Lübnan’da açlık protestoları: Tecrit değil, yemek istiyoruz!

Bütün dünyada koronavirüs salgını koşullarında, sermayenin yarattığı ekonomik ve sosyal tahribatın faturası her kapitalist krizde olduğu gibi, yine emekçi halka çıkarılmak istenirken, bir taraftan dünyanın çeşitli yerlerinde işçi sınıfı sahip olduğu her türlü araçla düzene karşı mücadele etmeye devam ediyor. Nitekim Lübnan’da yaşananlar bunun önemli örneklerinden yalnızca biri. Yaklaşık bir haftadır Lübnanlı emekçiler, salgının da etkisiyle giderek kötüleşen yaşam koşullarını protesto ediyorlar. Başkent Beyrut ve ülkedeki seferberliklerin artık simgeleşmiş yerlerinden biri olan Trablusşam sokaklarında yüzlerce emekçi sokağa çıkma yasağına rağmen en doğal ihtiyaçlarını, yiyecek gereksinimlerini haykırmak için sokaktalar: “Açız, yiyecek ve yaşamak istiyoruz” sloganları, Lübnan sokaklarında yankılanıyor.

Ülke çok ağır bir ekonomik krizden geçiyor ve bu kriz salgından öncesine dayanıyor. Aylardır 1990 İç Savaşı’ndan beri en ağır ekonomik krizini geçirmekte olan Lübnan’da, dış borç miktarı 92 milyar dolar ve bu rakam, ülkenin GSYH’sinin tam %170’ine karşılık geliyor. Resesyon, yabancı para rezervlerinin erimesi, ulusal para biriminin değer kaybı ve yüksek enflasyon sürüyor. Öyle ki mart ayı başında Lübnan hükümeti temerrüde düştüğünü açıkladı. Öte yandan Lübnan emekçileri, ekonomik kriz koşullarında, halihazırda uzun süredir seferberlikler içinde mücadele ediyorlar. Geçtiğimiz ekim ayında IMF eliyle uygulanmak istenen kemer sıkma politikalarına karşı çok büyük seferberlikler yaşanmıştı. Lübnan işçi sınıfı yolsuzluk ve yoksulluk üreten yozlaşmış rejimin yıkılması için sokağa inmiş ve Hariri hükümetinin istifasını elde etmişti.

Lübnan halkı bu kez aç olduğu için sokağa çıkıyor. Ekonomik kriz ile salgın birleşince ortaya çıkan yıkımdan, ülkenin emekçileri arasında en çok en yoksul kesimler etkileniyor. Ücretlerin ödendiği pazartesi günü, binlerce insanın yasaklara rağmen süpermarketlere hücum etmesi, açlığın boyutunu gözler önüne seriyor. Gıda gibi temel ihtiyaç ürünlerinin fiyatlarının neredeyse yarı yarıya arttığı görülüyor. Başlangıçta ihtiyaç sahibi her aileye sadece 30 avroluk bir çek ve bir gıda paketi dağıtma sözü veren devlet yardımlarına elde edebilenlerin sayısı çok az ve bu yardımlar yeterli olmaktan çok uzak. Ekim seferberliklerinin kabusuyla yatıp kalkan rejimin, halk hareketinin önünü kesmek için, ülkede sokağa çıkma yasağı dahil olmak üzere çok katı izolasyon politikaları uygulaması da tepkileri artırıyor. “Tecrit değil, yemek istiyoruz” artık alışılmış sloganlardan biri. Fransa’da polis şiddetine karşı mücadele eden göçmenler, İtalya’da yetersiz salgın önlemleri nedeniyle grev yapan işçiler, Venezuela’da ve Lübnan’da açlıkla yüzleşen emekçilerin tamamı, krizlerin kaynağının salgın olmadığını, kapitalizmin ürünü olduğunu çok iyi biliyorlar. Tam da bu nedenle salgın koşullarında dahi mücadelelerini sürdürmekte kararlılar.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.