Ücretlerimiz her gün eriyor! Temmuzda ve her 3 ayda bir ücretlere ara zam!
2026 başında yapılan ücret artışının yaklaşık yüzde 15’i enflasyon karşısında buharlaştı; asgari ücretin satın alma gücü dört ay içinde 4 bin 110 TL eridi. Bugün dört kişilik bir ailenin asgari gıda harcamasına karşılık gelen açlık sınırı 34 bin TL’ye dayanmış durumda. Yani asgari ücret, açlık sınırının yaklaşık 5 bin TL altında kaldı. Yılbaşında zaten bu sınırın bin TL gerisinde belirlenmişti. Geçen beş ay içinde emekçilerin lehine hiçbir gelişme yaşanmadığı gibi ücretlerle yaşam maliyetleri arasındaki bu uçurum daha da büyüdü. Çünkü ücretler dışında hemen her şeye zam geldi. Ulaşım, elektrik, su, kira, gıda… hepsi arttı. Yıllık gıda enflasyonu yüzde 35’e yaklaştı.
Yani bugün iki temel sorunla karşı karşıyayız. Birincisi, ücretler çok düşük ve bir işçinin temel yaşam maliyetini bile karşılayamıyor. İkincisi, zaten çok düşük olan ücretler her geçen gün daha da değer kaybediyor. Yani aslında her gün bir öncekinden daha ucuza çalıştırılıyoruz, her gün bir öncekinden daha yoksuluz!
Çünkü şimdi “enflasyona karşı mücadele”, geçmişte “hepimiz aynı gemideyiz”, “acı reçete” vb. söylemlerle sunulan sermayeden yana ekonomi programlarının faturası bizler için hep aynı. İktidarın yarattığı ekonomik yıkımın enkazı altında kalanlar hep emekçiler!
Önümüz temmuz… Yılın ilk altı ayı son bulurken, asgari ücrete ara zam tartışması bu tablo içinde şekilleniyor. Bir tarafta, ücret artışını enflasyon riski olarak gören, 2024 ve 2025 yıllarında emekçilerin alım gücündeki yüksek kayba rağmen ara zamdan kaçınmış iktidar var. Ancak iktidar ekonomik yıkımın yarattığı hoşnutsuzluğun da farkında ve bu süreci geçmişte (2022-23) olduğu gibi olası bir baskın/erken seçim yatırımına dönüştürme ihtimalini her zaman gündeminde tutuyor. Diğer tarafta ise bu ekonomik ve toplumsal yıkımın bedelini ödeyen emekçiler var. Ücretler meselesi bizler için seçim menfaatlerine indirgenemeyecek kadar zorunlu ve acil bir hayat mücadelesi halini almış durumda. Ancak emek örgütleri ve sosyalist sol tarafından halen güçlü bir birleşik mücadele gündemi haline getirilebilmiş değil. Bu nedenle iktidarın üzerindeki basınç hâlâ doğrudan emek hareketinin gücünden değil, daha çok toplumsal hoşnutsuzluğun seçim sonuçlarına etkisine dair “beka” hesaplarından kaynaklanıyor.
Bu açıdan, emek örgütlerinin öncülüğünde birleşik bir mücadele programı ve hattı örme ihtiyacı acil ve ertelenemez bir görev olarak duruyor. Temmuzda ücretlere derhal ara zam yapılması; asgari ücretin ve emekli aylıklarının insanca yaşayabilecek düzeye çıkarılması ve ücretlerin gerçek enflasyon oranında üç ayda bir otomatik olarak artırılması acil talepleri etrafında ortak mücadeleyi büyütmeliyiz. Böylesi bir eylem birliği; iktidarın ekonomik, politik, toplumsal tüm yıkım politikaları karşısında, emekçiden yana bir politik seçeneğin, emek ittifakının, üzerinde yükselebileceği bir zeminin de temelini oluşturabilir.
Yorumlar kapalıdır.