Manisa’dan bir mobilya işçisiyle söyleşi

6

Covid-19 döneminde Manisa’daki birçok fabrikada gerçekleşen dönüşümler, patronların salgın boyunca aldığı tutumlar, vaka sayıları ve ölüm oranlarını bölgede yaşayan bir mobilya işçisiyle konuştuk. Gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi Gazete Nisan okurlarıyla paylaşıyoruz.

Söyleşi: Sedat Durel

Merhabalar, bize çalıştığın yer ve çalışma koşulların hakkında biraz bilgi verir misin?

Merhaba, ben Manisa’da mobilya işçiliği yapıyorum. Covid-19 ile beraber hem çalıştığım fabrikada yaşadıklarımı hem de diğer fabrikalarda çalışan arkadaşlarımın yaşadıklarını sizlere aktarmak istiyorum. Ben uzun zamandır ABC mobilyada çalışıyorum ve burada geçirdiğimiz pandemi süreci sizleri gerçekten şaşırtabilir. Çünkü patron için pandeminin olup olmadığı pek önemli değildi. Zaten zor ve kötü olan çalışma koşulları pandemiyle beraber daha da dayanılmayacak bir hale dönüştü. Pandemi öncesi durumdan biraz bahsedecek olursam; örneğin, işçilerin tuvaletlerde çok fazla zaman geçirdikleri bahanesiyle turnike koydular ve tuvaletlerin girişlerinde ücret almaya başladılar. Buradaki patron asgari ücretin dışında olan mesai ücretlerini elden dağıtıyordu ve bununla amacı vergiden kaçınmaktı. Bunlarla beraber virüsün etkilerine geçmeden önce aslında fabrikada işçi sağlığına yönelik de herhangi iyi bir uygulama yoktu. Mesela tuvaletlerde sabun yoktu. İşçiler molaya çıktığında sadece bir odaya doluşabiliyorlardı ki bu oda sadece 6-7 insanın zor sığdığı bir oda; fakat hepimiz orada olmak zorundaydık. Virüsün fabrikaya bulaşmasıyla beraber ve halihazırda kötü olan koşullardan dolayı işçi arkadaşlar tepki göstermeye başladılar. Çünkü bir günde 15 kişinin testi pozitif çıktı ve buna rağmen patron bizlerden daha fazla mesai yapmamızı istiyordu.

İşçilerin içindeki virüsten ölme korkusu, yerini kısa süre içerisinde açlık ve işsizlik korkusuna bıraktı.

Zaten kötü olan çalışma koşullarıyla beraber virüsün de etkilerini hissetmeniz yaşamınızı daha da zorlaştırmış. Peki bizlere pandeminin Manisa’daki ve şehirde olan fabrikalardaki genel seyri hakkında bilgi verebilir misin?

Pandemi şehirlerde yayılmaya başladığında, insanlarda büyük bir korku oluşmaya başladı, doğal olarak bu korku işçilere de yansıdı. Fakat burada önemli bir fark var: İşçilerin içindeki virüsten ölme korkusu, yerini kısa süre içerisinde açlık ve işsizlik korkusuna bıraktı. Yani, işçiler etrafındaki insanlara bakınca, özellikle de işsizlik rakamlarının aniden yükselmesiyle, virüsün bulaşma riskinin dışında başka bir tedirginlik baş göstermeye başladı: işsizlik ve açlık. Devletin verdiği 1000 liralık destek, insanların on günlük tüketim ihtiyacını bile karşılayamıyordu; etraftaki kaosu gören işçiler daha da fazla korkmaya başladılar. Fabrikalarda işçiler ölüyordu ama biz bunun haberini bile alamıyorduk, çünkü dışarıya çıkan haberlerin kaynağı tespit edildiğinde arkadaşlarımız direkt olarak işten çıkarılıyordu.

İlk büyük tepki yoğun olarak Klimasan’da oluştu. İşçiler, sosyal medya üzerinden bizlere mesaj gönderdiler; bizler de durumun haberini yaptık. İşçiler salgına yakalanan işçi sayısının 38 olduğunu bizlere aktardı ve aniden böyle bir yükseliş olmasına rağmen fabrikada üretim devam ediyordu. İşçiler önce buna karşı koydular; fakat sonrasında, fabrikadan atılma korkusundan dolayı geri adım attılar. Klimasan’ın ardından Termokar’da da işçiler sosyal medya üzerinden seslerini duyurmaya başladılar. Termokar fabrika yönetimi, gelen büyük tepkilerden dolayı bir haftalık da olsa işe ara vermek zorunda kaldı.

Gelelim Vestel’e. Hepimizin de bildiği gibi Vestel aslında Manisa’nın kendisi demektir; çünkü şehirdeki bütün yaşam alanlarından işçiyi içinde barındırır. Vestel pandeminin başında maske takma ve diğer önlemlere önem veriyordu; dediğim gibi büyük bir kesimi içinde barındırdığı ve geniş olduğu için. Ama fabrikada üretim devam ediyordu ve işçiler çoğunlukla günde 12 saat çalışmak zorundaydı. Virüsün etkilerinin artmasıyla beraber bir hafta içerisinde sayı 1000’leri buldu. Sekiz arkadaşımızın da virüs nedeniyle öldüğü haberini aldık. Fabrika yönetimi bunu hep gizlemeye çalıştı. Örneğin ölen işçilerden sadece iki tanesi için Covid-19 neden olarak gösterilirken, diğerleri için akciğer rahatsızlığı, solunum yetmezliği ve diğer iç hastalıklar ölüm sebebi olarak gösterildi. Ardından buradaki işçilerle temas kurma şansımız oldu. Vestel işçileri Kardeş İşçiler facebook sayfamıza mesaj attılar “Vestel’de ölmek istemiyoruz” diyerek. Çünkü vaka ve ölüm sayıları hızla artıyordu. Bizler de sosyal medyada bu haberlerin paylaşımını yaptık. Bu paylaşım Vestel’e dair taleplerimizi içeren bir paylaşımdı ve talepler de şunlardı:

  • Vestel’de üretim 15 gün durdurulsun,
  • Fabrika tam teşekküllü dezenfekte edilsin ve bütün işçilere test yapılsın,
  • Rahatsızlığı olan işçilere tedavi ve ücretli izin hakkı verilsin,
  • Fabrikada üretime 15 gün sonra ve virüsten korunmak için bütün önlemler alındığı takdirde devam edilsin.

Taleplerimiz doğru ve işçiler için aslında yapılması gereken talepler olunca halk da yoğun ilgi gösterdi ve yaklaşık 10 gün boyunca Manisa’daki insanlar Vestel’i ve oradaki koşulları konuştular. Dolayısıyla da tepkiler gelmeye başladığında önlemler de biraz artmaya başladı. Örneğin, daha önce işçilere yapılmayan kan testinin yapılması ve fabrikalara kurulan laboratuvarlar gibi. Yaptığımız paylaşımı iki yüz elli bin kişi gördü ve gerçekten de insanlar bu konuya hem ilgiliydi hem de sonuç almak istiyorlardı.

İşyerinde işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinde işçi denetimi uygulaması hakkında ne düşünüyorsun? Özellikle de bugünlerde daha da önem arz eden bir konu değil mi sence de?

Ben de bir soru sorayım, iş sağlığı ve güvenliği uzmanı da patrondan maaş alıyor; bu durumda gerekli önlemleri almadığı için patrona karşı sence yaptırım uygulayabilir mi? İşçi sağlığına dair söylenenler “maske takalım,” “ellerimizi yıkayalım” uyarılarından ibaret. Şöyle bir örnek vereyim; kahvelerde okey oynamak yasaklandı çünkü temas üzerinden virüsün bulaşma riski yüksekti. Ama kahvede oynanmasına izin verilmeyen okey taşlarının üretimi hâlâ devam ediyor. İkisi arasında hangi türden bir farklılığın olduğunu anlayamıyoruz bir türlü. İş sağlığı ve güvenliği uzmanlarına fabrika ile ilgili sorular sorduğumuzda, fabrika ile bir bağlantısının olmadığını görüyoruz. Fabrikada işçi sağlığı ve güvenliğine tehdit oluşturan faaliyetleri engelleyip engellemediğini geçiyorum, çünkü zaten fabrikayla bir ilgileri yok ki! Sağlıkla ilgili şikâyetlerimizi ilettiğimizde, bunun ne kaynağını araştırıyorlar ne de buna dair düzeltici çözümler oluşturuyorlar.

Son olarak, işçi ve emekçilere mesajınız var mı?

Pandemi sürecinde binlerce işçiye virüs bulaştı ve bu dönemde yetkililere sesimizi duyurmaya çalışmamıza rağmen sorunlarımıza kulak tıkadılar. İşçiler fabrikada meydana gelen vakalar ile bakanlığın açıkladığı rakamları karşılaştırınca, hükümetle arasına mesafe koydu; zira ikisinin arasında kapatılamayacak kadar büyük bir fark var. Eğer işçilerin sağlığı patronların kâr hırsı uğruna hiçe sayılıyorsa, üretimin devam etmesi için vaka sayılarının üstü örtülüyorsa, anlıyoruz ki işçilerin fabrikalardaki sorunlarının çözümü fabrikalarda işçi komitelerinin kurulmasıdır. Ancak bu şekilde patronlara ve sermayeye karşı örgütlenerek birlik olabilir ve mücadeleleri birleştirebiliriz.

Yorumlar kapalıdır.