İşten çıkarmalar sahiden yasaklandı mı?

Bu yazının yazıldığı gün, Türkiye’de 117 kişi daha Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti ve vaka sayısı 100 bin kişiyi geçti. Tüm dünyada vaka sayısının 2,5 milyona ulaştığı söyleniyor. Salgının ne kadar ciddi ve ölümcül olduğu apaçık ortada.

İlk günden beri salgınla mücadele konusunda yapılacakların net olduğunu söyledik. Milyonlarca insan çalışmak zorundayken salgının yayılmasına karşı mücadeleyi bireysel seçimlere indirgeyen “Evde Kal” ve “Hayat Eve Sığar” gibi sözlerin gerçekte mümkün olmadığını vurguladık. İşçi ve emekçilerin gerçekten evde kalabilmesi için “Herkese ücretli izin verilsin, salgın süresince işten çıkarmalar yasaklansın” dedik.

Sadece biz değil, üç işçi konfederasyonu Türk-İş, Hak-İş ve DİSK, salgına karşı yayınladıkları ortak bildiride işten çıkarmaların yasaklanması, zorunlu mal ve hizmet üretimi dışında tüm işlerin en az 15 gün süreyle durdurulması çağrısı yaptı.

Bir gece ansızın basına servis edilen bir haberle öğrendik ki Saray rejimi de zaten 31 Mart’tan bu yana bu konuyu görüşüyormuş! Hatta “iş dünyası örgütleri”nin görüşlerini almak üzere bir yasa teklifi de hazırlanmış. Görüşü alınan iş dünyası örgütlerinin işçi sendikaları konfederasyonları olduğunu zannetmiyoruz. Milyonlarca emekçi için hayat memat meselesi haline gelmiş bu konuyu biz de televizyonlardan “İşten çıkarmalar yasaklanıyor! Detaylar geliyor” haberiyle öğrendik.

Şeytan ayrıntıda gizlidir derler. Detaylar gelince işin rengi belli oldu: Covid-19 salgın hastalık neticesinde kamu yararının gerektirmesi nedeniyle üç ay süreyle işten çıkarma yapılamayacak ve fakat işveren isterse işçiyi ücretsiz izne çıkarabilecekti.

Salgından ilk kurtarılacaklar: sermaye ve şirketler

Salgının ilk gününden beri işverenler çeşitli vergi, prim ertelemeleri, teşvik ve ödenek paketleriyle işçilerin maaş yükünden büyük ölçüde azat edilmişlerdi. Ama gelin görün ki ücretsiz izin kanunen işçinin rızasına tabi olduğundan, işverenler salgın süresince işçileri ücretsiz izne çıkararak ücretinden tamamen kurtulamıyorlardı. Şimdi bu yasa ile bu da mümkün hale geldi. İşveren işçileri hesapsız kitapsız ücretsiz izne gönderebilecek ve hesapta devlet de ücretsiz izne çıkarılanlara günde 39 lira 24 kuruş ücret verecek. Bu rakam kısa çalışma ödeneği ile alınabilen minimum ücret olan 1752 TL’nin bile altında! İşverenlerle sarayın iktidarı birlik olmuş, kamu yararı adı altında işçi ve emekçilerin günlük 39 TL ile ev geçindirmesini bekliyor. Televizyonlar da kitlelere bu yalanı işten “çıkarmaların yasaklandığı” adı altında satıyor. Rejim, emekçilerin sağlığını ve yaşamını değil, patronların kâr ve çıkarlarını öncelikli görüyor. “Salgından ilk kurtarılacaklar sermaye ve şirketlerdir” diyor.

İşten çıkarmalar devam ediyor!

Buna rağmen işten çıkarmalar da durmuş değil. Yasağın ilk gününde Cengiz Holding’in Mardin’deki şantiyesinde çalışan yüzden fazla işçinin ücret ve tazminatları dahi ödenmeden işten çıkarıldığını gördük. İşçiler bir süredir günde 14 saat çalıştırıldıklarını ve şantiyede salgına karşı hiçbir önlem alınmadığı için iş bıraktıklarını belirtiyorlar. Anlaşılan o ki, televizyonlarda elini yıka, evde kal, önlem al söylemlerinin muhatabı işçiler değil. Kaldı ki İş Sağlığı ve Güvenliği Yasasının 13. maddesinde “Çalışmaktan Kaçınma Hakkı” konusunun koşulları tanımlanıyor. Yasanın bu maddesinde, ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan işçilerin gerekli tedbirler alınana kadar çalışma hakkından kaçınabilecekleri düzenlenmiş.

Biz işçiler ölümü gösterip sıtmaya razı eden bu yasa teklifini kabul etmiyoruz! İşten çıkarmalar yasaklanmalıdır ve tüm işçiler ücretli izne çıkarılmalıdır! Ücretsiz izin işçiye açlıktan öl demektir!

Çağrımızdır!

Üç işçi konfederasyonu Türk-İş, Hak-İş ve DİSK, bu yasa teklifinin geri çekilmesi ve işten çıkarılmaların yasaklanması için derhal bir eylem planı hazırlamalı, emekten yana tüm kesimleri bu planın hayata geçmesi için birleşik bir eylem platformu çatısı altında toplamalıdır. Sendikalar göreve!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.