Suç rejiminin meyveleri

Birkaç aydır kamuoyunda kafa karışıklığı yaratan operasyonlara şahitlik ediyoruz. Tek Adam rejimiyle yakın ilişki içinde olan kişilerin de yargılananlar arasında yer alışı bu dosyaların niteliği üzerine birçok spekülasyon yapılmasına sebep oluyor. Mehmet Akif Ersoy ve Rasim Ozan Kütahyalı’nın isimleriyle anılan davalar da bu kapsamdadır.

Düne kadar rejimin medyadaki has elemanlarından olan Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy hakkında açılan davanın iddianamesi hazırlandı. Suç örgütü lideri olmakla suçlanan Ersoy’un yıllar boyu kapısını beklediği güç odakları tarafından gözden çıkarıldığı açık.

Ersoy’a yöneltilen suçlamalar basında çoğu kez “bir şahsın veya dar bir çevrenin yozlaşması, güç sarhoşluğuna kapılması” gibi sebebe değil sonuca odaklanan yavan kalıplarla işlendi.

Halbuki Tek Adam rejiminin karakteristik özelliklerinden biri de her düzeyde organize suç ile iç içe geçmiş oluşu. Rejimin çekirdeğinden köklenen bu özellik rejimin her kademesine sarmaşık gibi yayılıyor ve ondan nemalanmak için çeperinde konumlananları dahi sarmalıyor.

Rejimin asli mensupları zaten uzun zamandır dokunulmaz konumda ve kendileriyle ilgili herhangi bir tasarrufun mahkemelere değil Tek Adamın iki dudağı arasından çıkacak söze endeksli olduğu herkesin malumu. Hal böyle olunca rejimin o veya bu temsilcisiyle görece yakın ilişkiler içine giren her kesimden birçok insan kendisine dokunulmayacağı güvencesiyle kendi illegal düzenini kurmaya ve para, itibar, güç devşirmeye girişmiş durumda.

Yargıyı hem rejimin siyasi muhaliflerine hem iktidar bloku içindeki rakiplerine karşı kullanan egemenler, bu silahı akçeli işlerin organize edilmesinde, payların güç dengeleri uyarınca yeniden bölüşümünde de devreye sokabiliyor. Rasim Ozan Kütahyalı’nın çamur birikintisini andıran kariyerinin gölgesinde kalmış olsa da onun da aralarında bulunduğu 135 kişinin tutuklanmasına sebep olan operasyonun yasadışı bahis ve kara para alanını yok etmeyi değil yeniden yapılandırmayı hedeflediği şüphesiz.

Sonuç olarak, rejim güçleri kendileri ile bir düzeyde ilişkili kimseler aleyhinde hukukun olağan biçimde işlemesine müsaade ettiklerinde bunu adalet sağlamak amacıyla yapmıyor. Dolayısıyla “bu bakan mücadele ediyor”, “şu savcı cesurmuş”, “reis bahisçilere düşman” kabilinden naif değerlendirmeler yaşananları anlamaya yardım etmez. Ayrıca her operasyonun ardından kimin kime hangi amaçla hamle yaptığını anlamak için komplo teorilerine gömülmenin gereği de yoktur. Bu operasyonların rejim içi kliklerin birbirini yıpratma mücadelesinde başvurdukları birer saldırı olarak ya da çeşitli illegal ve legal sektörlerdeki rantın yeniden bölüştürülmesini hedefleyen müdahaleler olarak teşhis edilmesi; tüm bunların biz işçi ve emekçilere faydası dokunmayan, hak ve adaletle alakası olmayan bir itiş kakışın parçaları olarak görülmesi için yeter de artar.

Yorumlar kapalıdır.