Sendikalar ve siyaset

265

Ekonomik krizin iyiden iyiye derinleştiği ve emekçi kitlelerin yoksulluğunun artık tahammül edilemez hale geldiği bu dönemde, işçiler için ücret ve sosyal haklar konusu artık bir sendikal sorun olmaktan çıkmış ve tamamen bir siyasal sorun haline dönüşmüş durumda. Çünkü karşı karşıya olduğumuz, kapitalist ekonomide zaman zaman görülen geçici bir kriz değil, hükümetin ve onun çevresinde çeteleşmiş olan burjuvazinin emekçi halk üzerindeki azgın sömürü ve talan saldırısının sonucunda tetiklenmiş bir buhran. Bu nedenle de işçiler için üzerilerindeki bu saldırıya karşı mücadele edebilmenin yolu, salt sendikal bir mücadele olmanın ötesine geçmiş durumda. Yani yoksulluğa ve açlığa karşı direnebilmek, bu hükümetten kurtulabilmekle mümkün.

Gerçi Tek Adam rejiminin doğurduğu çelişkiler bizzat kendisinin içinde de sarsıntılar yaratıyor, ama bu durum hükümetin kendiliğinden düşeceği ve değişeceği anlamına gelmiyor. Muhalefet kanadını oluşturan Millet İttifakı, HDP ve diğer küçüklü büyüklü partiler, AKP-MHP ittifakının anketlerdeki hızlı gerileyişini de dikkate alarak hemen bir seçim talep ediyorlar. Ülkenin içine sürüklendiği yıkımdan ancak başında RTE’nin bulunmadığı bir iktidarla kurtulabileceğini söylüyorlar.

Muhalefetin ana parlamenter gövdesi, Millet İttifakı (CHP+İYİP) ve onun etrafında toplanmış partilerden oluşuyor gibi görünüyor. Öte yandan Millet İttifakı’na kabul edilmeyen HDP ile bazı sol partilerden oluşabilecek bir üçüncü ittifaktan da söz ediliyor. Bunlara ilişkin değerlendirmelerimizi gazetemizin diğer yazılarında dile getiriyoruz. Ama burada dikkati çekmek istediğimiz, sendikalardan bu konuda bir ses çıkmadığı.

Sendikal çevrelerde, sendikaların sadece ekonomik mücadele verdiği ve siyasete karışmaması gerektiği yolunda bir anlayış var. Hatta Türk-İş on yıllar önce “partiler üstü siyaset” gibisinden son derece ilkel, hayata uymayan ve işçileri patron hükümetlerinin saldırıları karşısında yalnız bırakan bir ilkeyi sahiplenmişti. Oysa bu anlayış tamamen yanlıştır. Zira işçi ve emekçi sınıfların ekonomik ve sosyal hakları aynı zamanda güçlü bir siyasal mücadeleyi gerektiriyor.

Üstelik baş tarafta da söylediğimiz gibi, bugün açlığa sürüklenen emekçi halkın hakları ve çıkarları Tek Adam yönetimine karşı verilmesi gereken siyasal bir mücadeleye dönüşmüş durumda. Dolayısıyla pek çok sendikanın, başlarındaki bürokrasiler aracılığıyla siyasal mücadelen uzak tutulmakta oluşu, işçi sınıfını patron partilerinin eline ve kaderine teslim etmekten başka bir anlam taşımıyor.

Oysa bugün yoksulluğun ve açlığın en derinliklerine itilen halk kesimi; alım gücü günbegün eriyen ücretleriyle geçinmeye çalışan, zamların ve vergilerin altında ezilen, sendikalaşma ve toplu sözleşme hakları patronların ve hükümetin ayakları altında ezilen işçilerden ve emekçilerden oluşuyor. Onları bu konularda aydınlatacak, birleştirecek ve iktidara karşı seferber edecek güçlerin başında da sendikalar geliyor. Ama görünen o ki, özellikle büyük sendikaların çoğunun yöneticileri başka tarafa bakıyorlar, böylece temsil etmek durumunda oldukları sınıfa karşı ağır bir suç işlemiş oluyorlar. Dolayısıyla bir yandan sendika yönetimlerini Tek Adam rejimine karşı işçi sınıfının haklarının ve taleplerinin savunusu doğrultusunda siyasal alanda harekete çağırmalı ve zorlamalıyız. Diğer yandan da kendi temsilcilik, komite, parti, dernek vs. örgütlenmelerimizle siyasal mücadelenin içinde yer almalıyız.

Yorumlar kapalıdır.