Batıya kayyum, Kürtlere çözüm mümkün mü?
İktidarın “Terörsüz Türkiye” adı ile yürüttüğü süreç, CHP’li belediyelere yönelik kayyumların ardından mutlak butlan kararıyla CHP yönetimine kayyum atanan bir atmosferde devam ediyor.
Kürt halkının haklı demokratik talepleri net. Elbette Kürt halkının tüm demokratik haklarının amasız fakatsız tanınması ve her türden çatışmanın sonlanması Türkiye’deki tüm emekçilerin çıkarınadır.
Peki bu kardeşliğe nasıl ulaşılır? Meseleye sorunun temelinden yaklaşmak anlamlı olur. Türkiye’de kapitalist düzeni bir vücuda benzetseydik bu vücudun bir ayağıyla işçi emekçileri ezip, diğer ayağıyla da Kürt halkını ezerek dik durabildiğini söylerdik. İşçi sınıfının örgütlenme hakkı ile Kürt halkının demokratik talepleri ayrılmaz iki kardeştir. Türkiye’de Kürtler özgür olmadan emekçiler, emekçiler özgür olmadan da Kürtler özgür olamıyor.
Buna rağmen rejim içi aktörler bundan birkaç yıl önce hayal dahi edemeyeceğimiz şeyler söylüyor. Bahçeli, Öcalan’a koordinatör statüsü verilmesini isterken AKP sözcüsü Ömer Çelik de “Cumhurbaşkanımızın talimatlarını, sayın Bahçeli’nin açıklamalarını ele alarak (…) yol haritamızı güncelleyerek devam edeceğiz” diyen “olgun” açıklamalarda bulunuyor.
Peki somut olarak ne oluyor? Kürt halkının demokratik haklarına dair anayasal güvence tartışılmazken, alınan tek mesafe, kayyum atanmış DEM’li belediyeler sahiplerine iade edilmeksizin yeni belediyelere kayyumlar atanmaması oldu.
Bu tabloda “CHP’ye yönelen kayyumlarla işçi sınıfı ve Kürtlerin ne ilişkisi var?” diye soran bile yok. Çünkü bir burjuva muhalefete dahi tahammülü olmayan rejimin ne işçiler ne de Kürtler için özgürlükle ilişkili bir tasavvuru olduğunu artık herkes biliyor.
Baskıcı rejim her şeye rağmen sandık meşruiyetine ihtiyaç duyuyor ve bunu elde edebilmek için burjuva muhalefeti ezip Kürt halkını oyalamaya çalışıyor. Yani dört bir yanından sıkışan, meşruiyetini yitiren, halkın hiçbir sorununa deva olamayan rejim, ancak muhalefeti sindirip, Kürt halkına yapay umutlar vererek ayakta kalmayı hedefliyor.
Şu aşamada rejim kendi en geniş hak ve özgürlük sınırlarını zorlasa dahi Kürt sorununa çözüm üretemez. Özgür Özel’in İzmir mitingine tahammülü olmayan rejimin Kürt halkına özgürlük vaat etmesi mümkün değil ve Kürt halkı herkesten önce bu gerçeğin ayırdındadır.
Peki ne yapmalı? Başta Kürt halkının temel demokratik hakları olmak üzere, işçi sınıfının eksiksiz örgütlenme hakkını, yoksulluk batağından çıkmak için ihtiyaç duyduğu güvenceleri, ekolojik yıkımların engellenmesini ve daha nice tartışılmaz demokratik hakkını içerecek yeni bir anayasa için Kurucu Meclis istemeli ve bunun için mücadele etmeliyiz.
İşçi Demokrasisi Partisi olarak bizler saydığımız tüm demokratik hakları tanıyacak bir işçi emekçi hükümetinden yanayız. Öte yandan, demokratik haklar mücadelesi veren muhalefet kesimleri ve sonuna kadar hak ettiği hakları için mücadele eden Kürt halkıyla beraber bağımsız ve egemen bir kurucu meclis çağrısında bulunmanın bugünkü baskıdan kurtulmaya yarayan bir geçiş olacağına inanıyoruz.
Kalıcı, güvenilir ve gerçekçi bir çözüm kapalı kapılar ardında ve güvenilmez vaatlerle değil, bu şekilde yaratılabilir.
Yorumlar kapalıdır.