Venezuela: Krizin bedelini işçiler değil; hükümet, patronlar ve çokuluslu şirketler ödemeli

177

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in (İUB-DE) Venezuela seksiyonu Özgürlük ve Sosyalizm Partisi’nin (PSL), Venezuela’da koronavirüsle mücadelenin güncel durumuna ilişkin bildirisi.

Çin’de bir epidemi olarak başlayıp pandemiye dönüşen koronavirüsün dünya çapında yayılması, dünya kapitalist sisteminin derin krizini ortaya koyuyor.

Ortada gerçek bir küresel kapitalist kaos var. Borsa, dünyanın her yerinde keskin bir şekilde düşüyor; bütün büyük ekonomiler felce uğramış durumda. Petrol fiyatları hızla düşmekte.

2008’de ortaya çıkan krizi tam olarak aşamayan dünya ekonomisinde çoğu ekonomi zaten durgunluk seyrinde ya da düşüşteydi ve koronavirüs pandemisi sadece önceden var olan bu durumu daha da derinleştirdi.

Şüphesiz, emperyalizm ve çeşitli ulusal hükümetler, pandeminin ekonomilerin bütünü üzerindeki etkisiyle birlikte krizden etkilenen şirketlerin kârlarının ve kârlılığının kurtarılması için halihazırda uygulamakta oldukları kemer sıkma politikalarını derinleştirecekler. Bu politikaları ve yağma planlarını uygulayarak, işçi sınıfını ve dünya halklarını aşırı sömürüye maruz bırakmayı ve özellikle Latin Amerika’da doğal kaynakları tahrip etmeyi sürdürecekler.

Venezuela’da, Nicolas Maduro hükümeti duruma karşı bir dizi önlem aldı. Tüm ülkede karantina ilan edildi; ticari faaliyetler sınırlandırıldı ve tüm okullar tatil edildi. Tüm bu operasyonun yürütülmesi için ordu yetkilendirildi. Hastane idarecilerinin, doktorların, hemşirelerin ve sağlık emekçilerinin kontrolünde olması gereken sağlık acil durumunun yönetimi silahlı kuvvetlerin ve polisin himayesinde verildi.

Hükümetin adlandırdığı biçimiyle “kolektif sosyal karantina” ilanının daha ilk günlerinde, bunun, güvenlik güçlerinin baskıcı önlemler uygulaması anlamına geldiği açık bir şekilde gözler önüne serildi. Bu uygulamalar, hükümetin sağlıkla ilgili bu acil durumdan faydalanarak kendi toplumsal kontrol araçlarını test ettiğini açıkça göstermektedir.

Öte yandan, sağlık sektörünün ve genel olarak ülkedeki kamu hizmetlerinin sorunlarına ve yapısal eksikliklerine cevap üretilebilmesi adına çok az şey yapıldı.

Ülkemizde, birkaç yıldır işçilerin, emekçilerin ve halkın farklı kesimlerinin gündelik hayatlarını dahi idame ettirmekte zorlandıkları bir toplumsal trajedi yaşamaktayız.

Venezuelalıların çoğu, koronavirüsün ülkeye ulaşmış olmasından dolayı gerçekten endişeli; çünkü hükümetin uyguladığı kemer sıkma paketleri nedeniyle derin bir ekonomik ve toplumsal krizin içine batmış olduğumuzu farkındayız. Bu derece ciddi bir pandemi ile yüzleşecek kaynaklara sahip olduğumuza nasıl inanabiliriz ki? Hepimiz açlık sınırındaki maaşlarla, ilaç ve gıda kıtlıklarıyla, hiperenflasyonla ve çökmüş durumdaki temel kamu hizmetleri karşısında hayatlarımızın her geçen gün daha da zorlaştığını görüyoruz.

Ülkede senelerdir aşıma uğramış bir altyapıya sahibiz. Özellikle başkentte olmak üzere düzenli bir içme suyu tedariki yok; batı bölgesinde daha yoğun olmak üzere ülkenin her yerinde sürekli elektrik kesintileri yaşanıyor. Evlerde yemek pişirmek için gaz yok, benzin az, toplu taşıma karmaşa halinde.

Sağlık sistemi, işçilerin koşullarının ve maaşlarının güvencesizleştirilmesiyle birlikte harap olmuş durumda. Sağlık merkezleri, tıbbi bakım için temel materyallerden yoksun. Bazı hastaneler aylardır su kullanamadan çalışıyor. Mevcut bağlamda zaruri olan temel ilaç, eldiven ve maskelerden yoksunlar. Sağlık Bakanlığı epidemiyolojik bültenini 2016’dan beri yayınlamayarak doktorları ülkedeki farklı hastalıkların evrimini anlamaları için gerek duyulan bir araçtan mahrum ediyor.

Bu yüzden, hükümetin krizi çözecek kaynaklara ve araçlara sahip olduğu savının yalan olduğunu söylüyoruz. Hepimiz Venezuela’daki sağlık merkezlerinin durumunu biliyorken, onlar sözde 46 “nöbetçi” hastane hakkında konuşarak yalan söylüyorlar.

Öte yandan, Maduro hükümeti, toplu iş sözleşmelerin iptali, açlık ücretleri, korkunç çalışma koşulları ve haklarını savunan işçilerin mücadelelerinin suç sayılması anlamına gelen Memorandum 2792 gibi sert tedbirleri içeren bir ekonomik kemer sıkma paketi uyguluyor.

Bu bağlamda, ihtiyacımız olan şey, güvenlik güçleri tarafından alınan otoriter önlemler değil, hükümet, patronlar ve çokuluslu şirketler tarafından yaratılan ekonomik krizin ve koronavirüsün sonuçlarının işçilere mal edilmesini engellemektir. Krizin bedelini kapitalistler ve hükümet eliyle zenginleşen yetkililer ödesin!

Maduro hükümeti, 2013’ten beri dış borç ödemesine 80 milyar dolardan fazla para harcadı; bu kamu hizmetlerindeki gerilemeyi, sağlık ve eğitim bütçelerindeki kesintileri açıklamaya yetiyor. Bu bağlamda biz, askeri harcamalara giden milyonlarca doların alıkonulmasını ve pahalı askeri tatbikat harcamalarının sonlandırılmasını talep ediyoruz. Hastanelerin pandemiyle baş edebilmeleri için gereken kaynakları sağlamak adına kapitalistleri ve çokuluslu şirketleri vergilendirmeliyiz. Karma ya da çokuluslu şirketler olmaksızın petrol sektörü %100 kamulaştırılsın! Yozlaşmış ve sahtekar ithalatçıların zenginliklerine el konulsun! Faturası halka kesilen emperyalist yaptırımları reddediyoruz! Trump yaptırımları derhal kaldırsın!

İçinde bulunduğumuz bu acil durum koşullarında hükümet entegre bir ulusal ücretsiz sağlık sistemi oluşturmalıdır. Doktor, hemşire ve sağlık çalışanları için geçimlerini sağlayacak bir maaş! Sadece 46 “nöbetçi” hastaneye değil, ülkedeki tüm sağlık merkezlerine su, sabun, maske ve eldiven tedarik edilmeli! Karantinaya alınan tüm işçilerin işlerinin, maaşlarının ve sözleşmelerinden doğan haklarının korunmasını talep ediyoruz. İşten çıkarmalara ve ücretsiz izinlere hayır!

İşçiler olarak, virüsün yayılmasını engellemek için alacağımız bütün gerekli önlemlerin ötesinde, tetikte olmalı, krizin ve pandeminin faturasını ödememek için harekete geçerek seferberlik içerisinde olmalıyız.

Yorumlar kapalıdır.