Saray koalisyonu: Paramparça!

871

Sedat Peker’in bir aydır süren ifşaatları Saray rejiminin acıklı halini bir kez daha tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. İktidar içinde her türden suça, yolsuzluğa bulaşmış çıkar grupları, küçülen pastada paylarını koruyabilmek için birbirlerinin boğazına sarılmış haldeler. Bu açıklamaları yapan kişi ise, yakın zamana kadar Cumhur İttifakı için mitingler düzenleyen, etrafa tehditler savuran ve rejim tarafından el üstünde tutulan bir mafya lideri. Ekonomik kriz ve salgın karşısında toplumu yalnız bırakan, sadece bir avuç çıkar gurubuna hizmet eden Cumhur İttifakı’nın kara para ekonomisi ve mafyatik düzeni ülkenin ana gündemi haline gelmiş durumda.

Saray entrikaları içerisinde birbirlerinin kuyusunu kazmakla meşgul kliklerden oluşan Cumhur İttifakı, on milyonlarca kez izlenen videolar karşısında tatmin edici hiçbir yanıt üretemiyor. Ağar’dan Soylu’ya suçlamaların odağındaki kişiler, “Ben gidersem sizleri de götürürüm” şeklinde ortaklarına örtülü tehditler savuruyorlar. Uzun süre sessizliğini koruyan Erdoğan ise, meselenin bir uluslararası komplo olduğunu söylemekle yetiniyor.

Bu şartlar altında, milyarlarca dolarlık uyuşturucu trafiği, siyasi cinayetler, silah kaçakçılığı ve daha birçok iddia için hiçbir savcının harekete geçmemesi oldukça anlaşılır. Çünkü bütün bu iddiaların merkezinde Saray ve şürekâsı bulunuyor. Salgın yönetimi ve ekonomi politikalarıyla Saray iktidarının içinde bulunduğu ucube, çürümüş hal, toplumun en geniş kesimleri nezdinde çok daha açık bir hale gelmişti. Kara para ekonomisinin ve mafyatik düzenin ortaya saçılması ve hükümetin tüm bu konulardaki manidar sessizliği ise, çürümenin vardığı boyutu geniş yığınlar önünde berrak hale getirdi.

Ekonomik yıkımın sorumlusu, salgın yönetiminin “yalancı çobanı”, oligarşik ve mafyatik düzenin temsilcisi Saray ittifakının toplumsal desteği gerilemeye devam ediyor. Yeni cami açılışları, Kanal İstanbul çılgınlıkları, beka söylemleri, muhalefete dönük bitmeyen tehditler durumu tersine çeviremiyor. Tek Adam rejiminden hoşnutsuzluk her geçen gün artarken, AKP ve MHP’nin “yeni anayasa” çıkışları mevcut rejimin işlemediğinin birinci ağızdan itirafı oluyor. MHP mevcut rejimden de daha baskıcı bir yapı önerirken, AKP şimdilik muhalefet partilerini uzlaşma masasına çağırmakla yetiniyor.

Bütün bu tablo karşısında, Millet İttifakı partileri seçimlere endeksli, sözde “ılımlı” ve “sorumlu” çizgisinde ilerlemeyi sürdürüyor. Ortaya saçılan yolsuzluk ve ağır suç iddiaları karşısında toplumsal baskı oluşturmak, kamuoyunu harekete geçirmek yerine, erken seçim çağrısı yapmakla yetiniyor. Seçimler gerçekleşene kadar mevcut sefalet, baskı ve yağma düzeni karşısında ellerimizi kollarımızı bağlayıp sabırla beklememiz öğütleniyor. Seçimlerde muhalefetin olası bir zaferi karşısında mevcut sistemin nasıl değişeceğine dair birtakım soyut vaatler dışında bir yol haritası sunulmuyor.

Bugüne kadar emekçi halkın elde ettiği en küçük bir ekonomik veya demokratik kazanımın, siyaset sahnesinin tepesinde yaşanan çekişmelerden değil bizzat kitlelerin talepleri için seferber olması, harekete geçmesi sayesinde sağlandığını bir an için bile unutmayalım! Dolayısıyla, Tek Adam rejiminin çürümüşlüğü, muhalefet partilerinin sessizliği karşısında ihtiyacımız olan, emek örgütlerinin ve patronlardan bağımsız, emekten, ezilenlerden yana olan siyasi partilerin birleşik bir eylem programı etrafında bir araya gelmesi. İşçi sınıfının acil talepleri, demokratik haklarımız ve yolsuzlukla çete düzeninin derhal son bulması için sendikalar ve meslek örgütlerinin öncülüğünde sahici bir mücadele planı açıklanmalıdır. Sosyalist hareketin görevi de sendikal önderlikleri bu doğrultuda zorlamak olmalı. Birleşik bir eylem planı çerçevesinde mücadeleyi büyütebildiğimiz ölçüde mevcut burjuva ittifaklar karşısında emeğin gerçek alternatifini yükseltme şansını yakalayabileceğiz.

Yorumlar kapalıdır.