Donald Trump, 9 Ekim’de beklenmedik bir şekilde, ABD ve dünya piyasalarına dizel yakıt arzını artırmak için Rusya Devlet Başkanı Putin’le anlaşmaya vardığını ve bunun Rusya-Ukrayna savaşında “enerji ateşkesi” anlaşmasının bir parçası olduğunu duyurdu. Putin’le 90 dakikalık bir görüşmenin ardından Trump, Truth Social’da şunu yazdı: “Rusya’nın ABD ve dünya piyasasına derhal en az 300 bin ton, kasım ayı boyunca 500 bin ton daha ve hemen ardından 1 milyon ton dizel yakıt tedarik etmesi kararlaştırıldı.”
Aşırı sağcı Trump’ın bu açıklaması yeni bir uluslararası politik skandala yol açtı. Rusya’nın emperyalist işgali nedeniyle dört yılı aşkın süredir devam eden Ukrayna savaşının ortasında Putin’le yapılan bu anlaşma, saldırgana doğrudan destek anlamına geliyor. Rusya bu yakıt satışından milyarlarca dolar elde edecek. İşin daha vahim yanı şu: Trump, Zelenski’yi bırakın bu görüşmeden haberdar etmeyi, anlaşmadan bile haberdar etmedi. Zelenski durumu sosyal medyadan öğrenince “Putin’e doğum günü hediyesi” açıklaması yaptı.
Trump böylece Rusya’ya uygulanan tüm ekonomik yaptırımları tek taraflı olarak hiçe sayıyor. Bu durum, Amerikan emperyalizminin liderinin, Ocak 2025’te göreve başladığından beri Putin’le açıkça bir pakt aradığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu da Ukrayna’nın teslim olması için Putin’i desteklemek anlamına geliyor. Böylece Ukrayna, tarihi topraklarının parçası olan, zorla ele geçirilmiş ve halihazırda Putin’in askeri kontrolü altındaki Donbas’ı ve Kırım’ı teslim etmeye zorlanıyor.
Trump, Biden başkanken, Şubat 2022’deki işgal sırasında örtülü biçimde yaptığını artık açıkça yapıyor. O dönem Biden, Zelenski’ye Ukrayna’dan çıkıp sürgüne gitmesi için bir uçak teklif etmişti. 2022’de CNN şu haberi yapmıştı: “Zelenski, ABD’nin kendisini başkent Kiev’den tahliye etme teklifini reddetti (…) ‘Savaş burada; bana cephane lazım, araç değil,’ dedi” (CNN, 26 Şubat 2022). Yani Biden, Kiev’i iki hafta içinde alacağını duyuran Putin’e Ukrayna’yı teslim etmekten yanaydı. Bunun gerçekleşmesini engelleyen, geniş çaplı bir askeri ve halk direnişi oldu.
Savaş dört buçuk yılı geride bıraktı ve görünürde bir çözüm yok. ABD, Avrupa emperyalizmleri ve Vatikan hiçbir zaman Putin’in yenilmesinden yana olmadı. Örneğin Papa Francis 2024’te “Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ‘beyaz bayrak’ çekme ‘cesaretini’ göstermeye ve Rusya ile savaşı sona erdirmek için müzakere etmeye” çağırmıştı (Infobae, 9 Mart 2024). Bu da Papa’nın Ukrayna’da haklı bir halk tepkisiyle karşılaşmasına yol açtı.
Tonlarca Rus dizelinin satın alınması anlaşması ve Trump’ın Ukrayna’ya Rus topraklarındaki petrol rafinerilerine yönelik etkili dron saldırılarını durdurması için yaptığı baskı, Rusya’nın işine yarıyor. Savaş tıkanmış durumda ve Rusya cephede ilerleyemiyor. Rus ekonomisi, savaş harcamaları nedeniyle yıpranmış durumda. Petrol ve petrol ürünleri üretimine indirilen darbelerle petrol rezervleri azalıyor. ABD’nin dizel alımı Rusya’ya milyarlarca dolarlık bir gelir sağlayarak nefes aldırıyor. Rusya ayrıca Ukrayna’nın rafinerilerini bombalamayı bırakmasına da ihtiyaç duyuyor. Trump’ın “enerji ateşkesi” talebi de bu yüzden. Ancak şimdilik ne Rusya ne de Ukrayna bunu kabul ediyor.
Oysa Trump’ın asıl hedefi Putin’le kapsamlı bir anlaşma yapmak. Bunun için Ukrayna’nın teslim olmasına oynuyor. Trump’ın açıkça Zelenski’yi sorgulamaya girişmesinin nedeni de bu. Çünkü Zelenski şimdilik “müzakere etmeyi”, yani açıkça teslim olmayı ve Rusya’nın Ukrayna’nın bir kısmını elinde tutmasını kabul etmiyor. Zelenski, her burjuva lider gibi, böyle bir teslimiyeti kabul etmenin hükümetinin kesin sonu olacağını biliyor. Öte yandan Zelenski’nin kapitalist hükümetinin ekonomi politikası, büyük oligarkların hizmetinde ve ciddi yolsuzluk unsurları taşıyor; bu da fiilen halk direnişini zayıflatıyor.
Trump, tabiri caizse, Putin adına, Zelenski’yi görevden uzaklaştırmak için seçim talep edecek kadar ileri gitti. Zelenski’yi “müzakere etmek istememekle suçladı ve Kremlin’in, çatışmanın gerginliğini azaltacak bir çözüme ulaşmakla ilgilendiğini belirtti (…) Devlet başkanının değişme zamanının geldiğini ileri sürdü ve Ukraynalılardan ‘anlaşma yapabilecek yeni bir lider bulmalarını’ istedi” (Clarín, Arjantin, 13 Ekim 2026).
Trump birkaç nedenle hiç çekinmeden Putin lehine hareket ediyor: 1) ABD emperyalizminin Trump’ın saldırgan ve sömürgeci politikalarıyla körüklenen siyasi, ekonomik ve askeri krizi büyüyor. Trump, Ukrayna savaşını bitirmeye çalıştığını göstermek zorunda; 2) Trump İran’a karşı yürüttüğü saldırı savaşında yenildi. Bunun sonuçlarından biri petrol fiyatlarındaki artış oldu; bu da özellikle ABD’de kapitalist ekonomik krizi derinleştirdi. Akaryakıt fiyatlarındaki artışın yol açtığı enflasyon, Amerikalıların yaşam standardını düşürdü; 3) Popülaritesi düştükçe, 3 Kasım’daki ara seçimlerde Kongre’deki çoğunluğu kaybetme tehlikesi artıyor. Akaryakıt fiyatlarını düşürmek için “önlemler” alıyor gibi görünmesi gerekiyor: Putin’den tonlarca dizel yakıt satın alma anlaşması bunun bir örneği.
Trump’ın Putin’le uzlaşarak yürüttüğü tüm bu faaliyetleri iki şeyi açığa çıkarıyor: 1) Kapitalist dünyanın egemen gücü olan ABD emperyalizmi, saldırgan ülke Rus emperyalizmi karşısında Ukrayna’nın ve Ukrayna halkının yenilgisini istiyor; 2) Birçok sol kesimin yaptığı gibi bu savaşı emperyalistler arası bir savaş olarak tanımlamanın yanlış olduğunu gösteriyor. Bu durum antiemperyalist ve sol öncü kesimlerde büyük bir kafa karışıklığı yaratmakta.
Dünya genelinde var olan bu kafa karışıklığı nedeniyle bunlar elbette zor tartışmalar. Üstelik birçok reformist sol önderlik, Putin’i ve Rusya’yı “antiemperyalist”miş gibi gösteriyor. Rusya emperyalist kapitalist bir ülkedir, Putin ise aşırı sağcı bir diktatördür. SSCB artık yok. Öte yandan Ukrayna, Avrupa burjuvazisinin yarısömürgesi. Tıpkı ABD’nin İran’ı işgal etmesi ya da ona saldırması gibi Rusya da Ukrayna’yı sömürgeleştirmeye çalışmak için işgal ediyor. Birbirleriyle savaşan iki emperyalist ülke söz konusu değil. Trump’ın Putin’le uzlaşmacı politikası da bunu gösteriyor: Bunlar savaşın eşiğindeki iki emperyalizm değil, Ukrayna’yı aralarında paylaşmak için anlaşma arayan iki ülke.
Trump, Ukrayna’yı emperyalistler arasında bir pazarlık kozu olarak gördüğünü açıkça gösteriyor. Ukrayna topraklarının büyük bir kısmını, ABD’nin başka bölgelerdeki çok sayıdaki saldırı operasyonunu engellememesi karşılığında Rusya’ya teslim etmeye hazır. Putin’in, Trump’ın Gazze planı karşısında çekimser kalması ve müttefiki Venezuela’ya yönelik ABD saldırısı ile Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılması karşısında hareketsiz kalması da buradan kaynaklanıyor. Trump, Ukrayna’yı, sağladığı askeri malzemenin bedeli olarak nadir toprak elementi kaynaklarının bir kısmını devretmeye zaten zorladı.
Elbette Avrupa Birliği’nin çeşitli güçleri ile Rusya arasında farklılıklar ve emperyalistler arası çatışmalar mevcut. Ama bunlar ABD ile AB arasında da var; öyle ki Trump, Danimarka’ya ait olan Grönland’ı ele geçirmeye bile kalkıştı.
Pek çok kişi “Ama Zelenski’nin arkasında Putin’in askeri yenilgisini destekleyen NATO var” diyor. Ancak bu doğru değil. 2022 işgalinden beri belirttiğimiz gibi ne ABD ne AB ne de NATO Putin’in askeri yenilgisini istiyor; aksine Ukrayna’yı paylaşmak için bir müzakere arıyorlar. Bu yüzden Ukrayna’ya ihtiyaç duyduğu miktarda modern silahı hiçbir zaman vermediler. Örneğin Avrupa ülkeleri ve ABD, Ukrayna’ya birkaç tank göndermek için 1,5 yıldan fazla bekledi ve bunların çoğu eskimiş modellerdi. Almanya yaklaşık 100 adet Leopard 1A5 gönderdi. Bu model “o kadar eski ki Alman eğitmenler, modelin en uzun süre kullanıldığı Hollanda ve Danimarka ordularının askerlerine ve 1980’ler ile 1990’larda yetişmiş eski Alman tankçılara başvurmak zorunda kaldı” (Clarín, Arjantin, 31 Ağustos 2023).
Ukrayna’nın askeri sanayisindeki güçlü yanı dron üretimi. Bu dronlar bir yıldır Rus topraklarında büyük tahribat yaratıyor. Bu da Ukraynalı teknisyenlerin, bilim insanlarının ve işçilerin dehası ve becerisi sayesinde oldu. Ama Ukrayna’nın en büyük askeri zaafı, Kiev’e ve diğer şehirlere her gün isabet eden modern Rus füzelerini durdurabilecek hava savunma sistemlerinin eksikliği. Bunları durdurabilecek olan şey, ABD yapımı Patriot önleyicileri. Ancak Ukrayna’nın elindeki önleyiciler tükeniyor ve yerine yenileri konmuyor. Birçok kişinin bilmediği gerçek bu. “Bir Patriot fırlatıcısı, tüpleri boş halde bir mısır tarlasının ortasında duruyor. Haftalardır ateş etmedi. Sistem çalışmadığı için değil, Kiev’in önleyicileri tükenmek üzere olduğu için” (El Nacional, Barselona, 18 Ağustos 2026). Trump eylül ayında Ukrayna’nın Patriot’ları üretebilmesi için lisans verme “olasılığını” açıkladı. Ancak bu, karmaşık bir sanayi zinciri ve son derece uzmanlaşmış bir teknoloji kurmayı gerektirdiği için yıllar sürebilir.
İki tarafın eşit derecede kötü olduğunu söylemenin hatalı olduğunu düşünüyoruz. İşçilerin Uluslararası Birliği-Dördüncü Enternasyonal (İUB-DE) üyesi devrimci sosyalistleri olarak ne NATO’nun yanındayız ne de Zelenski’nin burjuva hükümetini destekliyoruz. Biz, dört yılı aşkın süredir topraklarını işgal eden Rus emperyalizmine karşı koyan Ukrayna halkının direnişini destekliyoruz. Aynı şekilde Trump’ın saldırganlığına karşı İran’ı destekliyoruz; ama bu, Ayetullahların diktatörlük rejimini desteklediğimiz anlamına gelmiyor. Marksizmin ustalarını izleyerek şu tespitte bulunuyoruz: Bu savaşta söz konusu olan, ezilen bir ulusun, Ukrayna topraklarının büyük bir kısmını ele geçirmek isteyen işgalci güç Rus emperyalizmine karşı direndiği haklı davasıdır.
Karşıdevrimci bir önderliğe sahip haklı bir savaş tarihte ilk kez yaşanmıyor. 1937’de Troçki, yarısömürge ve kapitalist Çin’i emperyalist işgalci Japonya’ya karşı savaşında desteklemişti. Üstelik Çin’i o dönem, 1920’lerin ayaklanma ve isyanlarında binlerce işçi ve köylüyü katleden, faşist ve katil bir diktatör olan Çan Kay Şek yönetiyordu. Çin önce Hitler Almanya’sından, ardından ABD emperyalizminden, daha sonra da SSCB’den silah aldı. Biz tarihten çıkarılan dersleri izliyoruz. İzlemeseydik, Troçki’nin yanıldığını söylememiz gerekirdi.
Aynı şekilde 1982’de Nahuel Moreno ve Sosyalist İşçi Partisi (PST) ile birlikte, soykırımcı bir diktatörlüğün yürüttüğü Malvinas (Falkland) Savaşı’nda Büyük Britanya’ya karşı Arjantin’i destekledik. O dönemin mücadele sloganı bugün hâlâ geçerli: “Malvinas Arjantin’indir.”
