Prof. Dr. Yalım Dikmen ile pandemi ve sağlık sistemi üzerine

2

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yalım Dikmen ile pandemi sırasında sağlık çalışanlarının karşılaştığı zorluklar ve hepimizi ilgilendiren sağlık sisteminin işleyişi hakkında konuştuk.

Söyleşi: Ekin Güvençoğlu

Mart’ın başından beri korona ile yoğun mücadele içindesiniz, tüm bu özveriniz için gazetem ve okurlar adına teşekkür ediyorum. Bu süreci göz önüne alınca sizce nasıl bir sınav veriyoruz hem sağlık sistemi hem de toplum açısından?

Ben teşekkür ederim. Sanıyorum tüm sağlık çalışanları bana katılacaktır, meslek hayatımızın en zor günlerini yaşıyoruz. Bu salgın toplumun pek çok kesimi için gerçek bir sınav haline geldi ve hemen belirtmeliyim ki her kesim eşit derecede başarılı olamadı.

Aslında pandemi öncesi bütün ülkeler böyle bir salgının geleceğini bekliyordu ve sağlık sistemlerinin buna hazırlanması gündemdeydi. Daha önce yaşanan domuz gribi gibi salgınlar hafif atlatılmıştı ve sağlık sistemimiz bu boyutta bir afet ile sınanmamıştı. Sanıyorum sağlık sistemi bu virüse yakalanan hastalara yardım etmek açısından oldukça başarılı bir sınav verdi ama bu başarının altında yatan en büyük etken, inanılmaz bir fedakârlık örneği gösteren sağlık çalışanlarıdır. Hastalığa yakalananların tedavi edilmesi sürecini bu mücadelenin önemli bir parçası olarak kabul edecek olursak sağlık çalışanları bu konuda çok başarılı olmuşlardır. Ülkemizin sahip olduğu hastane ve yoğun bakım kapasiteleri hızla artan hasta sayılarına yetişmek için artırılmış ve başka ülkelerde yaşandığını bildiğimiz acıklı tablolar ülkemizde yaşanmamıştır. Örneğin hastane bahçelerinde, kapalı alanlarda derme çatma geçici hastaneler kurulması gerekmemiş, hastalar gereksinim duydukları düzeyde tıbbi bakıma erişebilmişlerdir.

Toplum açısından bakılacak olursa, salgının ilk döneminde toplumun mücadeleye ciddi ölçüde katkıda bulunduğunu söylemek mümkündür. Bu katkı sadece üç günlük kuru alkış ile kalmamış insanlar mücadeleye gerçekten katkıda bulunmak için ellerini taşın altına koymuşlardır. Çalıştığım kurum olan Cerrahpaşa hastanesine gelen yardım ve bağışlar bu katkının örnekleri olabilir. Farklı sivil toplum kuruluşlarından, ev kadınlarına kadar herkes elinden geldiğince yardımda bulunmuş ve sağlık çalışanlarının yanında durmuştur. Ancak bir noktadan itibaren toplumun algısında bir değişiklik olduğunu ve durumun ciddiyetinin kaybedildiğini düşünüyorum. Geçen zaman ve atılan normalleşme adımları ile birlikte, topluma açıklanan salgın bilgilerinin güvenilirliğinin tartışılmaya başlanması ile kişilerin kendini koruma refleksinin azalması, ekonomik durum gibi başka etkenlerin de katkısı ile sağlık çalışanlarına şiddetin artması gibi olaylar toplum olarak mücadelede tökezlediğimizi gösteriyor.

Önümüzdeki günlerde hastalığın seyrinin daha ağırlaşacağı ve vaka sayılarının artacağından endişe ediliyor, hatta bunun için ikinci dalga gibi tanımlamalarda bulunuluyor, sizce ne kadar doğru?

Önümüzdeki günler havaların soğuduğu ve mevsimsel solunum yolu hastalıklarının görülmeye başladığı günler olacak. Örneğin mevsimsel grip vakalarının görülmeye başlaması ile hastaneye benzer yakınmalar ile başvuran hasta sayısı kaçınılmaz olarak artacak. Sonuçta sağlık sistemi kapasitesinin tekrar zorlanması mümkün. Bunun için ikinci dalga tanımı çok doğru değil, çünkü Covid-19 salgınında daha birinci dalga bitmiş değil, vaka sayıları birinci dalga bitti dedirtecek düzeylere hiçbir zaman inmedi ve artışlar ve azalışlar ile devam ediyor. Şimdi zaten mevsimsel olarak ortaya çıkan hastaların da tabloya eklenmesi ile solunum sorunları olan hastaların sayısı artacaktır.

Sürecin başında beri Sağlık Bakanlığı ve çalıştığınız hastane size ne gibi desteklerde bulundu, yeterli miydi?

Bu sorunun biraz açıklamaya ihtiyacı var sanırım, eğer bakanlık ve hastane sağlık çalışanlarının gündelik işlevlerini yerine getirmek açısından sunduğu destekten bahsediyorsanız bu konuda bugüne kadar sıkıntı yaşanmadığını söyleyebilirim. Hastanemde yoğun bakım anlamında ciddi bir kapasite artışı söz konusu oldu. Bu da ciddi bir yatırım ile ekipman ve malzeme temini anlamına geliyordu. Hem bakanlık hem hastane yönetimi bu konuda ciddi adımlar attı; sağlık çalışanlarının kullanması gereken kişisel koruyucu ekipman temini açısından da bugüne kadar bir eksiklik yaşanmadı.

Destek derken sağlık çalışanlarının geçirdikleri bu zor dönemde kendilerini daha iyi hissetmeleri açısından destekten bahsediyorsak bunun yeterli olduğunu söylemek biraz zor. Tabii burada hastane değil merkezi yönetimin desteğinden bahsetmek lazım. Yedi ay süren salgında ilk üç ay verilen ve aslında son derece adaletsiz bir şekilde dağıtılan maddi katkı ve üç günlük alkış dışında bir destek aklıma gelmiyor doğrusu. Sağlık çalışanları hâlâ sağlıkta şiddetin önlenmesi yolunda adımlar atılması ve yasa çıkartılmasını bekliyorlar ama en önemli beklentileri özlük haklarının düzeltilmesi, adaletsiz performans sisteminin kaldırılarak ücretlerinin artırılması. Okurlar bunu yadırgamasınlar lütfen, sağlık çalışanları hekiminden hemşiresine, sekreterinden temizlik elemanına kadar bu süreçte çok büyük fedakârlıklar yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. Bir gün bile “of” demeden hastaların yardımına koştular. Mesai saatlerinden bağımsız olarak gece yarılarına kadar hasta ve temaslı taramasına katıldılar. Uzun saatler boyunca ambulans kullanarak hastaları hastaneye yetiştirdiler. Çok yoruldular, hastalandılar, yaşamlarını kaybettiler ama hiç durmadan ellerinden geleni yaptılar, yapıyorlar.

Sağlık Bakanının geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada vaka ile hasta sayısının halka sunulan raporda farklı değerlendirildiği belirtildi. Bu durumda belirtisiz (asemptomatik) ama hastalığı yayabilecek insanların açıklanmadığı anlaşılıyor. Sizce bu doğru mu, nasıl yapılmalıydı? Ve sizce Sağlık Bakanı süreci doğru yönetti mi?

Salgının başından beri vakaların sayısı ile ilgili endişeler söz konusudur. Öncelikle sadece testi pozitif olan hastaların sayılması, benzer belirtiler olup aynı durumda olan hastaların testi pozitif gelmediği için bildirilen sayılar içinde bulunmaması hasta sayıları hakkında tartışma yaratmıştı ki daha sonra uygulanan testlerin güvenilirliğinin çok düşük olduğu ortaya çıktı. Daha sonra Bakanlık yalnızca semptomu olan yani hastalık ile ilgili yakınması olan kişilere Covid-19 testi yapılmasına karar verdi. Hemen ardından vaka ve hasta ayrımı gibi bir değerlendirme ortaya çıktı. Bu da Covid-19 salgınının boyutları ile ilgili sunulan verilerin güvenilirliğini ciddi şekilde sarstı.

Ülkeler salgınla mücadele konusunda farklı stratejiler izlediler ve bu stratejiler salgın ile mücadele konusunda başarının boyutunu belirlediler.

Covid-19 salgını ile ilgili kritik bir nokta çok sayıda belirtisiz kişinin toplum içinde bulunması ve hastalığı etraflarına bulaştırmasıdır. Eğer toplumda hareketlilik fazla ve korunma önlemlerine uyum da yeterli değilse bu durum hasta sayısının hızla artmasına neden olacaktır. Ben salgın yönetimi konusunda uzman değilim ama sürecin doğru yönetildiğini söylemek içimden gelmiyor.

Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) salgının yöneltilmesi ve genel sağlık sistemi hakkında eleştirileri vardı buna karşı siyasilerin TTB’nin kapatılmasına varacak söylemleri oldu. Bu durumu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk Tabipler Birliği tüm hekimlerin üye olduğu tabip odalarının çatısıdır. Yasayla kurulmuş bir kurumdur ve meslek örgütü olarak çok önemli bir rolü vardır. Ne yazık ki gerek hekimlerin büyük bir bölümü gerek farklı toplum kesimleri açısından polemik konusu olmaktan öteye geçememiştir. Bence burada hekimlerin sorumluluğu büyüktür ama her ne olursa olsun bir meslek grubunun üyesi olduğu meslek kuruluşunun kapatılması, o mesleği yapan kişiler açısından kabul edilemez olmalıdır.

Yorumlar kapalıdır.