçecek; memnuniyetsiz isek yönetimini, programını, işleyiş biçimini değiştirmeye çalışacağız. Bu örgütleri şartlar ne olursa olsun, özgücümüzün ve dayanışmamızın kaleleri olarak dönüştürmeye odaklanacağız.

Sendikalı-sendikasız, işçi-işsiz demeden, her siyasi görüşten, her milletten ve mezhepten emekçileri birleştirmeye çalışacağız. Fabrika ve işyerlerimizde, mahallelerimizde yan yana gelerek dayanışma ve mücadeleye dönük komiteler kuracağız.

Bulunduğumuz her yerde, işten atılmaların yasaklanabilmesi için, sendikal özgürlüklerin elde edilmesi için, finans kapitalin yağmaladığı dış borçların ödenmemesi için, patronların yeni saldırılarının durdurulabilmesi için, işçiden ve emekçilerden yana planlı bir ekonomik sistemin kurulabilmesi için ortak bir mücadele programı oluşturulmasını, böyle bir program altında ülkedeki tüm mücadelelerin ve emek örgütlerinin birleştirilmesini talep edeceğiz ve sağlayacağız.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.