Kadınlar ve lgbti+lar neden hedefte?

Rejimin bir süredir kadın ve lgbti+lara dönük saldırılarını yoğunlaştırdığı malum. Yine bir süredir yargı paketleriyle ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan maddeler var. Nafaka hakkını, suça sürüklenen çocukları hedefe koyan; transların cinsiyet uyum süreçlerini zorlaştıran, “hayasızlık” suçunu genişletmeye çalışan düzenlemelerden bahsediyoruz. Ha geldi ha gelecek diye tetikte beklediğimiz bu maddelerin bizler için ne ifade ettiğini biliyoruz ve hayatlarımızın, bedenlerimizin ipotek altına alınmaması için canla başla mücadele ediyoruz. Peki ya iktidar için ne ifade ediyor bu düzenlemeler? Neden ısıtılıp ısıtılıp önümüze getiriliyor? Safi kadın düşmanı, lgbti+ düşmanı oldukları için mi? Kadın ve lgbti+ mücadelesi aileyi gerçekten tehdit ettiği için mi? İktidarlarını sürdürmek için düşmana mı ihtiyaçları var? Yoksa bunların hepsi birden tüm bu saldırıların sebebi olabilir mi?

Biraz daha genişten alalım. AKP ile de Tek Adam rejimi ile de sınırlı olmayan temel şey, aile kurumunu muhafaza etme çabası. Fakat bu zaten patriyarkanın ortadan kalkmadığı, yani kadınlar ve erkeklerin eşit-özgür yaşamı kurulamadığı sürece sabit olan şey. Biliyoruz ki patriyarkal kapitalizmin devamı kadınların aile içindeki ücretsiz emeğine, ücretli emeğinin ise istihdamdaki ikincil rolüne bağlı. İktidar da aileyi güçlendirmekten söz ederken aslında ev içi emeği güvence altına alan, kadınların istihdam dışına ya da esnek çalışma biçimlerine itilerek ekonomik bağımlılığını artıran ve farklı yaşam biçimlerini meşruiyet alanının dışına iten bir toplumsal düzenden bahsediyor.

Peki ama iktidar için tam da şu an aileyi bu kadar önemli yapan şey ne? AKP iktidarında feministlerle, kadın örgütleriyle yasa yazılan günlerden bugünlere nasıl gelindi? AKP’nin demokratik gericilik döneminden -Gezi, 7 Haziran ve en son başkanlık rejimi uğraklarının ardından- toplumsal, siyasal, ekonomik bir çoklu kriz dönemine geçmiş olmamız, durumun büyük bir bölümünü açıklar herhalde. Rejim bu koşullarda aileci politikalara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor ve kazanılmış haklarımızı tırpanlamak için fırsat kolluyor. Çünkü yoksulluk aile içinde yönetilmeye çalışılıyor, bakım yükü tümüyle aileye devrediliyor, kadınların ücretsiz emeği daha kritik hale geliyor. Patriyarkayı bu iktidar icat etmedi ama mevcut patriyarkal ilişkiler iktidarın kendi krizini yönetmenin araçlarından biri.

Baskı ve sindirme politikaları yalnızca bu alana dönük değil. Sopasız ayakta kalamayan Tek Adam rejimi tüm demokratik alana saldırıyor; aynı zamanda kendi tabanını konsolide etmek için “iç düşman”lar yaratıyor. Kadın mücadelesinin meşruiyeti kendimize yarık açmamızı sağlasa da toplumsal-siyasal alanın daraltıldığı bu iklimden azade kalamıyoruz. Feminist hareketin, kadın hareketinin kendi taleplerini gündemleştirebildiği günlerden savunma hattına savrulmuş durumdayız. Lgbti+ hareketi ise kadın hareketine kıyasla çok daha yeni ve daha toplumsal meşruiyetini kurma aşamasında ağır saldırılarla karşılaştı, karşılaşıyor; ayrıca “iç düşman” siyaseti için en zayıf halka olarak görülüyor. Nitekim iktidar, kadın mücadelesini ehlileştirmeye çalışırken lgbti+ mücadelesini doğrudan yok etmeye çalışıyor. Fakat krizlerinin devası olarak gördüğü bu saldırılar başarıya ulaşabilecek gibi görünmüyor. Toplumun yarısı kadın, lgbti+lar yaşamın her alanında. AKP’yi destekleyenleri de dahil. Bu kesimler doğrudan feminist hareketin bileşeni olmasalar dahi feminizm toplumun kılcallarında. Yani pek çok kadın ve lgbti+nın kendi yaşamında verdiği mücadele de siyasal alanın dışında değil. Ve hiçbirimizin haklarımızdan, özgürlüklerimizden vazgeçmeye niyeti yok.

Bugün yaşananları “kadın düşmanlığı” ya da “lgbti+ karşıtlığı” olarak tanımlamak doğru ama tek başına yeterli değil. Bu düşmanlıklar çoklu kriz döneminin ve patriyarkal kapitalizmin kesişiminde, daha geniş bir siyasal projenin içinde anlam kazanıyor. Çünkü hedef yalnızca kadınlar ve lgbti+lar değil. Hedef, herkesin nasıl yaşayacağını, nasıl çalışacağını kendilerinin belirlediği bir toplumsal düzen. Bu yüzden kadın ve lgbti+ mücadelesi ile diğer mücadeleler birbirinden ayrı düşünülemez. Bu yüzden çözümün de kestirme yolu yok. Demokratik alana dönük planlı programlı bu saldırılara karşı bizim de bütünlüklü bir mücadele programına ve tüm mücadelelerin Tek Adam rejiminden kopuş çizgisinde birleşmesine ihtiyacımız var.

Yorumlar kapalıdır.