Bütçe açık verdikçe özelleştirmeler hızlanıyor
Hazine ve Maliye Bakanlığının açıkladığı Ocak 2026 bütçe gerçekleşme rakamları ile hemen öncesinde Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından açıklanan 2026 Yılı Performans Programı, kaynakların birbirini tamamlayacak şekilde sermayeye akışının bir planı niteliğinde. Ortaya konan rakamlar ve alınan kararlar devasa bir servet transferini gözler önüne seriyor. Bütçe açık veriyor ve bu açık, emekçilerin cebinden çıkan vergilerle finanse edilen kamu kaynaklarının sermayeye peşkeş çekilmesinin bir manivelası olarak kullanılıyor.
Vergilerimiz hizmete değil, tefeciye akıyor
2026 Ocak ayında merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 635,8 milyar TL, bütçe gelirleri 1 trilyon 421,2 milyar TL ve bütçe açığı 214,5 milyar TL olarak gerçekleşti. Gider içindeki en büyük kalem olan faiz giderlerinin toplam tutarı ise 456,4 milyar TL. Yani sadece ocak ayında 456,4 milyar TL faiz için harcandı. Tablo, kaynağın nerelere aktığını bize anlatıyor. İşçiye, memura, emekliye gelince kapanan devlet kasaları, yerli ve yabancı tefecilere, finans kapitalin temsilcilerine sonuna kadar açılmakta. Halkın tüketiminden dolaylı, ücretinden ise doğrudan kesilen vergiler, kamu hizmetine veya üretime değil devlet tahvilleri üzerinden finansal sermayeye akmakta. Faiz gideri olmasaydı bütçe fazla verecekti. Vergi toplama konusunda son derece ince eğirip sık dokuyan Maliye Bakanlığı, devasa faiz gideriyle açık vermekten kurtulamadı. Sadece ocak ayı faiz ödemesinin büyüklüğünü şöyle bir örnekle anlaşılır kılabiliriz: 2025 yılının son çeyreğinde (ekim, kasım, aralık ayları) ödenen toplam faiz gideri 394 milyar TL idi.
İşte tam bu noktada, bizzat iktidarın kendi ekonomi politikalarıyla yaratılan bu bütçe açığı, yeni bir yağma dalgasının bahanesi haline getiriliyor. 2026 Yılı Performans Programı ve Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında devreye sokulan özelleştirme planları, devletin elinde kalan son kamusal tapuların da masaya sürüldüğünü gösteriyor. Programda “kamuya gelir elde etmek” ve “verimlilik” gibi gerekçelerle ambalajlanan özelleştirmelerin 2026 için toplam hedefi 4,5 milyar dolar. Son on yılda yapılan özelleştirmelerin geliri yıl başına ortalama 1,7 milyar dolar iken tek bir yılda 4,5 milyar dolar hedefi ciddi bir artış anlamına geliyor.
Satılan geleceğimizdir
Özelleştirme tezgâhına sürülenler arasında halkın en temel ihtiyacı olan ucuz enerjinin garantisi olması gereken elektrik üretim tesisleri ve enerji altyapısı (Tekirdağ A ve B Doğalgaz Kombine Çevrim Santralleri, iki HES ve Bozcaada Rüzgâr Enerji Santrali) var. Türkiye Elektrik İletim AŞ’nin (TEİAŞ) halka arzı da plana dahil edilmiş durumda. Ülkenin dışa açılan kapıları ve lojistik damarları olan kârlı limanlar, maden sahaları ve devasa rant potansiyeli taşıyan kupon Hazine arazileri bulunuyor. Bunun dışında devlete ait tüm otoyollar, köprüler, çevre otoyolları ve bağlantı yolları üzerinde bulunan bakım ve işletme tesisleri, hizmet tesisleri ve yük aktarma merkezi gibi diğer mal ve hizmet üretim birimleri ve yedieminlik faaliyetleri…
Enerji sektöründeki tasfiye, emekçinin faturasına yansıyacak daha fazla karanlık ve zam anlamına geleceği gibi, limanların ve lojistik tesislerin yerli-yabancı tekellere satışı, dışa bağımlılığın ve sömürünün tahkimi anlamına gelecektir. Hazine arazilerinin haraç mezat elden çıkarılması ise, kentsel rantın inşaat oligarşisine altın tepside sunulmasıdır.
Bütçe açığını sadece muhasebesel bir eksi bakiye olarak göremeyiz. Yeni vergi artışlarına, kamu kaynaklarının fütursuzca yağmalanmasına zemin hazırlayan bu mekanizma, üretilen zenginliğin emperyalist ülkelere akmasını sağlayan bir çarktır. 2026 bütçesi ve özelleştirme planları, üretenin yoksullaştığı, rantiyenin ise devlet eliyle beslendiği sistemin artarak devamını öngörüyor.
Bu tablo karşısında, “bütçe disiplini” adı altında köprülerin satışına ve kemer sıkma politikalarına karşı çıkmak sadece bir ekonomik talep değil, bir varoluş mücadelesidir. Kaynak vardır; fakat bilinçli olarak sermayeye akmaktadır. Değil özelleştirme yapmak, yap-işlet-devret usulü yapılmış tüm projelerin tazminatsız kamulaştırılmasını talep ediyoruz. Satılan her şey geleceğimizden sermayeye aktarılmış bir parçadır. Emekten yana bir bütçe için sadece faiz ödemeleri değil tüm dış borç ödemeleri durdurulsun diyoruz. Bu ülkenin hiçbir zenginliği dünya finans sermayesine akmamalı.
Yorumlar kapalıdır.