Hayat pahalılığına karşı, insan onuruna yaraşır bir ücret için!

205

2022 asgari ücret tartışmaları bu yıl ekonomik kriz, artan yoksulluk ve pahalılık karşısında geçmiş yıllara nazaran daha erken başladı. Dile kolay, sabahtan akşama artan fiyatlar karşısında eriyen, yok olan ücretler ve değersizleşen emeğimiz söz konusu.

Patron örgütlerinden medyaya yüksek bir asgari ücret zammı beklentisi söz konusu. Yüzde 40-50 zam oranları konuşuluyor. İktidar “mandacı iktisatçılar karşısında işçimi ezdirmem” naraları atıyor, bunu bir kurtuluş savaşına benzeterek topu süngüyü kuşanın, biraz daha çile çekin, ha gayret diyor. Sanki ücretler kendi kendine erimeye başlamış, tüm kaynaklar patronlara peşkeş çekilmemiş, ekonomik ve siyasi beceriksizlik ansızın ülkenin üstüne çöreklenmiş gibi. Dış mihrak ezberi tutmayınca birkaç marketin fahiş fiyat oyununa çevrilen hamaset, şimdi de kriz karşısında milli birlik ve beraberlik anlatısına dönüşüyor.

Yüksek zamlara hiçbir emekçi hayır demez. Derhal yapılsın! Ancak asgari ücretin kendisi ve geldiği nokta başlı başına Türkiye’deki tüm emekçilerin sorunu. Döviz kriziyle Türkiye, Avrupa’da asgari ücretin en düşük olduğu iki ülkeden biri, 2010’dan bu yana asgari ücretin en çok gerilediği ülke oldu. Dolayısıyla enflasyon artmaya devam ettikçe, ücretimiz gün be gün eridikçe bu zam anlamını yitirecek; peki insanca bir ücret ve yaşam sürmenin garantisi bu durumda kim olacak?

Asgari ücret genel ücret

DİSK-AR tarafından yapılan bir araştırmaya göre, “Türkiye’de asgari ücretin yüzde 10 fazlası ve altında ücretle çalışanların oranı yüzde 57” olarak açıklanmaktadır. Yani çalışanların çoğu asgari ücret civarında maaş alıyor. Türkiye’de 2013 yılında ortalama maaş asgari ücretin yaklaşık iki katıyken, bu oran 1,3’e düştü. Özellikle düşük sendikalılık oranına sahip özel sektörde tüm ücret artışları resmi enflasyona bakılarak belirleniyor. Tek başına gıda enflasyonunun yüzde 35-40 bandında olduğu bir tabloda resmi enflasyon baz alınmamalıdır.

Asgari ücret enflasyonun üzerinde zamlanırken, diğer işçi ve memurların genellikle enflasyon civarında zam alması ise onların maaşını asgari ücrete yaklaştırıyor. Yani asgari ücret artışı, fiili bir ücret artışından çok Türkiye işçi sınıfının ortalama gelirini aşağı çekmeye yarayan bir araca dönüşüyor. Tam da bu nedenle mesele tek başına asgari ücretin değil, genel ücretlerin artışıdır.

Asgari ücret ne olmalı, nasıl yapılmalı?

Tüm bu tartışmanın temel belirleyeni işçi sınıfının patronlar karşısındaki pazarlık gücüne, yani örgütlü mücadelesine dayanmaması. Zira asgari ücret masasında oturan veya açıklamalarını belirten sendikaların hükümleri mevcut durumda geçersiz, zira asgari ücreti hükümet belirliyor. Muhtemel beklentileri de iktidarın eriyen oy kaybı, ülkeyi enkaza çeviren yağma ve talan politikalarındaki ısrarı ve artan toplumsal öfke gibi dinamikler belirliyor. Hatta aynı masada şu an işveren örgütleri de asgari ücretteki vergiden muaf tutulma yönündeki beklentilerini dile getiriyor. Masada işçileri temsil eden Türk-İş ise bu konuda temenni ötesine geçmeyen bir açıklama yaparak hiçbir somut talep ortaya koymuyor. Bu nedenle içerisinden geçmekte olduğumuz süreç işçi sınıfı ve tüm ezilenleri temsil edebilecek bir emek ittifakının mevcudiyetini zorunlu kılmakta. Bu ittifak hem ücretimizi hem de insanlık onurumuzu savunacak tek garantimiz olacak.

Yorumlar kapalıdır.