Saray’ın ömrünü uzatma formülü: yalan, savaş, baskı!

160

Cumhur İttifakı’nın sorumlusu olduğu yıkım tablosu her alanda giderek daha fazla görünür hale geliyor. Ekonomideki durum vahim… Geniş tanımlı işsiz sayısı 18 milyona tırmanmış durumda. Dövizdeki yeni yükseliş, hayat pahalılığının daha da artması, ücretlerimizin daha da erimesi anlamına geliyor. Hiçbir güvenilirliği kalmayan resmi rakamlara göre ikinci çeyrekte ekonomi yüzde 10 küçüldü. Eşi benzeri görülmedik sefalet ve ekonomik çöküş tablosu Saray koalisyonunun kendi tabanının da erimesine neden oluyor. Rıza üretemeyen Saray; yalan, saldırganlık ve baskı politikalarıyla ömrünü uzatma çabasında.

Saray, ekonomideki yıkımın üzerini örtmek için yalanlara ve “müjdelere” sarılıyor. Ne resmi işsizlik ve enflasyon rakamları ne de koronavirüse ilişkin açıklanan sayılara güven duyuluyor. Saray’ın fazla zeki ekonomi yönetimi de bunun farkında olmalı ki, sistematik yalan üretimini “müjdelerle” güçlendirmeye çalışıyor. “Müjde” üstüne “müjde” açıklamak için sarf ettikleri çaba takdire şayan olsa da, bu çabaların da bir sonuç ürettiğini söylemek mümkün değil. Ayasofya’nın etkisi çok kısa sürmüş olacak ki, Karadeniz’de doğalgaz yatağı keşfettiğimiz duyuruldu. Bu doğalgazı çıkarmak için yapılan harcamanın, doğalgazdan elde edilecek gelire yakın olmasının bir önemi yok! Doğalgaz “müjdesinin” de ekonomide umulan etkiyi yaratmamasının ardından Doğu Akdeniz’deki gerilimler, “mavi vatan savunumuz” ve “askeri başarılarımız” gündemin birinci sırasına oturtuldu.

Saray uzunca bir süredir saldırgan, yayılmacı ve maceracı bir dış politika izliyor. Bu politikayla bir yandan “beka meselesi” gündeme getirilip toplumsal destek milliyetçi, şoven histeriyle sağlanmaya çalışılırken, diğer taraftan toplumsal muhalefet “vatan haini” ilan ediliyor ve içeride uygulanan her türlü baskı için bir meşruiyet elde etmeye çalışılıyor. Dahası, Saray’ın kanatları altında serpilen silah, inşaat ve enerji şirketlerine de yeni alanlar açmaya çalışılıyor.

Yunanistan’la yaşanan son gerilim de bu sürecin bir parçası. Doğu Akdeniz’de bulunan petrol ve doğalgaz yatakları için Saray yönetimi barışçıl ve diplomatik bir politika izlemek yerine Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la karşı karşıya gelmiş ve Doğu Akdeniz’deki askeri etkinliğini artırmaya başlamıştı. Benzer politikalar Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Filistin’in kaynaklarını yağmalamaya devam eden Siyonist İsrail devletleri tarafından da uygulandı. Dahası, bölgedeki kaynaklardan aslan payını kapmak için Fransa, ABD, İtalya gibi emperyalist devletler de sürece derhal müdahil oldu. Dolayısıyla, bölgedeki tüm burjuva hükümetlerin kendi kapitalistleri için sahneye koyduğu saldırganlık politikalarıyla karşı karşıyayız.

Saray rejimi de dâhil olmak üzere bölge hükümetlerinin saldırgan ve yayılmacı politikalarından bölge halklarının hiçbir çıkarı bulunmuyor. Bölgenin tüm zenginlikleri bölgenin emekçi halkları için, onlar tarafından kardeşçe paylaşılarak kullanılmalıdır. Uğruna savaş rüzgârları estirilen petrol ve doğalgaz yatakları için bunu dahi söylemek mümkün değil. Oldukça büyük yatırımlar gerektiren doğa düşmanı bu kaynaklar insanlığa ve doğaya hizmet etmiyor. Küresel ısınma tüm dünyayı tükenişe sürüklerken, daha fazla fosil yakıta değil, uygun teknolojik yatırımlarla Akdeniz halklarına fazlasıyla yetecek yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmemiz gerekiyor. Ne var ki, bölgeyi yağmalamak isteyen emperyalizmin çokuluslu tekelleri ve onların bölgedeki küçük ortakları, daha fazla kâr için bölge halklarını savaşa sürüklemek de dâhil olmak üzere her şeyi göze almaya hazır.

Daha fazla kâr ve çürüyen iktidarlarını meşrulaştırmak için yükseltilen savaş politikalarına dur demeliyiz. “Beka” söylemiyle, sistematik yalanlarla ve baskıcı politikalarla iktidarını sürdürmeye çalışan Saray rejiminden gerçek bir kopuş mümkün. Bunun için emekten, doğadan, bölge halklarının kardeşliğinden yana bağımsız sınıf seçeneğini yükseltebilmeliyiz.

Yorumlar kapalıdır.