Mülteciler neden Türkiye’den geçer?

Birlemiş Milletler Mülteciler Komitesinin (UNCHR) Haziran 2019 raporuna göre, 2018’de Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken hayatını kaybeden mülteci ve göçmen sayısı ürkütücü boyutlara ulaştı ve arama-kurtarma operasyonlarının azaltılması Akdeniz’i dünyanın en ölümcül güzergâhı hâline getirdi. Her gün ortalama 6 kişi bu güzergâhta hayatını kaybetmekte.

2018 yılında Akdeniz’i geçmeye çalışırken yaklaşık 2.275 kişi hayatını kaybetti, kayboldu ve Avrupa kıyılarına ulaşan kişi sayısında ciddi bir düşüş yaşandı. Avrupa’ya ulaşan toplam mülteci sayısı 139.300 olarak kaydedildi ve bu, son beş yılın en düşük sayısı. Pek çok kişi, işkenceye, tecavüze ve cinsel saldırıya maruz kaldığı ve fidye karşılığı kaçırılarak alıkonma tehlikesinin kol gezdiği kâbus gibi bir yolculuğun sonunda Avrupa’ya ayak basabildi. Bununla birlikte, Akdeniz’in batısındaki ölüm oranı iki sene içinde yaklaşık dört katına çıkarak 777’ye ulaştı. Dahası, göçmen kaçakçılığı ağları hızla çoğalarak sektöre dönüşmüş durumda. Kaçakçılar sosyal medyada çok rahat bir şekilde “müşteri” bulabiliyor, göçmenlere “Avrupa’ya geçişte garanti” sunabiliyor.

Burada kalmayı seçenler veya kalmak zorunda olanlar ise, sağlık, barınma ve çalışma haklarından büyük ölçüde yoksunlar. Çalışabilenler ucuz işgücü olarak güvencesiz ve güvenliksiz koşullarda çalıştırılıyor. İSİG Meclisi verilerine göre, 2019’da 110 mülteci/göçmen işçi yaşamını yitirdi. Türkiye ise, AB’den mülteci başına fon almaya devam ederken, bu fonun nasıl ve kimler için kullanıldığı büyük bir soru işareti.

Göçmenler ve mülteciler her gün hayatta kalma savaşı verirken aynı zamanda kendilerine yöneltilen düşmanca tutumla da savaşıyor. Medya Radar’ın haftalık mülteci hakları odaklı medya izleme çalışmasına göre; mültecilere yönelik hak ihlali yapılan haber sayısı haftalık olarak en az 200 civarında. Mültecileri düşmanca ifadelerle hedef gösterenler ise, iktidar sahipleri, medya kalemşörleri, siyasi parti temsilcileri… Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mülteciler için söylediği “Hepsini Saray’a al” sözleri, “Suriyelilere özel doğum servisi”, “İŞKUR tarafından 7 bin 400 Suriyeli mülteciye kamuda çalışma imkânı sağlanacağı”, “Bolu’da kaç yabancı var?” ve “Her 5 gaspçıdan 1’i yabancı” başlıklı haberleri bunlardan sadece birkaçı…

Bugün Avrupa’nın kapısına dayanmış olan yüz binlerce insan yurtlarını, evlerini ve işlerini kendi istekleriyle terk edip yollara düşmüş değildir. Bu mülteci akınının başlıca sorumlusu, emperyalist ve yayılmacı ülkeler, iç savaşları kışkırtıp karşıdevrimci akımlara yardımcı olan bölge yönetimleri ve ayaklanan halkları kıyımdan geçiren diktatörlük rejimleridir. Bu nedenle burada bize düşen, mültecilerin göçtüğü ülkelerde, onların konut, sağlık, eğitim, çalışma ve insanca yaşama haklarını savunmak, bu doğrultuda tüm işçi ve kitle örgütlerini seferber etmek; onların sosyal ve siyasi yaşama katılımlarını ve var olan işçi-emekçi örgütlerinde yerel sınıf kardeşleriyle birleşmelerini sağlamak; ırkçılığa, ayrımcılığa ve faşizme karşı mücadele etmektir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.