Emperyalist-Siyonist saldırının karşısında, İran halkının yanındayız

Şubat ayının son günü, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in “Epik Öfke” adını verdikleri, İran’a yönelik emperyalist saldırı ile başladı. İran İslam Cumhuriyeti’nin lideri Ali Hamaney ve çok sayıda üst düzey görevlinin de öldürüldüğü saldırıda İran’ın askeri merkezleri, nükleer tesisleri ve diğer stratejik noktaları ile balistik füze rampaları vurulmaya devam ediyor. Pentagon, şu ana kadar binden fazla hedefin vurulduğunu açıkladı. Bu saldırılara karşılık olarak İran da yaklaşık 10 ülkedeki -çoğunluğu Arap ülkesi- ABD üslerini ve donanmasını hedef alarak İsrail işgal devletine misillemede bulundu. İsrail ayrıca Lübnan’a yönelik saldırılarını da sıklaştırdı.

ABD’nin 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu’daki en büyük askeri yığınağını gerçekleştirmesi ve bölgedeki ABD konsolosluklarının boşaltılması, saldırının yaklaştığını gösteren işaretler arasındaydı. Dünyanın en büyük savaş gemisi olan USS Gerald Ford’un da parçası olduğu 23 savaş gemisini Akdeniz, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı yakınlarında konumlandıran ABD, kendi toprakları dışında konuşlandırılabilir hava gücünün yaklaşık olarak yarısını bölgeye göndermişti.

Süregelen saldırılar, ABD ve İsrail’in yoğun emperyalist baskısı altında geçen, haftalar süren müzakerelerin ardından geldi. Saldırının hemen öncesine kadar devam eden Cenevre’deki müzakerelerde ABD-İsrail tarafı, İran’dan nükleer zenginleştirme programını tamamen durdurmasını; Irak, Lübnan ve Yemen gibi bölgelerdeki faaliyetlerine son vermesini ve balistik füzelerle İsrail için bir tehdit olmayı bırakmasını talep etmişti. İran’ın ise yalnızca nükleer programa dair tavizler vermeyi kabul ettiği biliniyordu. Savaşın hızlı bir şekilde sona erip ermeyeceğini ve hem ABD hem de İsrail için kabul edilebilir bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceğini tahmin etmek oldukça güç. İsrail işgal ordusu subaylarına dayandırılan haberlerde, savaşın en az birkaç hafta sürebileceği ve sonunun ufukta görünmediği iddia ediliyor.

Savaşın nasıl devam edeceğini öngörmek pek kolay olmasa da bu savaşın bölge halklarına ve işçi sınıfına herhangi bir fayda getirmeyeceği oldukça açık. ABD Başkanı Trump’ın başlattığı saldırılarla birlikte İran halkına yönelik “ülkenizi geri alın” çağrısının ikiyüzlülüğünü anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok. Halihazırda İsrail’in Gazze’de ABD desteğiyle sürdürdüğü soykırım, emperyalizmin mutlak gerici karakterinin ve bölge halkları için kan ve gözyaşından başka bir şey vaat etmediğinin delilidir. Ayrıca İran’a yönelik saldırıların yalnızca rejime değil, aynı zamanda İran halkına yöneldiği de ortada. Henüz saldırıların başında, İsrail’in hedef aldığı İran’ın Minab kentindeki bir ilkokulda en az 170 çocuk ve öğretmenin katledildiği gelen haberler arasında. Sayısı artırılabilecek bu gibi örneklerden anlaşılacağı üzere, İran’a yönelik saldırıların, ocak ayında molla rejimine karşı haklı bir şekilde gerçekleşen seferberliklerle hiçbir ilişkisi yoktur. Bu saldırının amacı, soykırımcı İsrail’in güvenliğini garanti altına almak ve ABD’nin Ortadoğu üzerindeki kontrolünü pekiştirmekten ibarettir. Dolayısıyla ABD ve İsrail’in, diğer emperyalist ülkelerin ve gerici bölge rejimlerinin de desteklediği ya da en azından göz yumduğu saldırısına amasız fakatsız karşı çıkmak ve İran halkının yanında olmak gerekir.

Emperyalist müdahaleye karşı çıkış, elbette molla rejimine politik destek vermek veya onun kendi halkına ve başka halklara karşı suçlarının üstünü örtmek anlamına gelmiyor. Bu destek, baskıcı ve gerici rejime dair herhangi bir yanılgıya kapılmadan İran’ın emperyalist saldırganlığa karşı direnme hakkını savunmak anlamına geliyor.

Tek Adam rejiminin ikiyüzlü dış politikası

Tek Adam rejiminin mevcut gelişmelere ilişkin yaklaşımı ise ABD emperyalizmi ile bağımlılık ilişkileri bağlamında şekillenmeye devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD ve İsrail’i kınadığını ifade etse de İran’ın her ne gerekçe ile olursa olsun Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını da desteklemediğini ifade etti. Bu açıklama, İran’ın misilleme saldırılarının ABD üslerine yöneldiği gerçeğini örterek iki tarafı adeta eşit bir suç işlemiş gibi göstermektedir. Bununla birlikte Türkiye’nin NATO’nun parçası olması ve en büyük ikinci ordusuna sahip olması, ayrıca Türkiye topraklarında bulunan İncirlik ve Kürecik üslerinin de emperyalizmin hizmetinde olmayı sürdürmesi dikkat çekicidir. Tek Adam rejiminin İran halkının yanında olmadığını, ocak ayındaki ayaklanmada molla rejiminden yana aldığı tutum ortaya koymuştu. Tek Adam rejiminin temel hedefi, “istikrar” ortamının korunması yoluyla Türkiye kapitalizminin ve rejiminin bu gibi süreçleri zararsız atlatmasıdır. Savaşın çıkmasının ardından da bu politikasını, iki taraf arasında kendisini arabulucu olarak konumlandırmaya çalışmak suretiyle hayata geçirmeye çalışıyor.

Ana muhalefetin bu bağlamdaki politikası ise her geçen gün iflas ettiği ortaya çıkan uluslararası hukuka uyma çağrısının ötesine geçmiyor. Tarafları itidale davet eden Özgür Özel, bölgede istikrar vurgusu yaptı. Emperyalist müdahale karşısında pasif bir itidal çağrısı ve emperyalist güçlerin ayakları altına aldıkları uluslararası hukuka uyulması daveti, kitleler tarafından da faydasız olduğu kabul edilen bir politika olarak karşımıza çıkıyor. 

Dem Parti ise üçüncü yol çağrısı yaptı. Bu çağrı da emperyalizmin saldırganlığı karşısında net bir duruş sergilemekten uzak. Emperyalizme karşı net bir duruş almak ile molla rejimini politik olarak desteklemenin birbirinden ayrılması oldukça önemli bir ihtiyaç olsa da bu görevin, emperyalist saldırganlığa karşı çıkarak ve İran halkının yanında durarak başlaması gerektiği atlanmamalıdır. 

Bu çerçevede, Erdoğan yönetiminin ikiyüzlü dış politikasını reddettiğimizi bir kez daha vurguluyoruz. Siyonizmin hizmetinde İran’ı gözetlemek için kurulmuş Kürecik üssü derhal kapatılmalıdır. İncirlik ve ülkedeki tüm yabancı askeri üsler kapatılmalı, Türkiye NATO’dan çıkmalıdır. Siyonist rejime ilişkin hamasete son verilmeli; askeri, ticari, diplomatik tüm ilişkiler kesilmelidir. Bu talepler ekseninde, emek örgütlerinin ve solun en geniş eylem birliğini sağlayarak emperyalist ve Siyonist barbarlığa karşı mücadeleyi büyütmeliyiz.

Yorumlar kapalıdır.