Yemeksepeti’nde sendikalaşma deneyiminin öğrettikleri

184

Yemeksepeti’nde çalışan kuryeler ile depo işçilerinin sendikalaşma mücadelesi sürüyor. Türk-İş’e bağlı TÜMTİS’in Çalışma Bakanlığından aldığı yetkiye Yemeksepeti’nin gerçekleştirdiği itirazın ertesinde bütün depolarda işçilere dönük baskılar ile mobbingler özellikle yoğunlaştırılmış durumda: Gece vardiyaları sıklaştırıldı, mola süreleri düşürüldü, depo müdürlerinin tehditleri arttı ve hız baskısı hiç olmadığı kadar bütün kuryeler ile depo işçilerinin ensesinde. Bu çalışma rejimine muhalefet eden işçiler ise ya işten atılıyorlar ya da başka depolara sürgün ediliyorlar.

Yemeksepeti’nin market alışverişi hizmeti sunan uygulaması Banabi, Mart 2021 itibarıyla 29 şehirde yüzlerce depoya sahip olduğunu bildiğimiz bir teslimat şirketi. Yemeksepeti CEO’su Nevzat Aydın “2020 yılı içinde 5 bin yeni işçi istihdam ettiklerini, toplam çalışan sayısının 8 bine çıktığını” söylüyor. Firmanın 2021 hedefi, bünyesindeki işçi sayısını 12 bine çıkarmak. Hatırlamakta fayda var: Yemeksepeti 2015’te 589 milyon dolara Alman menşeli Delivery Hero (DH) tekeli tarafından satın alınmıştı. DH yaklaşık 50 ülkede faaliyet gösteriyor. Şirket 2020 raporunda, uluslararası çapta çalışanlarının yalnızca yüzde 6’sının toplu iş sözleşmesi hakkına sahip olmasıyla övünüyor.

Yemeksepeti bugüne dek işçilerin sendikalı olmasının önüne geçebilmek için birkaç temel adım attı. Bu adımları şöyle sıralayabiliriz: 1) İlk olarak binlerce kurye ile depo işçisinin işkolu değiştirildi. Böylece bu işçilerin e-devlet üzerinden kendi sektörlerinde bulunan sendikalara üye olmalarının önüne geçilmek istendi. 2) Çalışma Bakanlığı TÜMTİS’i yetkili sendika olarak belirlemiş olmasına ve TÜMTİS’e yetki vermiş olmasına rağmen, şirket bu yetkiye itiraz etti ve dava açtı. 3) Sendikalı öncü işçiler işten atıldı ve birçok depoda da atılmak istendi. 4) Depolarda işçiler ile kuryeleri istifaya zorlamak için yıpratıcı bir yoğun baskı politikası benimsendi. 5) Bu istifa baskısının neticesinde depolara esnaf kuryeler alınmak istendi. Bu esnaf kuryeler ilgili firmalardan kiralandığı için Yemeksepeti onların resmi işvereni olarak gözükmüyor ve bu esnaf kuryeler işçi statüsünde gözükmedikleri için şirketin onlara, işçilerin anayasal haklarını (sigorta ve sendika gibi) tanıması gerekmiyor.

Yemeksepeti’ndeki sendikalaşma deneyiminin önemli bir yönü, bu alanda bir ilk olması. Telefon uygulamaları ve internet tabanlı sipariş ve teslimat sektörü, özellikle pandemiyle birlikte oldukça büyüyüp kârlı bir sektör halini alırken ve sermayedarları zenginleştirirken, bu sektörde çalışan işçiler en temel sosyal haklarından mahrum bırakıldılar. Hız baskısı altında sadece 2020’de 189 kurye öldü. Yüzlercesi yaralandı. Düşük ücretler, uzun mesai saatleri, sayısız hak ihlali ve baskılar da cabası.

Yemeksepeti işçilerinin bütün engellere ve tehditlere rağmen sendikalaşmak için gösterdikleri inatçı irade, onların bu köleci çalışma rejimine karşı duydukları öfkenin bir yansıması olarak okunmalı. Yemeksepeti’nin baskı, sefalet ve mobbing politikaları işçilerin sendika talebi etrafında seferber olmalarını kırmaya adanmış vaziyette. Yemeksepeti işçilerinin bu seferberliğinin şirket politikaları karşısında korunabilmesi için bütün emek örgütleri depo işçileri ile kuryeleri merkezine alan bir dayanışma örgütlemeli. İşçilerin en temel talepleri sendikanın yetkisinin tanınması, işten atmaların sonlanması ve bütün mobbingler ile baskılara son verilmesi. Bize düşen de dayanışmayı güçlendirmek ve mücadeleleri birleştirerek bağımsız bir işçi-emekçi kutbu yaratmak için harekete geçmek.

Yorumlar kapalıdır.