NATO bizi neye karşı korur?
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü ya da bilinen adıyla NATO’nun 2026 zirvesinin 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek olması ve bölgemizdeki savaşlar bu askeri ittifaka dair tartışmaların yeniden gündeme gelmesine yol açtı. NATO, kurulduğu tarihten bu yana kendisini bir “savunma” örgütü olarak sunageldi. Yani NATO üyesi ülkelere yönelik herhangi bir saldırı durumunda diğer üye ülkeler saldırıya uğrayan ülkenin yanında yer almak durumunda. Fakat NATO’nun varlık sebebi, örgütün kendisini sunduğu kadar masum değil.
1949 yılında kurulan NATO’nun amacı 2. Dünya Savaşı sonrası sayısı giderek artan işçi devletlerine (öncelikle Sovyetler Birliği) ve yükselen emek hareketine karşı bir set çekmekti. Bir başka deyişle, bu askeri ittifakın temel hedefi ABD ve Avrupa sermayesinin çıkarlarının “savunulmasıydı”. Bu hedef doğrultusunda NATO’ya katılan Türkiye’nin bu karşıdevrim örgütüne katılmasının ilk bedeli, Kore’ye gönderilen 15 bin asker ve ölen 700’den fazla vatandaşımız olmuştu. Soğuk Savaş döneminde ise Türkiye toprakları ABD emperyalizminin Sovyetler Birliği’ne karşı adeta bir füze rampası işlevini gördü. Bu süreçlerde Türkiyeli emekçilerin fikirlerinin sorulması bir yana emekçilerden her şey gizleniyordu. Örneğin Türkiyeli emekçiler İncirlik NATO üssünde Jüpiter nükleer füzesinin yer aldığından 1962 Küba krizinden yaklaşık 40 yıl sonra haberdar oldu. Devam eden yıllarda Türkiye Körfez Savaşı’nda, Afganistan’ın ABD tarafından işgalinde ve Suriye’ye emperyalist müdahale vb. hadiselerde İncirlik ve Kürecik gibi üsler aracılığıyla bu karşıdevrim örgütünün parçası olmayı sürdürdü.
NATO, Sovyetler Birliği dağılana kadar bir soğuk savaş ittifakı görevini üstlenmişti. Bu örgütün günümüzdeki işlevi ise Rusya ve Çin’e karşı ABD ve AB emperyalizmlerinin çıkarlarını “savunmak” olarak tarif edilebilir. Bunun yanında Gazze’de devam eden soykırım doğrudan bir NATO operasyonu olmasa da İsrail’e en çok silah satan ABD, Almanya vb. ülkeler NATO’nun da başını çekiyor. ABD’nin İran’a yönelik başlattığı emperyalist saldırının istediği gibi devam etmemesi üzerine yine NATO’yu desteğe çağırması bu örgütün varlık sebebini ortaya koyan bir gelişmeydi. Trump’ın aldığı yanıt ise NATO üyesi ülkelerin burjuvazilerinin farklı ihtiyaçlarından kaynaklanan çelişkileri gözler önüne serdi.
Bütün bunlar NATO’nun karakterini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bu askeri ittifak bir emniyet sigortası değil sürekli atan, hatta atması üzere tasarlanan şaltere benzetilebilir. Bu örgüt güvenliğimizi sağlamak için değil, bölgemize ve dünyaya ateş saçmak üzere kuruldu. Dolayısıyla emniyetimiz için NATO’nun tamamen dağıtılması ve ülkemizdeki emperyalist üslerin kapatılması için mücadele etmeliyiz. Fakat bu başlı başına büyük bir görev olsa da NATO’nun dağıtılması için verilen mücadele başka emperyalist veya kapitalist devletlere dayanmamalı. NATO düşmanımızdır ama Çin ve Rusya egemen sınıfları da dostumuz değildir. Türkiye ve bölge halklarının güven ve barış içerisinde yaşamasının yolu NATO vb. karşıdevrim örgütlerinden kurtulmaktan ve emekçilerin iktidarını inşadan geçiyor.
Yorumlar kapalıdır.