100 patronun serveti, milyonlarca emekçinin ekmeği

164

Bazı rakamlar var ki, ekmek parası karşılığı ter döken işçi ve emekçilerin nasıl bir farklı sınıf oluşturduklarını çok çarpıcı biçimde ortaya döküveriyor. Bir örnek üzerinden gidelim. Bugün asgari ücret (2.324 TL) neredeyse ortalama ücret haline gelmiş durumda. Ama biz biraz daha yüksek bir rakam alalım. Diyelim ki, bir işçi ayda net 5.000 lira alıyor ve 30 sene boyunca kesintisiz çalışıp bu alım gücünü hep koruyor. Bu işçi, kazancının bir kuruşunu bile harcamadan biriktirse 30 yıl sonra elinde ne kadar birikmiş para olur? Bu süre sonunda cebinde ya da bankada olacak parası 1 milyon 800 bin liradır. Haydi, faiziyle falan birlikte diyelim ki 2,5 milyon lira. Bu rakamı aklımızda tutalım.

En zengin 100 kişi

Geçenlerde Forbes adlı kuruluş, Türkiye’nin en zengin 100 kişisinin listesini açıkladı. Bunların içinde her zamanki gibi Koç ve Sabancı ailelerinden fertler var; ama son dönemde yandaş sermaye olarak bilinen Ağaoğlu, Limak, Demirören, Kolin, Kalyon gibi firmalar da ön sıralara fırlamış. İsimleri bir yana bırakıp miktarlara bakalım.

Listedeki ilk 100 kişinin toplam serveti 100 milyar 400 milyon dolar. Yani bugünkü dolar kuru üzerinden (1 dolar=6,85 TL) bu 687 milyar lira eder. Kişi başına 6,87 milyar lira. Yani bir işçinin 30 yılda hiç harcamadan biriktirebileceğinin 2748 katı.

Listeyi biraz daha kısaltalım. En zengin 10 kişinin toplam serveti 25,3 milyar dolar, yani 171 milyar lira. Kişi başı 17 milyar lira. Yani bizim işçimizin 6800 kere yeniden doğup her seferinde 30 yıl çalışması ve 5 bin lira aylığını hiç harcamayıp biriktirmesi lazım bu paraya ulaşabilmek için.

Milli gelir yağmalanıyor

İşçilerin zihni, kapitalist bir propagandayla yıkanmaya çalışılır. Patronlar için “çalışmış da kazanmış” denir. Güzel de, herkes çalışıyor. İşçi 6 bin kere doğup her seferinde harcamadan 30 yıl çalışamaz ki! Demek ki, çalışanların alın teri bu patronların elinde servet olarak birikiyor. Üstelik bizim verdiğimiz vergiler yoluyla devletin elinde toplanan paralar krediler yoluyla bu inşaatçılara, sanayicilere, borsa çakallarına aktarılıyor ve onların emekçileri sömürerek milyonlarına milyonlar katmalarına imkân sağlıyor.

Devletin istatistiklerine göre kişi başına yıllık milli gelirimiz 9.300 dolar, yani 63.700 lira. Zannedilmesin ki 83 milyonun her bireyi her yıl bu kadar para kazanıyor (ayda 5.308 lira). Hayır, nüfusun büyük bölümü yoksulluk içinde kıvranırken, bu paranın asıl bölümü belli ellerde toplanıyor.

Türkiye’nin milli geliri 4 trilyon 280 milyar 381 milyon TL. Credit Suisse banka ve finans şirketinin Türkiye verilerinden topladığı bilgilere göre bu gelirin yüzde 42,5’i, toplumun sadece yüzde 1’lik bir kesiminin elinde toplanmış. Yani sadece 830 bin kişi (buna çocuklar, eşler, akrabalar dahil), tüm milli gelirin neredeyse yarısını (1,8 trilyon lira) cebine indirmiş durumda.

Dahası var. Ülkedeki en zengin yüzde 10’luk kesimin milli gelirden aldığı pay ise yüzde 81,2. Yani bu kesimin serveti yaklaşık 3,5 milyar lira. Geri kalan yüzde 19’luk miktarı ise işçiler, emekçiler, yoksullar paylaşıyor.

Bu yağmayı durdurmak gerekiyor.

Servet vergisi

Ülke kaynaklarının yağmalanmasını engellemenin bir yolu, yukarıdaki yüzde 10’luk kesime servet vergisinin uygulanması.

Bu kesime getirilecek yüzde 20’lik bir salma vergi, yaklaşık 700 milyar liralık bir kaynak yaratacaktır. Bu miktar, 30 milyon kez asgari ücret demektir.

Böylece hem asgari ücret yukarı çekilebilir, hem de çalışma saatleri 6 saate indirilerek kurulacak ek vardiyalara 10 milyon dolayındaki işsiz yerleştirilebilir. Yani, ülkedeki tüm işler çalışabilen nüfus arasında paylaştırılmış olur.

İstihdamdaki bu artış hiç kuşkusuz üretimde ve tüketim olanaklarında güçlü bir artışı da getirecektir. Yaratılacak yeni zenginlikle de hem yeni iş alanları açılabilir hem de sağlık, eğitim, ulaşım gibi kamu hizmetleri daha etkin hale getirilebilir. Bunlar çıplak gerçekler. Tabii işçi ve emekçi sınıfların bu tür planlı uygulamaların hangi tür iktidar tarafından hayata geçirilebileceğine karar vermesi gerekiyor. Patron partileri mi, yoksa bir işçi emekçi hükümeti mi?

Yorumlar kapalıdır.