Aşı oyunları

İlk vakanın çıkmasından bu yana beş ay ve Türkiye’de görünmesinden bu yana yaklaşık iki ay geçti. Tabloid basında her gün çıkan “koronanın tedavisi bulundu” tuzak haberlerini bir yana koyacak olursak, şu ana kadar bu hastalıkla ilgili uygulanan kesin bir tedavi yöntemi bulunmuyor. Milyonlarca insanın etkilendiği ve hepimizin tehlike altında hissettiği bu dönemde, modern tıp ve iktidarlar neden bu kadar çaresiz?

Aşı çalışmaları arka plana atıldı

Hastalıklar ve salgınlar, insanlığın tarih boyunca mücadele ettiği ve yaygın aşılama ve ilaçlar bulunana kadar genellikle kaybettiği mücadelelerdi. Fakat, 1800’lerle beraber aşı çalışmalarının başlaması ve gelişen modern tıp ile artık bir mücadele planımız oldu. Bununla beraber 1900’lerdeki bilimsel, teknolojik ve tıp atılımlarıyla beraber biz bu savaşı kazandığımızı düşündük. Bu aslında ticarileşen sağlık sektörünün kucağına düşmekle sonuçlandı ve tedavilerde kârlılık ön plana alındı. Aşılar için de bu durum geçerli. Mesele, onların kâr getirip getirmemesine bağlı. O yüzden SARS ve MERS sürecinde başlayan çalışmalar salgınların erken sonlanması ve ticari beklentileri az olması nedeniyle sürdürülmedi. Eğer bu iki hastalık için çalışmalar yapılıp aşılar geliştirilmiş olsaydı, şu an aynı ailenin üyesi yeni tip koronavirüs için aşıyı bulma süremiz daha kısa olacaktı.

İktidarlar için pandemi hazırlıkları gereksizdi

2013’te Almanya’da yayınlanan bir raporda, korona ailesinden yeni bir virüsün dünya çapında salgın haline geleceği, üç yıl süreceği, 7,5 milyon kişinin ölümünden sorumlu olacağı ve özellikle 65 yaş üstü insanları etkileyeceği öngörülmüş. Hastalığın yaygın semptomları ise yüksek ateş, kuru öksürük ve nefes darlığı. Yedi yıl önce yayınlan bu raporun bizler için sürpriz olmaması lazım çünkü salgınlar insanlığın kaderi ve bunu öngörmek devletin vazifelerinden biri. Fakat bunları bilmelerine rağmen ne sağlık sektörünü hazır ne de acil önlem planlarını aktif hale getirdiler. Çünkü, bu tür hazırlıklar ilaç şirketleri ve onların koruyucu kapitalist devletler için kârlı değildi ve şu an bunun cezasını yine halka ödetiyorlar.

Aşı bulunsa bile ilk önce zenginler ulaşacak

Aşı üretebilen üç tane büyük şirket var: GlaxoSmithKline, Sanofi-Aventis ve Novartis. Ve bu üç şirketin yıllık üretim kapasitesi dünya nüfusu için yeterli değil. Yani, üretilen ilk aşılara zenginler veya parayı basan ülkeler ulaşacak. Bunların da hangileri olacağını tahmin etmek zor değil. Bu yüzden milyarlarca fakir insanın kaderi şimdiden çizilmiş aslında. Bunun yanında, bozulan sağlık sistemi diğer hastalıklarla mücadeleyi de zorlaştırıyor. Bunun en büyük zararını yine bu az gelişmiş ülkelerde yaşayan insanlar görecek.

Olanlar, bugünlerin popüler dizilerinden After Life’ta konu edilen akrep ve kurbağa hikâyesini hatırlatıyor. Akrep, kurbağadan kendisini nehrin karşısına geçirmesini ister, kurbağa da buna karşı çıkar çünkü kendisini sokmasından endişe eder. Akrep ise kurbağayı sokmayacağına, “Eğer seni sokarsam ikimiz de ölürüz” sözleriyle ikna etmeye çalışır ve bunu başarır. Nehrin ortasında tahmin edeceğimiz gibi akrep kurbağayı sokar. Kurbağa çaresizce neden yaptığını sorunca da akrebin cevabı, “Benim yapım bu” olur.

İşin özü, şu an aşı veya tedavi yöntemleri bulunsa da kapitalizmin yapısı bu! Bizim sağlımız, ekonomimiz, geleceğimiz onun umurunda değil. Akrebe güven olmayacağı gibi, kapitalizmle de bunun üstesinden gelemeyiz. Bizi akrebe ve yılana mahrum bırakanlara karşı, farklı bir dünya olduğunu da biliyoruz. Bu yazımı yazarken, 1 Mayıs’a birkaç gün vardı, evlerde yalıtılmış bir şekilde kutlamanın burukluğu olsa da dayanışmamız bize bugünleri aşacak gücü veriyor. Mücadele dolu ve birlikte bir yıl dileğiyle, YAŞASIN 1 MAYIS.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.