CHP’ye mutlak butlan kelepçesi: Nasıl ve neden? Sonuçlar ve olasılıklar

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesinin temel nedenlerinden biri Erdoğan’ın normal koşullarda kendi öz gücüyle seçim kazanma ve iktidarda kalma imkanlarının daralmasıydı. Nitekim 7 Haziran 2015 seçimleri bunun ilk işaretini sundu. AKP meclis çoğunluğunu yitirerek tek başına iktidar olma imkanını yitirdi. Bu yenilginin üç nedeni vardı: Birinci olarak AKP’nin Fethullah Gülen hareketiyle uzun yıllara yayılan rejim içi işbirliğinin dağılması ve bu ittifakın bir askeri darbe girişimine gidecek oranda bir devlet içi savaşa sahne olmasıydı. Bir diğer neden iktidarın giderek yoğunlaşan antidemokratik uygulamalarına ve ekonomik krize karşı Gezi Parkı ile açığa çıkan demokratik halk hareketleriydi. Bunlar AKP için 7 Haziran seçim yenilgisinin altyapısını hazırlayan ekonomik, politik ve toplumsal faktörlerdi. Çözüm sürecinin çökmesi, 2007-8 dünya ekonomik krizinin birikimli şekilde tetiklediği Arap isyanlarının geniş Ortadoğu coğrafyasında ortaya çıkardığı yeni denge ve gelişmeler iç siyasete eklenen dış dinamikler olarak AKP’nin yenilgisinin temelini oluşturdu. 

Tek adam rejimi nasıl kuruldu?

AKP içinden ve çeşitli büyük sermaye kesimlerinden 7 Haziran yenilgisinin ardından bir AKP-CHP koalisyon hükümeti önerileri dahi yükseldi. Dönemin AKP’li başbakanı Davutoğlu bu talebi sahiplendiğini açık olarak gösterdi. Bahçeli’nin önerisiyse AKP’nin yüzde 13,5 oy oranına ulaşan HDP ile hükümeti kurmasıydı. Kuşkusuz bu öneri çözüm sürecine ve Kürt siyasi hareketine cepheden karşı duran Devlet Bahçeli’nin Erdoğan’a yönelik eleştirisinin bir ifadesiydi. O yıllarda Erdoğan-AKP ve Demirtaş-HDP Bahçeli için en önemli siyasi hasım durumundaydı. Buna mukabil Bahçeli Kılıçdaroğlu’nun başbakanın Bahçeli olacağı bir CHP-MHP ittifakı teklifine de yanaşmadı. Sonuç olarak Erdoğan’ın 7 Haziran yenilgisine verdiği yanıt MHP ile yeni bir siyasi ittifak kurarak ülkeyi bir demir yumrukla yönetmeye yönelmek oldu. Erdoğan-Bahçeli ittifakı ilk meyvesini 1 Kasım 2025 seçimlerinde verdi. Haziran-Kasım 2015 arası beş ayda Kürt siyasi hareketi ve toplumsal muhalefet baskı ve şiddetle ezildi. Sonraki on yılı belirleyecek Cumhur İttifakı iktidar dönemi bu şekilde başladı. Tek adam rejimi çözüm sürecinin bitirilmesi ve Kürt siyasi hareketinin ezilmesi üzerine inşa olmuştu. Bugün Tek Adam rejimi ömrünü uzatabilmek için Öcalan açılımıyla, Kürt siyasi hareketinin “meşruiyetinin” devletçe tanınmasıyla ve yeni bir çözüm süreciyle yol almaya çalışıyor. Amaç ittifakı genişleterek iktidarda kalmak. Bu tablo rejim içi ve karşıtı kesimlerin, ittifakların nasıl sürekli yer değiştirdiğini ve değiştirebileceğini de göstermekte. Mutlak butlan kararı da bunun bir yansıması olarak görülmeli.

Devlet gücüne rağmen önlenemeyen yenilgiler

AKP-MHP ittifakına rağmen Erdoğan için her bir seçim bütün devlet gücünü arkasına almasına ve muhalefet aleyhine tüm eşitsizliklere rağmen ancak bıçak sırtı sonuçlar üzerinden kazanılabildi. Tek adam rejimine geçiş referandumunun ancak mühürsüz 2,5 milyon oy pusulasının geçerli sayılmasıyla kazanılması da toplum çoğunluğunun Erdoğan’ı ve Cumhur İttifakını siyaseten reddettiğinin, AKP’nin sosyolojik destek tabanının partiyi ve lideri giderek terk ettiğinin bir göstergesiydi. Tek adam rejimine geçiş bu değişim talebinin sandıkta tecelli etmesini engellemeye yönelik bir hamleydi. Rejimin yüzde 50 başkanlık seçimine bağlanması görece küçük partileri Cumhur İttifakı içinde erimek zorunda bırakan bir siyasi kapana dönüştürüldü. Yeni rejim yutulamayan kimi küçük partilerin etkisinin iyice sınırlanmasına yol açtı. Bütün bu sistem mühendisliğine ve güce rağmen 2019 yerel seçimlerinde iktidar İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerini en büyük rakibi CHP adaylarına karşı kaybetti. Tek Adam rejimi açısından bu seçim yenilgisi önemli bir milat oldu. Mutlak butlan kararına yönelik süreç de böylece şekillenmeye başladı. 2024 yerel seçimlerinde iktidarın neredeyse tüm büyük ve önemli belediyeleri üstelik tarihi farklarla kaybetmesi mutlak butlan kararını Cumhur İttifakı için köprüden önce son çıkış haline getirdi.

Özellikle Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın İstanbul ve Ankara’ yı ikinci kez ve tarihi farklarla kazanması, her ikisinin de olası bir cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın önünde gözükmesi iktidar için alarm zillerini çaldırdı. Nitekim 21 Mayıs mutlak butlan kararı öncesi ilk hamle İmamoğlu’nun olası bir cumhurbaşkanlığı adaylığını kesecek şekilde diplomasının iptali ve ardından 19 Mart 2025 tarihinde yolsuzluk, rüşvet, casusluk gibi çok sayıda konuda suçlanarak tutuklanmasıyla gelmişti. İmamoğlu’yla birlikte çok sayıda CHP’li belediyeye kayyum atandı, belediye başkanları ve yöneticileri tutuklandı. Mansur Yavaş ve Ankara Büyükşehir Belediyesi için de benzer şekilde soruşturma ve iddianameler gündeme getirildi. İmamoğlu’nun başına gelenlerin Yavaş’ın da başına gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Bununla birlikte dört bin sayfaya yaklaşan İBB iddianamesine rağmen Silivri’de ikinci ayına yaklaşan duruşmalarda iktidarın aradığını bulamadığı, gizli tanıkların ve itirafçıların birer ikişer tersi ifadeler vermesiyle davanın şimdiden çöktüğü ortada. Tam da bu nedenle mutlak butlan kararı iktidar için kaçınılmaz bir ileri hamle olarak gündeme geldi.

Mutlak butlan kararı: Beştepe’nin çıkış arayışı

Son on yılın siyasi gelişmelerinin de gösterdiği üzere CHP’ye yönelik mutlak butlan kararı esasında Cumhur İttifakı’nın sandık yoluyla ve halk iradesiyle iktidarda kalamayacaklarını, iktidar olmak için gerekli seçmen desteğini yitirdiklerini ilan etmek anlamına gelmekte. Bu anlamıyla mutlak butlan kararı iktidarın, en azından şu aşamada, sandığı ve seçimleri ortadan kaldıramadığı için İmamoğlu örneğinde olduğu gibi, müstakbel yeni iktidar adaylarını ve CHP örneğinde olduğu gibi artık birinci parti haline gelmiş siyasi oluşumları, anayasayı ve yasaları tanımayarak, yargıyı siyasi müdahaleleri için bir araç haline getirerek, diskalifiye etme girişimidir. İktidar istediği sonucu alana dek durmayacak, sonuna kadar gidecektir. İktidarın beklentisi mutlak butlan kararıyla CHP’nin iç parçalanma yaşaması, genel muhalefetin dağılması, muhalefette genel bir umutsuzluk ve moral yıkımın egemen olmasıdır. Mutlak butlan kararı bunu sağlamazsa CHP’nin kapatılmasının, başta Özgür Özel olmak üzere siyasi yasakların hatta yeni tutuklamaların gündeme geleceği kesindir. Olayların akışı iktidar tarafında bu adımların atılmasını ve sonuç alınamadıkça elin yükseltileceğini göstermektedir. Bu noktada bu siyasal ve yargısal müdahalelerin sadece CHP ve yönetimiyle sınırlı kalmayacağını, ortaya çıkacak olası büyük muhalefet boşluğunu doldurabilecek diğer bütün aday ve partilere de yöneleceğini öngörmek gerekir.  

Kapitalist emperyalist sistemin yeni normali, Bonapartizmler…

Bu noktada burjuva demokrasisindeki bu aşınmanın, Bonapartizme ve faşizan yönetimlere yönelimin doğrudan kapitalist emperyalist sistemin neredeyse 20 yıldır aşamadığı derin ekonomik ve siyasi krizin bir çıktısı olduğu unutulmamalıdır. Trump ve Erdoğan’ı yaratan ve büyük bir uyum ve işbirliği içinde hareket ettiren de kapitalist emperyalist sistemin çürümesine finans kapitalin ürettiği bir yanıttır. Kapitalist sistemi kurtarma adına dünyanın benzeri her ülkesinde işçi sınıfı ve emekçi halklar hem ekonomik hem politik hem de sosyal açıdan tamamen iktidarsız kılınmak istenmekte, krizin tüm faturası emekçilere ve ezilenlere ödetilmek istenmektedir. Mutlak butlan kararı büyük sermayenin bir kesimi adına Türkiye kapitalizminin siyasi ve ekonomik krizinin çözümünün bir parçasıdır. Savunma ve enerji sanayinden finans kapitale uzanan bu ortaklık zemininin temel amacı işçi sınıfını, emekçi halkı ve ezilenleri baskı ve şiddetle kontrol eden Tek Adam rejimini bir arada tutmak ve yaşatmaktır. 

Yozlaşmış burjuva siyasetin kurtarıcılığına soyunmak: CHP’nin çıkmazı

Bu nokta aynı zamanda CHP’nin sınıfsal zayıf yanıdır. CHP yasama, yürütme ve yargı temelli güçler ayrılığı, seçme ve seçilme hakkı, denge ve denetim, anayasa ve yasaların bağlayıcılığı gibi burjuva demokrasisinin kural ve kurumlarını savunurken kapitalizmin yarattığı ağır ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin siyasal demokratik haklarla olan ayrılmaz bağını kendi burjuva sınıfsal niteliği gereği krizin emekçiler lehine çözümü yönünde kurmamakta. Dolayısıyla AKP ile CHP arasındaki fark emekçiler ve ezilenler gözünde inançlar, ideolojik ve kültürel fark tercihleri sınırlarına hapsolmaktadır. Ülke muhalefetinin en geniş kesimlerinin karşı olmasına rağmen Tek Adam rejiminin varlığını sürdürebilmesi, AKP’nin bunca ekonomik ve demokratik yıkıma rağmen halen ilk iki partiden biri görünebilmesi, sorunların çözümünde toplumun halen hatırı sayılır bir kesiminin iktidara paye verebilmesi siyasal demokrasi mücadelesiyle ekonomik hakların ayrılmaz bir şekilde aynı program ve mücadele içinde bir arada verilememesinden kaynaklanıyor. Yozlaşmış burjuva siyasetin eski “görkemli” günlerine dönme ihtimali yok. 

Rejimin güçlendirilmiş parlamenter bir sistemle kurtulacağını sanmak artık ayyuka çıkmış çoklu kriz koşullarında aynı Yukarı Bakma (Don’t Look Up) filminde olduğu gibi dünyayı yok edecek bir kuyruklu yıldız yeryüzüne yaklaşırken onu yok saymak kadar biçare bir tutum olabilir. İki çözüm yok: Çözüm ya sermaye adına ya emek adına olacak! Çıkış ya sermayenin öncelik ve çıkarlarına göre ya en geniş halk kesimlerinin, toplumun çoğunluğunun en acil ve temel ekonomik ve demokratik ihtiyaçları yönünde olacak. Arası numarası yapanlar ya da böyle bir seçeneğin gerçekten olduğunu sananlar hem kendilerine hem topluma kaybettirecekler.

Sola ve emek hareketine düşen görev ve sorumluluk

Butlan kararı sonrası siyasi sürecin kendi iç mantığı gereği baskın bir seçimle devam etmesi ihtimal dahilinde. Eğer iktidar seçimler için iki yıl beklerse -yeni adımlarla CHP’yi kapatmak, olası yeni parti kuruluşunu engellemek, diğer muhalefet odaklarının yeniden yapılanma içine girmesini engellemek, Mansur Yavaş dahil diğer adayları da seçime sokmamak gibi planları yoksa- butlan kararının siyasi getirisi eriyebilir. Bu senaryoda Kılıçdaroğlu ve destekçisi milletvekilleri erken seçim için gereken oyu tamamlayabilir ya da seçim öncesi mecliste Erdoğan’ın önünü açacak ve tek adam rejimini tahkim edecek 400 milletvekiliyle yeni bir anayasa süreci gündeme getirilebilir. Lakin mevcut ekonomik koşullarda bu hamleler çok riskli ve hepsi geri de tepebilir. Bu durumda CHP’ye kayyum adımıyla birlikte iktidarın hızla Öcalan açılımında adımlar atması, bir demokratik gericilik parantezi açması, eldeki tüm kaynakları yakmak pahasına seçim musluğunu açarak ekonomiyi ve toplumu manipüle edecek şekilde görece bir rahatlık oluşturması gerekir. Ya da zamanın kendi lehine sonuçlar üretmesini bekleyerek, Erdoğan’ın adaylığını garanti alacak şekilde, seçimler için son tarihe kadar devam edebilir.

Hangi yol izlenecek? Kilit nasıl açılacak? Kuşkusuz iktidarın ne yapacağından önce ve esas olarak cevap CHP yönetiminin ortaya koyacağı dirence ve toplumsal muhalefetin seferberlik düzeyine bağlı olarak şekillenecek. 

En önemli belirleyen ise sol/sosyalist ve emek hareketinin izleyeceği çizgi olacaktır. Mayıs 2023 seçimlerinde olduğu gibi sınıf bağımsızlığını ve programını askıya alan ve erteleyen tutumlar tekrarlanmamalıdır. “AKP gitsin de nasıl giderse gitsin” bir politika değildir. Siyasi demokrasi hattının savunusu ancak emekçilerin seferberliğiyle korunabilir. Ama emekçiler boşlukta seferber olamaz. Kendi sınıfsal çıkarlarıyla bütünlük içermeyen, sınıfsal içeriğinden boşaltılmış bir genel demokrasi söylemiyle hareket edemez. Seferberliğin bir ittifak zeminine ve acil talepler programına ihtiyaç vardır. Bu ittifak zemini emek ittifakıdır. Emek ittifakı rejimin sadece siyasi değil ekonomi politikalarını da reddeden, sermaye adına rejimde konsolidasyona karşı olduğu kadar rejimde sermaye adına düzeltmelerle de (güçlendirilmiş parlamenter rejim, yarı başkanlık vb.) yetinmeyen emek ve özgürlük eksenli bir politik hattın savunusunu rehber edinmelidir.

Emek ittifakında iki temel acil talep öne çıkarılmalıdır: 

Bir; tüm hak ve özgürlükleri teminat altına alacak şekilde siyasi demokrasinin tesis edilmesi talebidir: Demokrasi için emekçilerin seferberliği! Bu talebin başlangıç noktası mutlak butlanın reddedilmesi, kayyum siyasetine son verilmesi, belediye başkanlarını görevine iadesi ve politik tutsakların ayrımsız özgürlüğüne kavuşmasıdır.

İki; kapitalist burjuva yozlaşmaya karşı emekçilerin öncülüğünde düzenin yeniden inşası: Eşitlik ve hakça paylaşım için Emekçiler Yönetmeli! Bu talebin başlangıç noktası kaynakların emekçiler için harcanması, hayat pahalılığına son verilmesi için tüm ücretlerin yoksulluk sınırı üzerine çıkarılması, bir soygun düzenine dönen faiz ve yap işlet devret modelinin sona erdirilerek tümünün kamulaştırılması, işçi yönetimi ve denetiminin tüm işyerlerinde, okullarda, sendikalarda iş ve emek örgütlerinde ve hayatın tüm alanlarına uygulanmasıdır.

Yorumlar kapalıdır.