“Normale dönüş” için hazır mıyız?

Erdoğan iktidarı, gerçek bir karantina için emekçi halk adına gerekli ekonomik önlemleri almak yerine, “normale dönüş” için adımları sıklaştırdı. Oysa boş söylem ve temennileri bir kenara bırakırsak, salgın ne ülkemizde ne de dünya çapında kontrol altına alınmış durumda. Ancak hükümetler ekonominin patronlar lehine çalışmaya devam etmesi için emekçileri işyerlerine geri çağırmaya başladı. Türkiye’de de haziran ayı içinde “normalleşme” süreci kapsamında işletmeler çeşitli düzeylerde açılmaya başlıyor. Patronların ve bir avuç zenginin çıkarlarına dokunmamak adına, “pandemi bitiyor, normale dönüyoruz” denilerek emekçi halk sonu belirsiz bir maceraya sürükleniyor.

“Harikalar diyarında” yaşamını idame ettiren Damat Bakan, ekonomik desteklerin çarpan etkisiyle 600 milyar TL’yi aştığını iddia ederken, emekçi ve yoksul kitleler görülmemiş bir ekonomik buhranın içine yuvarlanmış durumda. Pandemiden önce başlamış olan ekonomik kriz, küresel salgınla birlikte eşi görülmedik bir sosyal yıkımı beraberinde getirdi. Devasa işsizlik oranları, katlanılmaz hale gelen hayat pahalılığı, sefalet koşullarını dahi sağlayamayan kısa çalışma ödenekleri ve ücretsiz izin yardımlarıyla hayatta kalabilme çabası… 18 yıllık AKP iktidarlarının “dünyaya kafa tutan”, “güçlü ve büyük” Türkiye’sinin özeti işte bu kadar açık ve net.

İçinde bulunduğumuz bu durumun “Allah vergisi”, kaçınılmaz bir kaderin tecellisi değil Saray rejiminin politik tercihlerinin bir sonucu olduğunun altını kalın çizgilerle çizmemiz gerekiyor. 18 yıllık yönetimin sonucunda Hazine’nin tam takır hale gelmiş olmasını şimdilik bir kenara bırakalım. İşsizlik Fonu’nun bu dönemde tüm işsizlere açılması, yap-işlet-devret adlı hortumculuğun durdurulması, bankalara ve süper zenginlere konulacak birtakım olağanüstü vergiler ve dış borç ödemelerinin durdurulması gibi acil ve basit önlemlerle dahi emekçi halkın nefes almasını sağlayacak imkânlar hızla yaratılabilirdi. Bunun yerine Saray rejimi, salgın gerçek anlamda son bulmadan emekçileri sokağa sürmek ve “maske, mesafe ve temizlik” tembihlemesinden öte bir adım atmadı. 18 yıllık patron dostu, işçi düşmanı, yağmacı zihniyetten başka bir formül de beklenemezdi!

AKP yönetimi, sorumlusu olduğu ekonomik yıkımın emekçi kitlelerde biriktirdiği öfkenin farkında. Bu nedenle, bunca yıllık deneyimle ustalaştığı “kaos ve dehşet” politikasını yükselterek, emekçilerin gerçek gündemini ve tepkisini dağıtmanın peşinde. Bu amaçla, muhalefetin “ezanları susturmak, bayrakları indirmek” amacında olduğu yönündeki bilindik ve sıkıcı söylem yeniden ön plana çıkarıldı. Bu çerçevede, AKP’nin, destekçisi MHP ile saldırdığı ilk adres yine HDP oldu. Seçilmiş belediye başkanlarını görevden alma, gözaltı ve tutuklamalara maruz bırakma politikası istikrarlı bir şekilde sürdürülüyor. Pandemi bahanesiyle, sendikal faaliyetler, grev ve toplu sözleşme yapabilme hakkı keyfi biçimde askıya alınıyor. Bu baskıdan Millet İttifakı’nın belediyeleri de payına düşeni alıyor ve iş yapmalarının önlenmesi için mümkün olabilecek her türlü engel önlerine çıkarılıyor.

Hep söyleyegeldiğimiz gibi, hükümetin baskı politikalarını artırması gücünü değil aczini ortaya koyan bir göstergedir. Toplumsal rıza üretemediğinin bilincinde olan Saray yönetimi, sopayı kullanarak varlığını her ne pahasına olursa olsun sürdürmenin telaşında. Siyasetteki çürümüş dengeyi değiştirebilecek yegane seçenek ise, emekçilerin ve ezilenlerin bu sahneye örgütlü müdahalesinden başka bir şey değil. Sendikaların ve tüm emek örgütlerinin acil bir eylem planı etrafında bir araya gelmesini bu nedenle ısrarla vurguluyoruz. Bu yöndeki en mütevazı çabalara dahi tüm gücümüzle katkı sunmaya devam edeceğiz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.